Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yarına ait bir gözlem

Son üç yıl içerisinde Kuzey Kıbrıs ile ilgili ticari inisiyatifleri değerlendirmek için zaman ayırdım.

Bunların biri hariç diğerleri hala daha Kuzey Kıbrıs’taki iş yapma hızında devam ediyor.

Üzerinde çalıştığımız projelerden biri geçtiğimiz günlerde hayata geçti.

Gündemin yoğunluğundan olacak pek de üzerinde durulmadı. Sınırlı sayıda yapılan yorumlarda da ‘’Kıbrıs sorunu çözülüyor, arkasında herhalde Amerika var’’ diye geçiştirildi. Başarılan aslında yeni nesil Kıbrıs Türkünün inanç, coşku ve odaklanması ile başarıldı.

Başarılanın sonucunda dünya markası ‘’Kırmızılar’’ yerli bir firma ile yapılan üretim anlaşması sonucunda her ülkede olduğu gibi ayni dünya standartlarında Kuzey’de üretilmeye başlandı.

İşin hem üretim hem de daha önceden kurulmuş olan satış ve dağıtım ayağı için risk alınarak hatırı sayılır bir yatırım yapıldı. Tüm bunlar has be has Kıbrıs Türkünün sermayesi ve insan gücü ile başarıldı.

Yönetemezsin, yapamazsınız tartışmalarının yoğunlaşarak yaşandığı bir ortamda oldu tüm bunlar.

xxx

Bu süreç içerisinde bakiye kalan gözlemlerimin bir kısmını paylaşacağım.

Yeni nesilde ekonomik olarak bir şeyler yapmak isteyen bilgili, potansiyel sahibi ama imkânsızlıkla karşı karşıya kalan bir kesim olduğunu gözlemledim.

Bunlar ikinci üçüncü nesil ticaret ile uğraşan adaya yüksek eğitimlerini tamamladıktan sonra geri dönmeyi tercih eden insanlarımız. Kıbrıs Türkü milliyetçisi bunlar. Yerine göre hem Rum’a hem de Türkiye’ye bozuk atıyorlar. Bu hissiyat siyaset yelpazesinin sağını da solunu da ayni çatı altına toplayabilecek kadar geniş bir kümelenmeyi oluşturuyor.

Karşı karşıya kaldıkları imkansızlık ilk anda düşünüleceği üzere maddi değil.

Daha farklı bir eksiklik var.

Özel sektöre yol göstericilik yaparak yabancı sermayenin ihtiyaçları ile örtüşecek işbirliği modellerini ortaya çıkaracak yetkinlik eksikliği var. Yabancı sermayenin iş yapış şekli ve onlara yönelik pazarlamanın ve işbirliği teklifinin nasıl yapılması gerektiği ile ilgili bilgi ve tecrübe eksikliği var.

Buna ek olarak aktif olarak Türkiye’yi devreye sokarak ticaretin genişlemesinin önündeki engelleri kaldırabilecek onları cesaretlendirecek devlet otoritesinin de eksikliği var.

xxx

Bu kesim üzerinde ‘’Kıbrıs Türkü’’ olmanın partiler üstü bir aidiyet olduğunu da bu süreçte gördüm.

Rum’a olan bakışın ve söylemin bu kesimin iç siyasetteki tercihleri ile örtüşmediğini gülümseyerek not ettim.

Kıbrıs Türkü olarak Rum’ a karşı bir şeyi başarıyor olmak iç siyasetteki tercihlerdeki söyleme göre çok daha ağır bastığını gözlemledim.

xxx

Aidiyetin yüksek olduğu diğer nokta da ticaret ve sanayi ile ilgili sivil toplum örgütleri oldu.

