Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yalnız yasa ile olmaz…

İçinde siyaset kelimesini barındıran her şeyden şikayet var.

Herhalde bunun da verdiği baskıyla siyasi partiler yasa önerisi geçen hafta Meclis’ten oy birliğiyle geçti.
Siyasi partiler ile ilgili sıkıntıları yazıya döküp yasa yapabilirsiniz ama bu siyaset dediğimiz şeyin yalnızca yasa çıkarmakla değil “davranışlarla” ilgili gözden geçirilmesi gereken tarafları var.
Konunun az da olsa özüne inebilmek için “siyaset” dediğimiz şeyi üçe ayırıp irdelemek lazım.
Önce siyasetçi…
Konuyu bir soruyla açalım.
Sizce siyasette bir önerinin kimin tarafından yapıldığı mı, yoksa içeriği mi önemlidir?
Soru bu şekilde sorulduğunda büyük ihtimal herkes önerinin içeriğine bakarım diyor.
Ancak, siyaset içerisinde karşılaşılan birçok karar ortamında teklifin kimden geldiği kararlara temel oluşturuyor.
Bu durum siyasette bilimsel ve rasyonel yaklaşımın önünü tıkayan, kaynakların etkin kullanımını engelleyen bir ortama zemin hazırlıyor.
Önerinin kimden geldiğine göre görüş oluşturmak toplumsal açıdan önemli bir zafiyet oluşturuyor.
Örneğin Meclis’te herkesin tüm kararları parti çizgisinde vermesi, kararların ve alternatiflerin yeterince irdelenmediğinin bir göstergesidir. Herkesin aynı düşündüğü bir ortamda, birden fazla kişinin düşünmediği ortaya çıkar!  Bu durum milletin vekillerinin, milletin değil, parti liderinin vekili olduğuna ilişkin de bir göstergedir. Bunun için 50 milletvekiline de gerek yoktur.
Gerekli olmayan bir iş yapan kişinin de itibarı olmaz. Konunun özünde kabullenilmiş olan bu davranış bozukluğu vardır. Kimin değil neyin söylendiğine göre siyaset yapan davranış örnekleri artana kadar da ne yaparsan yap siyasetçi nezdinde oluşan olumsuz algı değişmez.
Siyasi kurumlar…
Birinci gözlemden hareketle uygulamada engel teşkil eden ve yanlış yorumlanan bir başka kavram da “parti disiplinidir.”
Disiplin karar alındıktan sonra uygulamada etkinliği artıran önemli bir kavramdır.  Ancak, karar alma sürecinde alternatiflerin değerlendirilmesini engellemek üzere “parti disiplini” adına farklı görüşlerin dile getirilmesinin önüne psikolojik engeller konulması da yeterince yenilikçi alternatif üretilmesini engeller.
Kararları takım tutarcasına vermek açık fikirliliğin ve alternatiflerin değerlendirilmesinin önünde bir engel oluşturur.
Parti disiplini ve zaman zaman da ifade edildiği şekliyle istikrar adına partiyi tek sesli bir topluluk haline getirme isteği ve baskısı siyasi kurumların toplum üzerindeki algısını olumsuz bir şekilde etkilemeye devam edecektir.
En son olarak “siyaset yapmanın” tanımı…
Politika geliştirmekle, siyaset yapmak kavramları bizde birbirine karışmış durumda.
Siyaset yapmaya meraklı geniş bir kitle var ama politika üretmek ve geliştirmek için kafa yoran acaba kaç siyasetçi var?
Politika üretmek herhangi bir kararın toplumun farklı kesimlerini nasıl etkileyeceğini belirleyip, politika yapanların kararının en azından geniş bir kesim için olumlu etkisini göstereceği alternatifleri ortaya koymaktır.
Halbuki bizde politika yapanlar kararlarını farklı kesimlerin tercihleri arasında uzlaşma yaratmayı baz alarak vermektedirler.
Bu nedenle, ya bazı sonuçların hangi politika kararları neticesinde ortaya çıktığının farkına bile varılmıyor, ya da yanlışlıkları düzeltmek üzere sık sık karar değiştirerek toplumsal güven zedeleniyor.
Alınan kararlar bilimsel çalışmalara dayandırılmadığı için herkes için daha iyi olabilecek politika sonuçlarına ulaşmaktan uzaklaşılıyor.
Bunun sonucunda siyaset yaptığını düşünen siyasetçi yaratıcı hiçbir fikir ortaya koyma baskısını hissetmeden toplumsal enerjimizin kendi içimizde yitirilmesine, sınırlı kaynakları etkin kullanmayarak da yaşam kalitemizden devamlı ödün vermeye bilerek ya da bilmeyerek bizi mahkum ediyor.
Farklı kesimlere istedikleri içerisinden bir şeyleri kabul ederek vermek kolaydır.
Bu bağlamda “iyilik” yapmak kolaydır.
Zor ama doğru olan adaletli yasama ve yönetim sergileyebilmektir.
Bunun da yasasını çıkarmak mümkün değildir, çünkü bu siyasetçinin rolünü nasıl algıladığı ile alakalı bir konudur.
Kökü siyasi gelenek ve parti tabanı ve toplumdaki beklentiye dayanır.
Siyasetçi de netice itibarıyla çıktığı toplumun aynasıdır. Yani anlayacağınız siyaset dediğiniz şey yasayla terbiye edilmez. Siyasi gelenek ve görgü de lazım.