Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Paylaşamadıklarımız ne?

 

Dünya üzerinde, dünya tarihi açısından, çok küçük bir periyotta gelip geçen biz insanların bencilliği, ben- merkeziyetçiliği gerçekten hayret verici.
Doğar doğmaz, iş birliği yerine, azgın bir rekabetçilikle donatılıyoruz. Daha okul sıralarında, hep beraber eğlenerek öğrenme, paylaşarak mutlu olma yerine, EN İYİSİ olma dürtüsüyle, bireycilik bataklığına sürükleniyoruz.
Yıllarca öğretmenlik yapmış bir insan olarak, hiçbir öğrencinin, başka birinden daha değerli veya değersiz olduğunu görmedim. Tüm çocuklar, olumsuz rekabetçi ve bireyci koşullara rağmen, belli bir yaştan sonra, toplumsal bir alanda görev almakta ve etraflarını, tüm olumsuz koşullara rağmen, değiştirmeye çalışmaktadırlar.
Matematikten, fizikten başarısız olan nice çocuklarımız, usta bir makinist, iyi bir mobilyacı veya tarımda başarılı olan bir insan olarak, bir müddet sonra karşımıza çıkmaktadırlar.
Hem bireysel olarak, hem toplumsal olarak, mutlu olmanın yolu, paylaşmayı öğrenmek, kendini başkasının yerine koyabilmek ve bulunduğumuz makam ne olursa olsun, alçak gönüllü olmaktan geçer.
İnsani değerler, bencillikten arınmış, paylaşımcı ve çatışma yerine uzlaşma kültürünün ön plana çıktığı değerlerdir.
Ülkeler de insanlara benzer.
Ben merkeziyetçi ideolojiyle donatılan uluslar, belli bir süre, diğer uluslar üzerinde baskı kurabilirler. Ancak bu baskının yarattığı tepki, bir süre sonra, zıddına dönüşmekte ve karşısındakini dikkate almama davranışı, birçok kesime önemli tahribatlar yaratmaktadır.
İster Kıbrıs sorunu olsun, İsterse Filistin-İsrail sorunu veya geçmişte kalan, Yugoslavya, Sovyetler Birliği ve diğer ülkelerdeki etnik sorunlar olsun, geriye daima acı, bölünme ve gözyaşı bırakmaktadırlar.
Türkiye’de bir dönem, aşırı Türk milliyetçiliğinin, Kürtleri, Rumları, Ermenileri ve diğer azınlıkları, ısrarla görmeme ve yok etme siyasetinin, Türkiye halklarına verdikleri acılar hala sürmektedir.
Kıbrıs’ta, 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde, herkesin eşit ve mutlu yaşaması ön plana geçirileceğine, ANAVATANLARLA BİRLEŞME dürtüsü ve diğer etnik kimliği dikkate almama siyasetleri, 50 yıldan fazla bir süredir, herkese büyük acılar, göçler, parçalanmalardan başka ne verdi ki…
İnsan olamamanın ardında, sınıf mücadelesinin azgın yıkıcılığını da unutmamak gerekmektedir.
Tüm kaynaklara tek başına egemen olma siyaseti, uluslaşma sürecinin de tetikleyicisidir.
Belirli bir grup, kendi egemenliğini sağlamlaştırıp yaymak için, kendisine, Türk, Rum, İngiliz, Kürt veya Katolik, Müslüman, Ortodoks, Protestan vb kimlikleri vermekte ve kendi etiketinin dışındakileri karşısına alacak siyasetlerle bölünmeyi teşvik etmektedir.
Nasıl olursa olsun, bölünmeyi teşvik eden her akımın etrafında, azgın bir baskı ve sömürü siyaseti de at başı gitmektedir.
Siz çocuğunuzu, okulda veya iş alanında en iyi olmaya şartladığınız anda, bireyciliği ve ben merkeziyetçiliği de çocuğunuza aşılamaktasınız.
Bireycilik ve ben merkeziyetçilikse, insanları gelecekte, farklı olanı ret etme noktasına getirmektedir.
Farklı yollara, basitçe sürüklenen insanların çok farklı yerlere varması kaçınılmazdır.
Enternasyonalist düşünme, tüm ulusların, bir elin parmakları gibi olduklarını kavramayı gerektirir. İnsanlar arasındaki her tür farklılıkların gerçekte bölünme değil, zenginlik olduğunu dikkate alan politikalar, dünyayı daha yaşanılır bir hale getirir.
Paylaşma duygusunun geri plana itildiği her alanda, ezilmenin ve acının, parçalanmanın acı tohumlarının derinlere ekildiği unutulmamalıdır.