Sağ olsunlar kış bitmeden ısıdaki en ufak bir artışta güzel havaya aldanıp vakitsiz çiçek açan ‘’erik ağaçları’’ gibi Kıbrıs sorununa neredeyse çözüldü muamelesi yapılmasına sebep olan demeçlerini ve haber yapılan buluşmalarını izledik iki liderin.
Görüntüdeki tuhaflığın arkadan gelen hafif soğuk ve bastıran don ile yine hüsranla sonuçlanma ihtimalini düşündürtmemesi elde değil.
Son sekiz ayda bir ileri bir geri şeklinde tuhaf bir süreç yaşanıyor.
Liderlerin bir demeci bu defa tamadır dedirtirken. Başka bir demeçleri aslında hiçbir şeyin değişmediğini tekrar ortaya koyar niteliktedir.
En ufak bir taviz verildiği algısı karşısında da taraflar kışın daha bitmediğini verdikleri demeçlerle hatırlatmaktan geri durmamaktadırlar.
Yaklaşmakta olan ‘’baharın’’ inanmamızı istedikleri gibi ada için yeni bir başlangıcın habercisi olacak ilkbaharı mı yoksa bizi bir kez daha kuluçkaya oturtup beklemeye alacak olan sonbahara hazırlık mı olduğunu göreceğiz.
Ne kaldı şunun şurasında?
Baksanıza çözüm için 2016’nın ikinci yarısını söyleyen yok. 2016’nın ilk yarısında Mart’tan önce mi sonra mı bu iş çözülecek diye bir tartışma var.
xxx
Ada dışından tüm bunları gözlemlerken bir taraftan da ne olduğunu anlamak için tersten sorgulama yapıyorum.
Bu kadar yakın bir tarihte anlaşma olacaksa öncesinde ne tür demeçlerin gelmesini beklersin diye kendi kendime soruyorum.
Eğer hakikaten bir anlaşmaya yakınsak Yunanistan’daki ve Rum kesimindeki siyaset, iş adamı, asker, kilise ve diğer kamuoyu oluşturucularından geçmişe göre farklı içerikli demeçler gelmesini beklemez misiniz?
Örneğin siyasetçilerin Kıbrıs’ta ve Ege’de Yunan çıkarlarından artık yeni ‘’açılımlarla’’ birlikte geri adımlar atılması gerektiğinin söylenmesini beklemez misiniz?
Emekli bir Yunan askerinden Kardak kayalıkları Türk sularında, üzerinde ot bitmez, orada birkaç eşek ve keçi yaşar deyip Türkiye ile dost olmak için bu kaya adacıklarının artık problem yapılmaması gerektiğini söylemesini beklemez misiniz?
Ya da Yunan ve Rum iş adamları derneklerinden ‘’biz de açılım yapalım ki askeri harcamalarımızı keselim ve içine girdiğimiz ekonomik çıkmazdan çıkabilelim’’ dediğini bu günlerde anımsıyor musunuz?
Anımsayamazsınız, çünkü yoktur.
xxx
Haksızlık yapma, geçmişe göre farklı demeçler geliyor diyenlere katılmıyorum.
Rum-Yunan tarafından gelen demeçlerin özüne baktığınızda haber başlıklarında bir değişim görseniz de, aslında gördüğünüz ‘’dikkatli olalım yoksa kaybettiğimiz kendiliğinden tescillenecek’’ ile ilgili endişedir.
Akılsızlık yapmayalım ile ilgili itirafların dışa üstü örtülü bir şekilde yansımalarıdır.
Rum tarafından gelen demeçler gücünü ve etkinliğini kaybettiğini fark edip bunun fark edilmesini istemeyenlerin ruh haliyle vereceği demeçlerdir.
Bunun için de bir gün söyledikleri ile sonraki hafta söylediklerinde kafa karışıklığına sebep olan bu tuhaf durum ortaya çıkmaktadır.
xxx
Muhataplarımızda durum buyken AKP iktidarındaki heyecan niye diye de düşünmüyor değilim. TC AB bakanı ikinci kez Mart ayında çözümden bahsetmiştir.
Yunanistan’daki ve Kıbrıs’taki derin ekonomik krize rağmen muhataplarımızdaki isteksizliği AKP iktidarı görmüyor mu?
Bence görüyor. Tuhaf olan da buna rağmen gösterilen çaba ve bu çabaya karşılık muhataplarımızın devam eden isteksizliğidir.
Bence onlar bizim yalancı bahara kapılıp dile getirmediğimizi görüyorlar. Türkiye bölgesinde tehlikeli sularda yüzmeye başladı, ne olur ne olmaz kendiliğinden ne koparırsak kardır diyerek de sessizce gittiği yere kadar bekleyelim diyorlar.
Gördükleri de şudur.
AKP iktidarı sonu nereye varacağı meçhul ‘’açılımlar’’ siyasetinin saplandığı çıkmazdan çıkılmasına uyum göstereceği için Kıbrıs sorununun çözümünde adım atmak istiyor. Ama amaç çözmek değil. Çözme ihtimaline yönelik adım atar durumda gözükmektir.
Türkiye’nin istekli olduğu bir anlaşmaya ulaşılması algısı, karşı tarafa her vesile ile bedel ödetmenin Rum’a verdiği toplumsal haz ve tatmini de ortadan kaldıracağı gerçeğini küçümsemeyin. AKP’nin bu istekli yaklaşımı Rum tarafı üzerinde bilinçli bir ters psikoloji etkisi yapmaya yönelik olduğunu da dikkate almakta fayda vardır.
Anlayacağınız bizim Akıncı hariç, diğer tüm taraflar çözmek istemedikleri bir problemi çözermiş gibi yapar görüntüsü vermektedir.
AKP iktidarı birçok konuda başlangıçta konuyu ele alışıyla sonrasında geldiği nokta arasında ciddi farklılıklar oluşturmayı başarmış bir iktidardır.
Bunu alışkanlık haline getirmiştir.
Bu alışkanlıkları da uzayan iktidar dönemlerinde dışarıdan bakanlar nezdinde sırıtmaya başlamıştır.
Görünüş o ki dış siyasette her yönüyle başarısız tabloyu kurtarmak için AKP Kıbrıs ta Annan planı öncesinde olduğu gibi bir havaya ihtiyaç duymaktadır.
Çözmek önemli değil, çözecekmiş gibi hareket etmek siyasi açıdan bir ihtiyaç haline gelmiştir.
Görüntüdeki tuhaflık Rum-Yunan tarafıyla Türkiye’nin farklı olasılıklar üzerine yaptıkları hesaplardan dolayıdır.
Akıncı ise bu tablo içerisinde varlığı olan ama ağırlığı olmayan bir konumdadır.
Havadaki tüy misali.
Hiç olur mu ağırlığı var diyorsanız da o zaman otel lobisindeki çiçek saksısı konumundadır.
Görüntüde ağırlığı olup olsa da olur olmasa da olur pozisyonunda bu tuhaflığa Türkiye adına çaresiz katkı yapar konumdadır.
































