Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye’deki iç hesaplaşma ve Kıbrıs

Biz Kıbrıslılar, öze değil, genellikle görüntüye aldanırız. Hayatın dinamizmi ve değişkenliğini kavramak yerine, kısa vadeli görüntülere önem vererek, uzun vadede kaybeden taraf oluruz.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası arenada sahiplenilmesi yerine, milliyetçi örgütlenmelere aldanarak, bu cumhuriyetin bölünmesine, Kıbrıs Türkleri de, Kıbrıs Rumları da çanak tutarak, bir cehennem yarattık. Bu cehennemden çıkışı ise başaramıyoruz.
Kıbrıs Türkleri 1963’te olsun, 1974’te olsun, bu cehennem cenderesinden çıkışı bir türlü yakalayamadık.
Kıbrıs Türklerinin cendereden çıkamamasında en belirleyici faktör, Türkiye’deki bürokratik iktidarlarla iş birliği yapan ve ipleri Amerika’nın elinde olan çevrelerdi.
Türkiye’deki iç çatışmalar ve sınıfların mevzilenmesi, Kıbrıs Türklerini daima derinden etkiledi.
Turgut Özal’ın iktidara gelişiyle birlikte, Türkiye’de ordu ve bürokratik iktidarın saltanatı güç kaybetmeye başladı.
Özal, bürokratik iktidarın etkisizleştirilmesinde, serbest piyasa ekonomisinin yerleştirilmesinin yanı sıra, mutlaka KIBRIS SORUNU ve KÜRT SORUNU’nun da çözümlenmesi gerektiğini düşündü. Bu konularda araştırmalar yaptı. Girişimlerde bulundu.
Özellikle Kürt sorununda atılmak istenen adımları durdurmak için, Türkiye içerisinde öldürülmeler, sabotajlar ve Özal’a suikat girişimleri düzenlendi.
Özal’ın izlediği politikanın, Türkiye’deki bürokratik iktidara darbeler vurması, alternatif medyanın yaratılarak, Türkiye’nin daha çok sesli olması, Özal’ın zehirlenerek öldürülmesiyle yavaşladı.
Siyasi iktidarları, söylemleriyle değil,  uyguladıkları politikaların, toplum üzerinde yarattığı değişiklikler ve sonuçlarla değerlendirmek gerekir.
Kimse, kendisine ben solcuyum, sosyal demokratım yaftası asarak, solcu ve sosyal demokrat olamaz.  Uygulama daima sözlerin önünde yürür.
Kıbrıs Türkleri, Türkiye’deki sosyal demokrat iktidarlar döneminde daima küçümsendi. Kıbrıs Türklerinin çözüm perspektifleri, bu iktidarlar tarafından engellendi.
Bu “Aslan sosyal demokratlar”,Kıbrıs’ta daima aşırı milliyetçiliği, Denktaş yönetimini ve bürokrasinin güçlenmesini DESTEKLEDİLER.
Özellikle Annan Planı’nın hazırlanıp, referanduma sunulacağı dönemde, Türkiye’deki, ordu, bürokrat ve sosyal demokrat politikacıların, Denktaş’a verdiği destek unutulamaz.
Çözümcü güçlere karşı oluşturulan Milliyetçi Cephe’ye en büyük bayrağı diktirip gönderen kişi, bu seçimde CHP’nin İstanbul Belediye Başkan Adayı olan Sarıgül değil miydi?
Televizyon programlarında, çözüme karşı en fazla söz söyleyenler Sosyal Demokratlar değil miydi?
O dönemin SOSYAL DEMOKRAT Onur Oymen’in çığlıkları ve hezeyanları hala kulaklarımızdadır.
Türkiye’deki siyasi güçlerden, sadece AK Parti, çözüm perspektifinde Kıbrıslı Türklerin yanında durdu. Ancak, yeni yükselen bir güç olarak, bu sorunu bitirmeye gücü yetmedi. Papadopullos’un HAYIR’ı ile birlikte, çözüm süreci yavaşladı.
Tayyip Erdoğan’ın dini eğilimlerine ve politikalarına karşı çıkmak başka, Kıbrıs ve Kürt sorununu bitirme girişimlerine destek olmak başka. Her süreci, kendi dinamikleri içerisinde değerlendirmek en doğru tavır olsa gerek.
Özellikle, Türkiye’de Kürt Sorununu bitirme konusunda, Erdoğan’ın izlediği kararlı politikaların, İsrail ve Gülen cemaatini derinden rahatsız ettiği dikkate alınmadan, Türkiye’nin bugün içinden geçtiği süreç anlaşılamaz.
Gülen Hoca, Mavi Marmara olayında, Türkiye safında duracağına, İsrail’in yanında yer alarak Erdoğan’a saldırmıştı.
Gülen Hoca’nın Kürtlerin katledilmesiyle ilgili fetvaları da dikkate alınmalıdır.
İsrail’in, bölgede kendisine kafa tutan bir Türkiye yerine, kendi politikalarını destekleyen bir Türkiye istediği ise çok açıktır.
Gülen cemaati, Türkiye’nin dış politikasına karşı olmanın yanı sıra, özellikle polis teşkilatı ve Yargı içerisindeki gücünü kullanarak, Erdoğan iktidarına karşı, PARALEL DEVLET oluşturdu.
Ak Parti iktidarının, Gülen’in ORDUYA KUMPAS kurdurduğunu açıklaması, Türkiye içindeki İKTİDAR ÇATIŞMASI’nın çok amansız olduğunun göstergesidir.
Erdoğan,  son olaylardan sonra, ülke içerisinde sarsılan iktidarını yeniden güçlendirmek için, demokratik gelişme sürene hız vermek zorundadır.
Özel yetkili mahkemelerin yargılamalarının yeniden gözden geçirilmesi adımı ile ordu ile yeniden bağlar kurmaya çalışması, tutuklu Kürt milletvekillerinin serbest kalmasını sağlaması ve dış ülkelere yeniden seyahatler düzenlemesi, içte ve dışta, DEMOKRATİK CEPHE kurma çalışmaları olarak dikkate alınmalıdır.
Türkiye’deki iç çatışma her alanda kıyasıya derinleşecektir. Gülen Grubunun ve Bürokratik mekanizmanın kazanması, Kıbrıs sorunu ve Kürt sorununda yeniden karmaşaya dönülmesi demektir.
17 Aralık’tan sonra oluşan karmaşa’da Türkiye ekonomisinin ve lirasının değer kaybıyla, Kıbrıs Türklerinin ekonomik yıkıma uğraması bile öğreticidir.
Kıbrıs Türklerinin tek çıkış yolu, KIBRIS SORUNUNUN bitirilmesidir. Bu sorunun bitmesini isteyen tek gücün, AK PARTİ olduğu dikkate alınmadan, Kıbrıs’ta geliştirilen kısa vadeli siyasetler, karmaşanın uzamasından başka hiçbir işe yaramaz.