“Bir Yastıkta 50 Yıl” sayfamızın bu haftaki konukları Tepebaşı’ndan… 1927 Tepebaşı doğumlu Hürmüz nenemiz ile 1921 Akdeniz doğumlu Halil Arap çifti de uzun yıllara sığdırdıkları anılarıyla bugünlere kadar gelmişler. Bizlere gösterdikleri misafirperverlikten dolayı teşekkür ediyoruz. Onları ilk gördüğümüz andan sohbetimiz bitene kadar keyifli saatler yaşadık. Teyzeciğimin güzel manileriyle bir nebze olsun eğlendik, dedeciğimin maceralı yaşam hikayesini dinlerken yorgunluğumuzu attık. Umarım bize yansıttıkları bu güzel ve keyifli dakikaları sizler de paylaşırsınız…
Ali Atamer: Eminim ki birçok okuyucumuz doğup büyüdüğünüz köyü bilmez. Nasıl bir köydü anlatır mısınız?
Hürmüz. A- Öksüz büyüdüğüm zamanlarda çok ucuzluk vardı ama para yoğudu. Gideceydin bütün gün orak çekesin da versinler sana yarım şilin. Sabahın köründe giderdin ovaya akşam olana gadar çalışırdın. Günde 1-2 dilim ekmek yerdin. Düşün sen 1 ekmek yerdin gün boyu. Ne zaman ki büyüdük Kormacit’te pamuk ipliği ederdik da satardık. Yünden fanella yapardık. Çorap aşılardık. Ekmek parası için yapmayacağın şey yoğudu.
Halil. A- Ben da deyzeniz gibi davarın arkasında yalın ayak oğlakları beklerdim. Ne pantolon vardı ne da potin üstümüze başımıza geyebileceğimiz. Fakirlikten entaricik geydirirlerdi bize. Biraz büyüdükten sonra herkesin kapılarında hizmetkarlık yaptım. El kapılarında büyüdüm. Ondan sonra Bağlıköy’de gaminilerde işledim. 1 sene da hapis yattım arkadaşımın çaldığı gramofon yüzünden. Benim hayatım çok maceralı geçti.
Ali Atamer: Halil Bey aldığımız duyumlara göre evlilik serüveniniz eski Türk filmlerine konu olacak şekilde başlamış…
Halil. A- Çıktık hapisten başka kadınla nişanlandım. O kızın başına birşey gelinca aldık bunu. Dayım dedi bana “ben sana başka kız bulacam.” Yani dayım halletti bana işi. 17 yaşındaydım. İstemezdim evleneyim ama şartlar öyleydi.
Hürmüz. A- Bizim aile dedi ki “eğer Halil 1 ay içinde dönmezsa eski nişanlısına verceyik seni “. Anlaşmaları öyleydi. Benim gızgardaşımı da godular aracı ki bu Halil’i takip etsin. Tam birceğez ay doluyorken eski nişanlısı geldi sarıldı üstüne. Bu der gendine “ben başka biriynan nişanlandım”. Halil’i göresiniz be çocuklar gaça gaça bir oldu. Eğerlim Halil da yanaşsaydı gendine bizim nişan bozulacaktı. Yani dediğin gibi tam Türk filmi.

Ali Atamer: Birbirinizle dilediğiniz zaman görüşür müydünüz?
Hürmüz. A- Görüşme yok. Te nikah gıyılana gadar. Giderdim göstermezlerdi gendini.
Halil. A- Bir gün hiç unutmaycam bu neneniz evde bir büyük ayna vardı otururdu onun önüne husisi da ben geçerken göreyim gendini diye. Tabii ben da dışardan görürdüm gendini.
Hürmüz. A- Hiç da bile ben bakmazdım sana.
Halil. A- Yok görmezdin. Ne yalan söylen çocuklara?
Ali Atamer: Eskiden düğünler bir hafta dillere destan bir şekilde olurmuş.
Halil. A- 1 hafta çalgılar çalardı. Misafirler yerdi içerdi.
Hürmüz. A- Kına gecesinde gelini saklarlardı. Mumlar yanardı. Gider gezerdin ortalığı. Nice bu şarkılarınan gelini arardın. Gelini bulduğunda bir da kuşak bağlarlardı beline. Elini golunu bağlardın gelinin. Ondan sonracığıma beni havluda bir iskemlenin üstüne oturttulardı. Orda kınaladılar beni. En son da beni attılardı yerde duran bir çiltenin üstüne. Damat’a da gerdeğe girerkana yetiştiren vururdu. Damat’ın gumbarosu (sağdıç) vardı tek o kurtarırdı dayaktan gendini. Perşembe günü da “yenge” denen gadın alırdı çalgıcaları ev ev gezer herkes gönlünden ne koparsa verirdi. Pazar gün da aile toplanırdı. Güveyi’nin (damat) evinde olurdu bu iş.

Ali Atamer: İlk yıllar karı-koca arasında tatlı-güzel hatıralar yaşanır. Sizin ilişkinizde böyle anlar oldu mu?
Hürmüz. A- İlk aylar cicim aylarıdır. Şimdi eskisinden daha iyi geçinin. Keşke şimdiki zamanda evlenseydim. Ama artık oldu. Evliliğin ilk yılları ezgiynan geçti. Halil’in biraz içkisi vardı.
Halil. A- İçerdim. Şimdik içmem. Gonyacık, zivaniya , şarap içerdik. Nenen gızardı bana ama kim dinlerdi.
Ali Atamer: Ailenizi geçindirmek ve bugünlere gelmek için hayatın getirdiği zorlukları nasıl aştınız?
Halil. A- Nişan olduk girdik bu evin içine. Çobancılığa devam ettik. Koyunları çoğalttık. Çocukları o koyunların parasıynan okuttuk. Haftalar olurdu ta geleyim eve. Kim bakacaydı koyunlara?
Hürmüz. A- İşiydi be napsın. Şimdikiler kıskançlık yapar onun için geçinemezler. Ben bilirdim ki geceleri işi vardı. Onun için bişey demezdim.
Halil. A- Ben özlerdim nenenizi ama bırakamazdım koyunları.
Hürmüz. A- Gönlümü almak için panayırlara götürürdü beni Halil. Ama koyunlardan vakit bulursaydık tabii.
Halil. A- Bensiz da giderdi ora bura. Ama beraber gittiğimizde tutardım elciğini atardım elimi omzuna. Bir keresinde bindireyim dedim gendini belesbitin arkasına, bir baktım düştü arkamdan. Ondan sonra bir daha binmedi. Nenenizle çok mutlu olduğumuz anılarımız var yani.

Ali Atamer: Geriye dönüp baktığınızda 69 yıl nasıl geçti?
Hürmüz. A- Yememiz içmemiz boldu. Çocuklara baktı. Ama bazen yollardım gendini bakkaldan bişeyler alsın sepetciğinan da dururdu gavede bir yerlerde başlardı içmeye, aldıklarını da savururdu yollara. Gider alırdım gendini yollardan. Gızardı bana ama napayım. Ben da seslenmezdim siner galırdım oraşta.
Halil. A- Şimdiki aklım olsaydı Yorgoz’un (Tepebaşı) yarısını alacaydım. Çok para yedim. Ama bir kuruş’da borç almadım. Evime da çocuklarıma da ben baktım. Ama keşke çok içki içmeseydim. Gençlere da söylerim benim yaptığım hataları yapmasınlar, gene yaparlar.
Hürmüz. A- Bu 69 yıl geçer be Ali ama bu hayat geçerken sen da geçen…
































