Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Gündemi yazmanın dayanılmaz hafifliği

Burak Karataş

Eskiler yazdığımız yazılara “fıkra” derlerdi. Yok, Nasreddin Hoca fıkrası değil tabii ki… Eskiden “köşe yazarlığı” diye bir şey yoktu. Ona “fıkra muharrirliği” denirdi, bunu kastediyorum. Bu da genelde kısa yazılardan oluşan, ufak ‘montajlar’ için söylenirdi. En meşhur temsilcileri, Ref’i Cevat Ulunay, Bedii Faik, sonraları için de Hasan Pulur denilebilir.

Bizde tarzı benzemese de anlayış bakımından bu anlattığıma en yakın yazar, geçenlerde kaybettğimiz değerli bilim insanı ve araştırmacı/yazar Dr. Nazım Beratlı idi… Hatta Akay Cemal gibi, Ahmet Tolgay gibi basın emekçisi ağabeylerimiz bu tarzı bugünlere taşıdılar, diyebiliriz.

Biz genelde başka noktalara, arada kalmış detaylara, sizleri düşündürmesini istediğimiz hususlara değinme taraftarıyız. Bu nedenle yazılarımız “parçalı” değil, tek yazı şeklinde olup konular da genelde yazdığımız anda şekillenir. Bizim vazifemiz, bunu usulünce dile getirmek, aktarmak, “herkesin anlayabileceği bir şekil ve dil kullanarak” izah etmektir.

Ülkemizde değinilecek birçok konu var. Hemen hepsi de klişeleşmiş konulardır. Basın tarihimiz pek incelenmez ama inceleyen gözler görecektir ki her sene, benzer tarihlerde benzer yazılar yazılır bizde…

İşte şimdi… Yine adli vakalar, suçlar ve suçlular üzerine uyarı yazıları, bitmek bilmemesi bir yana bir türlü sonuç vermeyen “federalizm” ve “non-federalizm” yazıları… Yaz ve sıcaklar üzerine döktürmeler, kendince ve ucuz teşbihlere kaçma pahasına yapılan eş dost güzellemeleri, “beni de görün, beni de” sinyalciliğinin doruk noktasından çıkmış gibi duran yergiler, bürokrasi eleştirileri, “kaynaklarımdan şu bilgiyi aldım, vallahi de billahi de üç gün içinde erken seçim oluyor” gibilerinden halkın olmayan bilgisine güvenilerek yazıldığını düşündüğüm sözde “kulis” yazıları…

Hangisi suya sabuna değiyor, size vizyon katıyor, katmasa dahi düşündürüyor… Hiç hesap ettiniz mi? Hayır. Okuyup geçiyorsunuz.

Ama okuyorsunuz! Türkiye’de onu da yapmıyorlar… Ya buna dikkat ediyor muydunuz?

O halde mesele, merhum Attila İlhan’ın müthiş tabiri ile, “gazete aydını” değil, “kitap aydını” olmakla ilgilidir ve bu ayrım da fevkalade mühimdir.

Çünkü okumuş insanla okumamışı ayırt etmek çağımızın bir sorunsalı olmuştur.

Yine de buna karşın, Kuzey Kıbrıs’ta açılan sergilerin bolluğu bile, ümitvar olmamız gerektiğini göstermektedir. En azından şimdilik.