DEFTERALI’YI ANLATTI: Dr. Bülent Dizdarlı’nın, beşinci kitabı “Efsaneden Doğan Efsane Mustafa Defteralı” kitapseverlerle buluştu. Dr. Bülent Dizdarlı kitabını çok sevdiği arkadaşı ve ona bir vefa borcu bulunduğunu düşündüğü Çetinkaya Spor Kulübü eski Başkanı, ülkenin ve spor camiasının sevilen ismi Urcan Vangöl’e ithaf etti. Kitabı yazmasında bir diğer önemli rol ise spor tarihi açısından efsane olmuş Mustafa Defteralı’ydı
Gizem DAVULCU
Dr. Bülent Dizdarlı 5. kitabı olan “Efsaneden Doğan Efsane Mustafa Defteralı”yı kitap severlerle buluşturdu. Biz de Havadis Gazetesi olarak Dizdarlı’yı ziyaret edip keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Dizdarlı yeni kitabını okuyucuları için anlattı.
Bu sizin 5. kitabınız. Genel olarak bir değerlendirme yapar mısınız?
B.D.: Evet bu benim beşinci kitabım. İlki Halkın Sesi Gazetesi’nde yazdığım dönemdeki makalelerimden derlemeler olan “Dünyanın Merkezinde Hayatla Polemik” idi. Kendi yayınımdı. İkinci kitabım bir romandı. “Güneşe Kaçmak” isimli bu romanda hâlâ günümüzde kanayan ciddi bir yara olan insan kaçakçılığı konusunu işlemekteydi. Bu romanda kendi yayınım olarak çıkmıştır. Daha sonra bir Kıbrıs Türk tabipleri Birliği Yayını olan “İmhotep’in İzinde 50 Cefa 50 Deva” adlı kitabımı çıkardım. Bu kitapta meslektaşım elli hekimle, elli değişik hastalık hakkında yaptığım söyleşiler yer almaktaydı. Bu söyleşiler aslında önce Havadis gazetesinin Hayat ve Poli Dergilerinde yayımlanmıştı. Dördüncü kitabım yine bir roman oldu. “Kuyu Mezarları Ülkesi” ülkemizde ki kayıp insanları ve faili meçhul cinayetleri temelde konu alan bir roman olarak çok ilgi çekti. Bu kitap bir Khora yayını olarak çıkmıştı. Elinizde tuttuğunuz “Efsaneden Doğan Efsane Mustafa Defteralı” adlı biyografi kitabımda bir Khora yayını olarak çıkmıştır.

Biyografi yazmaya nasıl karar verdiniz?
B.D.: Aslında ben biyografi yazmayı nerdeyse hiç düşünmemiştim. Hatta biyografilerin insanların özelleri olduğunu, bu nedenle gerçeğin tüm çıplaklığıyla kitaba yansımasının mümkün olamayacağını düşünenlerdendim. Bu düşüncemden dolayı olacak okuduğum biyografi kitabı sayısı da üçü geçmez. Açıkçası bu kitabı yazmamın nedeni, kitabın kahramanı Mustafa Defteralı’nın oğlu Atila’nın bana yaptığı sitemdir. Bir gün yanıma gelip “Her şeyi yazan be doktor da babamı yazmayı düşünmen” demesi ile başladı her şey. Futbolu seviyordum. Defteralı ile de Çetinkaya Kulübü’nden bir geçmişimiz vardı. Birden kafamda şimşekler çaktı. Atila’dan iki konuda söz aldım. Bana bilgi sağlayacak fotoğraflar bulacaktı ve kitabın yazılmasına hiçbir şekilde karışmayacak, içerikte çıkabilecek olumsuzluklara itiraz etmeyecekti. Karşılıklı koşulları kabul ettik ve başladık.
Olumsuzlukları da kitaba koyabildiniz mi peki?
B.D.: Elbette. Örneğin alkol ve sigara konusundaki zaafları gibi olumsuz yönleri yanı sıra futbol hayatında yer alan sorunlu dönemleri de biyografide yer almıştır. Güleceksin belki ama kendi kalesine gol attığı maçın eski gazete küpürünü bile yansıttık.
Biyografik eser ortaya konması çok zor değil mi?
B.D.: Zor. Hele de ölmüş bir kişinin biyografisi daha zor. Kanıta dayandırma zorundasınız. Dikkat ederseniz kitapta her sözümüzü kanıtlayacak belgeyi ortaya koyduk. Halkın Sesi Gazetesi, Kıbrıs Gazetesi ve Meclis Arşivi yanı sıra çok sayıda kitap dergi kaynak olarak kullanıldı. Bir o kadar da insanla yüz yüze görüşülerek Mustafa Defteralı hakkındaki tüm ayrıntılar yakalanarak biyografi kitabımıza aktarıldı.
Neden Defteralı’yı konu aldınız? Sizi çeken ne oldu?
B.D.: Başta da dediğim gibi öncelikle Atila’nın sitemi etkili oldu. Futbolu seviyordum. Çetinkayalıydım. 2004 yılında kapılar açıldığında Güney’den gelen Elen’lerin onu görmek onunla sohbet etmek için kulüp binamıza akın akın geldiklerine şahit olmuştum. Bu yıl 25. Mayıs onun onuncu ölüm yılı oluyordu ve on yıl geçmesine rağmen onun hak ettiği gibi anılmadığını düşündüm. Dediğim gibi işte böylece başladık ve bitirdik.
Biyografi türünden yazmaya devam edecek misiniz?
B.D.: Atalarımız “büyük lokma ye büyük laf etme” buyurmuşlar. Bir zamanlar asla yapmam dediğim türde bir kitap çıkardım. Ve bana göre de mükemmel oldu. Bu nedenle bu sorunuza sadece “Kısmet” deyip geçmem gerekecek. Ama aslına bakarsanız aynı koşulları bulursam neden olmasın diye de iç geçirmiyor değilim.
Kitabın yazarı olarak sizce insanlar bu kitabı neden okusunlar?
B.D.: Kitap içimizden birinin hayata meydan okuyuş hikayesi. Zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişken on beş yaşında iki kız kardeşin sorumluluğu ile öksüz ve beş parasız kalan bir adamın hayatın tüm acımasızlığına direnerek, özel yetenekleri sayesinde tutunmasının hikayesi. Böyle bir hikaye 1920’lerden 2005’lere kadar süren tarihi ve sosyal dekor altında anlatılıyorsa mutlaka okunmalıdır diye düşünüyorum.
Dikkatimi çekti. Rum kelimesi yerine Elen kullanıyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mı?
B.D.: Aslında bu benim tarzım. Son zamanlardaki yazılarımda da Rum yerine Elen kullanıyorum. Biliyorsunuz İnsan kendini ne hissediyorsa kendinden bahsedilirken o şekilde tasvir edilmesini ister. Mesela ben Kıbrıslı Türküm. Ve bana Kıbrıslı Müslüman denmesinin beni tanımlamadığını düşünürüm. Güney’de yaşayan insanlarla konuşup bunu sorduğumda da kendilerini Kıbrıslı Elenler olarak tanımladıklarını gördüm ve artık yazılarımda bu sıfatla onları tanımlamaya başladım. Dolayısıyla bu kitaba da yansıdı.
Henüz yeni bir kitabınız var fakat eminim ki siz başka çalışmalara da başlamışsınızdır? İlerleyen zamanlarda bizleri ne bekliyor?
B.D.: Halihazırda yazmakta olduğum bir roman var. Ama en büyük arzum bir de tiyatro yazmak. Bunu becerirsem çok mutlu olacağım.
































