Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mülkiyette yaşananların kısa hikayesi

Tarih bilinci olmadan olayları yorumlamaya çalışmak, komik oluyor.

Bu yazıda, 1571’den sonra, Osmanlı topraklarına silah gücüyle katılan Kıbrıs’ın, Avrupa’da ortaya çıkan milliyetçilik akımları sonucu, geçirdiği tarihi serüvenin ve MÜLKİYET ŞEKİLLENMESİNİN kısa bir hikayesini derleyeceğiz.
Bu hikayede, iç gelişmeleri belirleyen ana faktörün, DIŞ GELİŞMELER olduğunu yeniden hatırlayacağız.
Birçok insan kendi irademizle, Kıbrıs’taki gelişmelere yön verebileceğimizi düşünmektedir. Oysa, Kıbrıs’ta her dönemde yaşananların arkasında, dış güçlerin EGEMENLİK kurma stratejileri yatmaktadır.
19. yy’da Osmanlı Devleti’nin yaşadığı hızlı gerileme dönemi, askeri başarısızlıkları da beraberinde getirmiş ve bunun bir sonucu olarak, 1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus savaşında, Osmanlı Devleti savaşı kaybetmişti.
Savaşı kazanan Rusya, bugünkü YEŞİLKÖY Havaalanı’nın bulunduğu bölgeye kadar ilerlemiş ve İstanbul’u tehdit eder hale gelmişti.
Savaş sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması ve daha sonra toplanan Berlin Kongresi ile Kars, Ardahan ve Batum Ruslara bırakılmış; Bulgaristan Devleti kurulmuş; Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsızlık kazanmış; Bosna-Hersek Avusturya yönetimine geçmişti. Ayrıca zor duruma düşen Osmanlı Devleti, 4 Haziran 1878’de İngiltere’yle yaptığı gizli savunma antlaşmasıyla (Kıbrıs Antlaşması) Rus tehlikesine karşı, geçici olarak Kıbrıs’ın idaresini İngiltere’ye devretmişti. Ancak ada, hukuken Osmanlı Devleti’ne bağlı kalmaya devam etmişti.
Fakat bu antlaşma yeterli değildi; çünkü antlaşma, adadaki Müslüman halkın çıkarlarını, devlete ait taşınır ve taşınmaz malların geleceğini, adanın ne şekilde yönetileceğini ve İngiliz yönetim süresinin ne kadar olacağını düzenleyen hükümler içermiyordu.
Bu sebeple, 1 Temmuz 1878’de, 4 Haziran Antlaşmasına “Ek” olarak yeni bir antlaşma imzalanmıştı. Bu gizli ek antlaşmaya göre, yıllık 92 bin altın karşılığı İngiltere’ye kiralanan ada; Rusların Kars, Ardahan ve Batum’dan çekilmesi durumunda, Osmanlı Devleti’ne geri verilecekti. Ancak TOPRAK DÜZENLEMELERİ İngiliz otoriteleri tarafından yapılabilecek ve İngilizler ada üzerinde, mülkiyet ilişkilerini değiştirebilecekti.
3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litowsk Antlaşmasıyla Rusya, Kars, Ardahan ve Batum’u Osmanlı Devletine geri verdiği zaman Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında imzalanan 1 Temmuz 1878 tarihli ek anlaşmanın 6. maddesi uyarınca İngiltere’nin Kıbrıs’ı Türkiye’ye geri vermesi gerekirdi.
Ancak 5 Kasım 1914’te İngiltere, I. Dünya Savaşı’nın çıkmasını gerekçe göstererek, Osmanlı İmparatorluğu ile çarpışan bir devlet olduğunu da hatırlatarak, Kıbrıs’ı tek taraflı olarak ilhak etti ve bu ilhak Türkiye tarafından 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması’yla kabul edildi.
Zaten Türkiye, Misakı Milli sınırlarını ilan ederken, Mustafa Kemal ve Arkadaşları, Kıbrıs adasını, yeni kurulacak Türk devletinin sınırları dışında tutacaklarını belirtmişlerdi.
Lozan Antlaşmasıyla, Kıbrıslı Türklerin seçme haklarını kullanarak, Türk vatandaşlığı ile İngiliz vatandaşlığı arasında bir tercih yapmaları istendi. Türk vatandaşlığını tercih edenler Türkiye’ye göçe başladı ve bu göç 1940’lara kadar sürdü.
Lozan Antlaşmasının 16. maddesinde, Türkiye’nin Kıbrıs ve diğer adalar üzerindeki her türlü hakkından ve sıfatından vazgeçeceği ve adaların geleceğinin ilgililerce düzenleneceği belirtilmişti. Bu durumda Türkiye, adayla ilgili hiçbir söz hakkına sahip olamayacaktı.
Lozan antlaşmasıyla adayı İngiliz’e devredilen antlaşma, Kıbrıs’taki toprak mülkiyetinin de yeniden düzenlenme yetkisini İngiliz otoritelerine vermekteydi.
İngilizler bu yetkiyi kullanarak, tüm Kıbrıs’ta, kullanılmayan kilise, vakıf malları da dahil olmak üzere, tüm malları, şahıslar veya devlet üzerine kaydedecek çalışmalar yaptılar.
Şimdiki mülkiyet ilişkilerinin ve tapuların şekillenme süreci böyle yaşandı.
1960larda, Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken de, tüm tartışmalı mülkiyet sorunları, İngilizlerin Türk toplumuna ödedikleri 500 BİN İngiliz Lirası ile biterek, son şeklini aldı.
Mülkiyette, yaşananların kısa hikayesi budur.