İngiltere’de son zamanlarda çok sayıda haber, makale var ki yaşam maliyetinin okulları ve öğrencileri nasıl etkilediğini anlatır. Ancak Kıbrıs’tan bakınca İngiltere’de insanların bolluk içinde yaşadıkları zannedilir. Halbuki durum öyle değildir. Her ne kadar da İngiltere sosyal bir devlet olsa da kapitalizm insanların iliklerine kadar işliyor, onları kemiriyor.
Nisan 2021-Nisan 2022 arasında yapılan bir çalışmadan 4.2 milyon çocuğun yoksulluk içinde yaşadığı belirlendi. Magic Breakfast ve Save the Children tarafından düzenlenen ankette binlerce çocuğun uygun olmayan konutlarda yaşadığı ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı ortaya çıktı.
Ülkede hayat pahalılığı ve yaşam maliyeti krizinin yaşanması çocukları sadece ekonomik anlamda etkilemiyor. Okul başarılarına da direkt etkisi oluyor. Bu çalışmada çocukların okula yorgun ve aç geldiği, odaklanma ve bilgiyi özümseme yeteneklerinin köreldiği görülmüştür.
İngiliz medyasında bu konu ile ilgili şu yorum çok dikkatimi çekti: “Şafak söktükten sonra okul zili çalar; Ancak çoğu çocuk için bu zil sesi, karşılaştıkları eşitsizliğin, açlığa, yorgunluğa ve artan hayat pahalılığı kriziyle daha da kötüleşen elverişsiz yaşam koşullarına karşı verilen mücadelenin bir hatırlatıcısıdır. Daha geniş bir sosyo-ekonomik krizin masum kurbanları olan bu çocuklar, İngiltere’deki okulların yaklaşık %70’inin bu ekonomik kriz nedeniyle öğrenciler arasındaki eşitsizliğin arttığına tanık oluyoruz”
Tam da bu noktada ülkemiz ada yarısına da bakmakta yarar vardır. Ülkede 50 binin üzerinde ilk ve ortaöğretime giden öğrenci mevcuttur. Bunların yaklaşık %20’si özel okula gitmektedir ve nispeten bu çocukların aileleri ekonomik anlamda diğerlerine göre daha iyi durumdadır. Geri kalan %80 içerisinde ülkedeki yabancı işçilerin çocukları, gelir düzeyi düşük göçmen aile çocukları, asgari ücretle çalışanların çocukları da yer almaktadır.
Ülkede yaşanan ekonomik kriz, Türk Lirası’nın döviz karşısındaki değer kaybı, %100’ü aşan enflasyonun etkisi sadece gelir düzeyi düşük vatandaşlara değil, orta sınıfı da direkt etkilemektedir.
Ülkede son günlerde yaşanan tam gün eğitim tartışmaları sırasında sosyal medyaya da yansıyan görüntülerde bir böreği üç öğrencinin paylaştığı, birçok öğrencinin okulda aç kaldığı, aç kalan öğrencilere öğretmenlerin yardım ettiği, içinde bir şey olmayan sandviçin (TDK’ya göre yazılışı bu) en az 60 TL’ye satıldığına tanık olduk.
Acaba KKTC’de gelir düzeyi düşük ailelerin çocuklarının okula gelirken ne düşündüklerini, ne hissettiklerini düşünüyor muyuz? İngitere’deki çocuklar gibi onlar için de okula gitmek “karşılaştıkları eşitsizliğin, açlığa, yorgunluğa ve artan hayat pahalılığı kriziyle daha da kötüleşen elverişsiz yaşam koşullarına karşı verilen mücadele” midir?
Gelir düzeyi düşük ailelerin çocuklarından kaçta kaçı acaba okula severek gitmektedir? Eski üniforma, eski ayakkabı, eski okul çantası ile okula giden bir çocuk okulda ne kadar mutlu olabilir ki?
Biz acaba ne zaman gerçek anlamda eğitimi tartışıp konuşacağız? Biz bu günlerde sular altında kalan okulları, sıvası düşen sınıfları, mermeri kopan okul balkonunu konuşuyoruz. Eğitim-öğretim konusuna bir türlü geçemiyoruz… Ve düşünün ki 21’inci yüzyılda biz çocuklarımızı, gençlerimizi dünyadaki yaşıtları ile ayni düzeyde yetiştirmek durumundayız.
Peki bunu ülkede öğrenciler arasında bu kadar eşitsizlik varken bunu nasıl başaracağız?
































