Olayları dıştan gözlemleyen insan, hariçten gazel sallamayı çok kolaylıkla yapar. Önemli olan, olayların perde gerisindeki dinamikleri görebilmek, muhtemel gelişmeleri doğru tahmin edebilmektir.
Sıradan insan, hayatın gerçeklerini dayatmalar, başarı ve başarısızlıklar içerisindeki gel-gitlerde öğrenebilir. Bunun, kendisinden başka kimseye de pek zararı olmaz.
Konu, politikacılara gelince, orda durup düşünmek gerekir.
Politikacılar, genellikle çok iddialı sözlerle işe başlarlar. Halkın desteğini almak için, düşünmeden ileri-geri konuşurlar. Halk ellerine yetkiyi verince de, HAYATIN ve ÜLKE KOŞULLARININ GERÇEĞİ karşısında, tüm söylediklerini, verdikleri sözleri UNUTURLAR.
Denktaş, Denktaş olduğu dönemlerde, Türkiye sermayesini adaya çekip, Kuzey Kıbrıs’ı tamamen Türkleştirmek için çok çaba göstermişti.
Denktaş, Türkiyeli zengin iş adamlarını, Kıbrıs’a yatırım yapmak için ikna etme turlarından birinde, Türkiyeli büyük yatırımcı SAKIP SABANCI’yı da davet eder. Sabancı’ya, Rumlardan kalan fabrikaları, otelleri ve değerli arazileri göstererek, “SİZ yatırım yaparsanız, diğer zengin iş adamları da adaya gelir. Burası kalkınır” der.
Sakıp Sabancı, o pratik ve keskin zekasını gösterir. “Sayın Denktaş, ben iş adamıyım. Maceracı değil. Ben BUZ ÜZERİNE YAZI YAZMAM.”
Kıbrıs Türkleri ne yazık ki, Sakıp Sabancı’nın yıllar önce gördüğünü hala görmezlikten gelmektedir.
Kıbrıs Türklerinin yaşam kurdukları bu alanlar, HUKUKSUZLUĞUN SONUCU olarak ellerindedir.
Hukuksuzluğun devamında, bu durumun sürdürülebilmesi için, GÜÇ VE ZOR gerekmektedir.
Kıbrıs Türklerinin elinde bu GÜÇ olmadığı için, GÜÇ de TÜRKİYE’nin ELİNDE olduğu için, ada üzerinde son sözü söyleme güç ve yetkisi olan TÜRKİYE’dir.
Dış güçler, bu durumu çok iyi bildikleri için, Kuzey’deki tüm uygulamaların HUKUKİ SORUMLULUĞUNUN Türkiye’nin elinde olduğunu sık sık vurgulamaktadırlar.
TOMA’lara gelince, bir ülkenin BAŞBAKANI bile, TOMA’lar konusunda söz söyleme yetkisine sahip değilse, geriye NE KALIR.
Yıllardır, “Kıbrıs sorunu BİTMEDEN, Kıbrıs Türklerinin süreçlerde belirleyici yönü çok zayıftır. Hele ülke içerisinde reformlar yapıp, ekonomiyi düzenlemek ham hayaldir” derken anlatmak istediğimiz gerçeklik buydu.
Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ta istemediği bir koalisyon hükümetinin kurulmasıyla birlikte, Kıbrıs Türklerine, GÜÇ VE YETKİ’nin kendi elinde olduğunu gösterecek adımları atmaya başladı.
Bunlardan birincisi, POLİS TERFİLERİ olayıdır.
Türkiye, Kuzey Kıbrıs’taki Başbakan’a bile danışılmadan, polis terfilerinin yapılmasını sağlayarak, Başbakan’ı çok zor durumda bırakmıştır.
Polis terfilerinden hemen sonra, TOMA olayının gündeme gelmesi çok sarsıcıdır. Başbakan’ın partisinin ve sivil toplum örgütlerinin tümünün karşı olduğu TOMA’ları adaya göndermekteki ısrar, GÜÇ BENDE demekten başka bir şey değildir.
Kıbrıs Türkleri, iktidarcılık oyunundan vazgeçip, somut durumun adını koymadıktan sonra, bu DIŞ KARIŞMACILIK her dönemde DEVAM EDECEKTİR.
Kıbrıs Türklerinin elinde yapacak bir şey yok mu, sorusuna verilecek cevap ise, Kıbrıs sorununun bitirilmesi için, tüm gücünü bu noktaya seferber etmesidir.
Türkiye’nin dış sorunlarla boğuştuğu ve Kürt ve Kıbrıs Sorunundan kurtulmak istediği bu dönemde, öncelikle ve tüm gücümüzle, Kıbrıs sorununa yeniden eğilmeli ve kitle gösterilerini, para yerine, bu alanlara yöneltmeliyiz.
Ekim ayına az kaldı. Görüşmelerin yeniden başlayacağı bu dönemde, durumu soğukkanlı bir şekilde değerlendirip, doğru siyasetler geliştirmeliyiz.
TOMA’lara, yürüyüşlerle değil, akılla mücadele edebiliriz.
































