Kıbrıslı çözüm balonu söneli hayli yıllar oldu. Yıllardır, Kıbrıs görüşmelerinde, yer almayan hiçbir siyasi hareket kalmadı. Sağ ve Sol’un tüm kombinasyonlarında, çözümü ilerletmek için yapılan tüm girişimler yetersiz kaldı. Ancak, Kıbrıs sorununda bir arpa boyu yol alınamadı.
Ortaya çıkan en önemli gerçek, Kıbrıs sorununun bir iç değil, dış sorun olduğu gerçeğidir. İç güçlerin bu sorunu çözmede yetersiz ve isteksiz kaldıklarıdır.
Soğuk Savaş döneminde, Amerika ve Rusya’nın dünyaya ve Orta Doğu’ya egemen olma dalaşı, Kıbrıs’ı bölünmeye kadar götürmüştü. Şimdi, bu bölünme, yeni bir ayarı gerektiriyor. Kıbrıs’ta artık, Türk-Rum çelişmesi yerine, AB-AMERİKA ile Rusya’nın dünya çapındaki hegemonya dalaşması ön plana geçmiştir.
Son Ukrayna krizinden sonra, Amerika ile Rusya arasındaki dalaşma ve didişme daha da ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu dalaşmada, Kıbrıs, AB’nin bir parçası olarak, her geçen gün Rusya’dan uzaklaşarak, ABD’ye ve AB çıkarlarına yaklaşmak zorunda kalacaktır. Yaşamakta olduğumuz sürecin ana karakteristiği budur…
Ban Ki-moon’un Kıbrıs özel temsilcisi ataması ve bu temsilcinin hemen göreve başlaması, arkasında büyük bir AB-ABD desteği olduğunun da göstergesidir.
Güney Basınında ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin, adayı önümüzdeki günlerde ziyaret etmeyi düşündüğüyle ilgili yazılar gittikçe çoğalmaktadır. Bu haberlerde, Kerry’nin, Tayyip Erdoğan’la yapmış olduğu görüşmede, Kıbrıs konusunu çözmede Türkiye’nin kararlı olduğunu tespit ettiği yazılmaktadır.
Kerry, bu tespitini, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Anastasiadis’e de doğrudan iletmiştir.
Yeni BM görüşmecisinin de, görüşmelerin daha ileri bir aşamaya geçtiğini vurgulamasının ABD’nin direk baskısıyla gerçekleştiği, Rum basınında çıkan yazılardan da anlaşılmaktadır.
Beklenildiği gibi, Kıbrıs konusundaki ayar, kesinlikle Amerikan PATENTLİ olacaktır.
Özellikle Irak ve Suriye’de hızla güçlenen IŞİD örgütü, Türkiye’yi de yeni bir yol ayrımına getirmektedir. Bu yeni yol ayrımında, Batı ve Amerika’ya meydan okuyan bir Tayyip Erdoğan yerine, hızla bir göçmen sığınağı durumuna gelen Türkiye’nin Batı’nın yardımını talep eden bir pozisyona gireceği kesindir.
Amerika, bu durumdan, mutlaka faydalanıp, Orta Doğu’daki etkisini yeniden arttırmak isteyecektir.
Amerikan dış politikasının mimarı ve uygulayıcısı Kerry ve Biden’dan başkaları değildir. Bu ikilinin çizdiği siyasi çizgi, Orta Doğu’yu yeniden düzenlemedir.
Kerry, Kıbrıs’ta görünür bir ilerleme olmadan, Kıbrıs’a gelmeyeceğini, hem Tayyip Erdoğan’a, hem de Anastasiadis’e bizzat iletmiştir.
Kıbrıs, gittikçe derinleşen ekonomik kriz yetmezmiş gibi, şimdi de AB’nin Ukrayna krizi dolayısıyla, Rusya’ya uygulamaya başladığı ekonomik ambargo nedeniyle, Rusya pazarını da kaybetmeye başlamıştır. Bu, Rum ekonomisini daha büyük krizlere sokacaktır.
Kıbrıs’ın, artık AB ve Amerika’ya daha fazla ihtiyacı olacaktır. Bu ise, dış dinamiklerin baskısını daha da etkili hale getirecektir.
Türkiye de, Orta Doğu BATAKLIĞININ içine hızla çekilmektedir. Bu bataklıktan kurtulabilmesi içinse, Batı’nın ekonomik ve siyasi yardımını daha fazla isteyecektir.
Kerry ve ekibi, bu dalgalı denizlerde, ortaya çıkan zor durumları mutlaka kendi politik çıkarları için KULLANACAKTIR.
Kerry’nin Kıbrıs’a gelme arzusunu bu geniş çerçeve içerisinde değerlendirmek, en doğru bakış açısı olacaktır.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