Sosyal hayatları içerisinde sığınılacak, oksijen depolanacak birer liman ve kaçış noktası olmuş sivil toplum örgütleri. Sivil toplum örgütleri nezdinde bir şeyleri başarıp takdir ediliyor olmak ön planda. Yaptıkları, başardıkları parçası oldukları sivil toplum örgütleri tarafından bilinilsin isteniyor.

xxx

Özel sektördeki bu yeni nesle ‘’sen yaparsın biz de arkandayız’’ diyebilecek siyasi irade lazım.

Bu desteği söylemin ötesine geçirip araya ilgili sivil toplum örgütlerinin de girmesini sağlayarak başta Türkiye olmak üzere kapalı olan kapıları açabilecek ticaretin önündeki engelleri kaldırabilecek somut projeler lazım.

Kıbrıs Türk olarak ‘’biz’’ duygusundan kopmayarak, bireysel olarak kendini tanıma ve bir şeyleri gerçekleştirme adına imkan sağlanarak bu kesimin genişlemesini sağlayacak siyasi iradenin ciddi bir çekim gücü yaratacağına inanıyorum.

Bu günlerde toparlanıp siyasi bir oluşum ya da parti kurultayları ile temiz bir sayfa açıp yola çıkmak isteyenler bu gözlemleri göz ardı etmesinler.

Yalnızca içe dönük ve kamu maliyesi üzerinden siyaset yapmaya odaklıyız.
Siyaset kurumu, özel sektörü güçlendirerek istihdam ve geliri artırmaya yönelik fikir ve düşüncelere yabancı kalıyor.

Aslında inanılanın aksine dış dünyanın parçasıyız. Varlığımız da var ama ağırlığımız yok.

Ağırlığımızın olmaması da ambargolardan dolayı değildir. Batı dünyasındaki firmaların dünyanın her köşesinde zorlandığı bir ortamda rekabetçi ve bürokrasiden arındırılmış şartları sunduğunuz anda hiç kimse ambargoyu tanımaz bir şekilde çözüm üretir. Ben bunu hayata geçirdiğimiz projeyle bizzat yaşadım ve gördüm.   

Başımızı kaldırıp bulunduğumuz bölgeyle ve Türkiye ile birlikte ne yapabiliriz diye düşünmek lazım. O kadar çok fırsat var ki. Düşünmeyince, fikirleri sonuna kadar takip edip projelendiremeyince olmuyor.

xxx

Bu toplum bundan sonra bir adım ileriye gidecekse bu ancak özel sektörün kabuğunu kırmasına devletimizin hizmetkârlığı ve Türkiye’nin de ‘’ağabeyliği’’ ile olacak.

Türkiye’yi ağabeylik rolüne zorlayacak olan da, özel sektörün hizmetkârı rolünü üstlenecek olan da bugün kuruluşunu kutladığımız devletimizdir.

Fikir üreterek talepkar olacak, kendi sermayesini istihdam yaratacak şekilde işe yatırmaya hazır olacak olan da bizim kendi özel sektörümüzdür.

Hem Kıbrıs sorununun çözümünde hem de iç siyasetteki başarı özel sektördeki bu yeni neslin desteklenmesi ve sayısının artırılmasından geçiyor.

Rum da giderek ticari alandaki ağırlığının elinden kayıyor olduğunu görse de görmemezlikten gelmeye, inkar sürecine girerek bunu kendi toplumuna da anlatmaktan kaçınmaya başlamıştır. Bunu bir fırsat kapısı olarak görüp üzerine gitmemiz lazım.

Ne mutlu bana ki çalıştığım şirketin bu topraklarda istihdam yaratarak yerli firmalarla işbirliğine gitmesine katkı yaptım. Üzerinde çalıştığımız projelerle de buna devam edeceğim. Bu vesileyle de KKTC’nin dışında olsam da KKTC’yi içimden çıkartmıyorum.

Malum bugün 15 Kasım. Farklı bir gözlemle düne değil bugüne ve yarına bakmak istedim. Bu gözlemin iç siyasette de bir karşılığı olması lazım. Çözüm devletimizi ortadan kaldırmakta değil.c