Kuzey Kıbrıs’ta patlayan yolsuzluk, sahte diplomalar, hakkı olmayanların devleti yağmalama yolları vb skandallar , denize atılan bir taşın yarattığı dalgalar gibi, gittikçe büyüyerek her tarafı sarsıyor.
Daha bu yolsuzluk olaylarının ilk gününde, bu hareketin arkasında Türkiye’nin güçlerinin olduğunu yazmıştık.
Tüm skandalların varmak istediği, Kuzey Kıbrıs’taki yönetici kesimleri HİZAYA GETİRMEK planının adım adım uygulanmasından başka bir şey değildir.
Devletler, genel yönelimlerine uygun işbirlikçileri her zaman kullanma yoluna gitmişlerdir. Türkiye gibi, DIŞ POLİTİK BİRİKİMİ alabildiğine güçlü olan bir devlet de dönem dönem bu politikaları hayata geçirme planlarını kullanmaktadır.
Annan Planını ve Montana Sürecini aktif olarak destekleyen Türkiye’nin, Rumların uzlaşmaz politikalarını etkisiz bırakma hamlelerini HAYATA GEÇİRECEĞİ kesindi.
Akıncı yerine Tatar’ın desteklenmesi ve federasyon tezinden “Eşit egemen iki devlet” politikasına dönüşü Rumlara yönelik bir KIRBAÇ OPERASYONUNDAN başka bir şey değildi.
İkinci KIRBAÇ OPERASYONU, Maraş’ın yerleşime açılması hamlesiydi. Bu hamleyle, çözüm isteyen Kıbrıslı Rumların, kendi yönetimlerine karşı mücadele etmeleri hedefleniyordu.
Bu yılın başlarında Erdoğan “Biz Kıbrıs konusunda elimizi daima taşın altına koyduk. Şimdi Rumlar da hazırsa, biz elimizi yine taşın altına koymaya hazırız” şeklinde açıklamalarda bulunmuştu.
Bu açıklamanın siyasi anlamı Türkiye Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminde istediğini alır ve Kıbrıs Türkleri yönetimde eşit hakları kazanırsa, önemli gelişmeler olacaktır şeklinde anlaşılmalıdır.
Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya girişini desteklemesi, F16 Krizinin ABD ile birlikte çözülmesi ve Yunanistan, Türkiye yakınlaşmaları basit hamleler değildir. Bu hamleler, Türkiye’nin yeniden yönünü Batıya ve ABD ye döndürdüğünün işaretleriydi.
ABD, AB, TÜRKİYE, YUNANİSTAN VE İNGİLTERE belli bir planda uzlaştıktan sonra, Kıbrıslıları yola getirmek çok kolaydır.
Maria Cuellar’ın BM için devreye girmesi , Kıbrıs Konusunda üstte bir çerçevenin hazırlandığının açık işaretidir.
Şimdi Kuzey Kıbrıs’ta PATLATILAN SKANDALLARIN esas hedefinin , HAYIRCI CEPHEYİ zayıflatmak olduğu dikkate alınmalıdır.
Güney Kıbrıs’ta da Manastırda yapılan soygunlar, akıl almaz işler ve bu olayın içine ELAM’ı da çekmek, HAYIRCI CEPHE’nin en bağnaz dayanak noktası olan KİLİSENİN İTİBARINI etkisizleştirme ve ELAM’a karşı olanları güçlendirme operasyonundan başka bir şey değildi.
Önümüzdeki süreçte her iki toplum içerisindeki HAYIRCI CEPHELERİN etkisinin kırılmasına yönelik hamleleri daha sık göreceğiz.
Kıbrıs yeni bir sürece , koşar adım götürülecektir. Bunu engellemek artık kolay olmayacaktır.
































