Atalarımızın güzel bir özdeyişi vardır. “Komşu, komşunun külüne MUHTAÇTIR”
Bu atasözünü, Türk ve Rumların birbirine ihtiyaç duydukları her dönemde, hatırlarım.
Kıbrıs Cumhuriyetinde, İskele bölgesinde, depolanmış olan kaçak Suriye silahlarının patlamasıyla, Rum tarafındaki elektrik santrali büyük zarar görmüş ve o dönemde, Türk tarafı, tarihte ilk kez, Rum tarafına elektrik vermişti.
Türk tarafının Rum tarafına elektrik satması, o dönemde Rum basınınca da desteklenirken, fanatik birkaç sesin hiçbir etkisi olamamıştı.
Şimdi de, Cuma gününden beri, TEKNECİK elektrk santralındaki arıza nedeniyle, Rum tarafı ile elektrikte BAĞLANTI KURULDU.
Artık, kuzeydeki FANATİK MİLLİYETÇİLER de Rum elektriği kullanıyor.
Globalizm çağında, hemen hemen tüm ürünler, dünya çapındaki büyük şirketlerin patentini taşımaktadır.
Örneğin, Araba alırken, ister Rum , isterse Türk olsun, dünya çapındaki araba markalarından seçim yapıp, almaktadır. Hemen hemen her ürün artık dev dünya şirketlerine aittir.
Kıbrıslılar, ister Türk, ister Rum olsun, ELEKTRİK üretmek için gerekli yakıtı veya gazı, yine dünya çapındaki ŞİRKETLERDEN almak zorundadırlar.
Gündelik hayatın hemen her alanında, dar milliyetçilik kalıpları yıkılalı nerdeyse iki yüzyıl geçiyor.
Aşırı milliyetçi sloganlar ise, kendi burjuvalarımızın, sömürü alanına TEK BAŞINA sahip olma isteğinden başka birşey değilir.
Çözümle, halk emeğini, istediği ülkede, istediği değerde satmak hakkına kavuşacaktır.
Hızmet alımındaki çeşitlilik de tüketiciye ek haklar kazandırırken, dünya çapındaki rekabet de, ister Türk, ister Rum olsun, işletmeleri daha doğru bir temele oturtma disiplini yaratacaktır.
Özellikle telekonomikasyon sisteminde, mobil telefonlarında, Kuzey Kıbrıs’taki şirketlerin aşırı sömürüsü, dikkat çekicidir.
Güneydeki üst düzey bir iş adamının aylık cep telefonu ücreti 30 Euro, yani 90 TL mertebesinde iken, Kuzey’de, aynı koşuldaki bir iş adamı en az 600 TL civarında bir para ödemektedir. Bu bile, MANDRALARIN , aşırı sömürü aracı olduğunun iyi bir örneğidir.
Elektrik alanındaki işbirliği, her iki tarafın birbirine olan bağımlılığın da işaretidir.
Adamızın, yeterli su kaynaklarına sahip olamaması, dıştan gelecek suyun da gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Çözümle birlikte ,Türkiye’den ADA’ya borularla getirtilen su da, her iki toplumun gelişiminde önemli bir rol oynayacaktır.
Suyun yönetimi konusunda, Türkiye ile olan sorunlar mutlaka giderilecektir. Bu su, hem ticari ve hem de stratejik yönleri olan bir konudur. Ayrıca Türkiye’nin İTİBAR PROJESİ’dir.
Bu projenin uygulanırlığının gerçekleşmesi, ELEKTRİK ve GAZ konusunda da ADA’nın, dünya ile bütünleşebileceğinin işaretidir.
Dünya pazarları, globalizmle bütünleşip tek Pazar olurken, Rum -Türk çatışması ve milliyetçiliğin aşırı bölünmeci yapısının adada etkin olması beklenebilir mi?
ADA’da yaşanan süreç bölünme değil, İŞBİRLİĞİ ve BİRLEŞME sürecidir.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























