Türkiye’nin bugün siyasetten girdiği çıkmazı anlamak için AKP iktidarında iç ve dış siyasette atılmış olan adımların birbiriyle olan ilişkisini anlamakta fayda vardır.
AKP iktidarı bir iddia ile işe başladı.
Denildi ki, bulunduğu bölgede yön verenler kategorisinde olmak için artık yalnızca askeri güç yeterli değil. Siyasal, ekonomik ve kültürel bir çekim gücü yaratabilecek bir söyleminiz ve buna paralel bir eylem planınızın olması lazım.
Yenidünya düzeninde ön planda olmak isteyen ülkeler çok daha katılımcı ve meşru bir siyasi düzen içerisinde olmak durumunda diye de bunun iç siyasetle ilişkisi kuruldu.
Bölgede merkez olmak isteyen bir ülke kendi içinde özgürlüklere sınırlama getirirse dışarıda da meşrutiyet problem olur denildi.
“Özgürlük artarsa güvenlik riske edilir” inancını ortadan kaldırmak gerekliliğinin altı çizildi. İktidarlarının ilk yıllarında AB kriterleri hem içeride hem de dışarıda destek ve mesafe almak adına buna kılıf olarak kullanıldı.
Özgürlüğün artmasıyla bunu yapacak olan devlete ve yapıya zamanla aidiyet duygusu çok daha artar söylemi de bu yaklaşıma karşı çıkan asker, polis ve derinlerdeki devlete karşı argüman olarak kullanıldı.
Tüm bu iç siyasi girişimin adına da “açılım” denildi.
Hesaba nedense katılmayan nokta ise niyet edilen bu demokratikleşme hamlesinin yapılması, bunu yapacak olan devlet yapısına beklenen aidiyet duygusunu Türkiye’nin bütünlüğü yönünde değil de Türkiye’nin bölünmesine yönelik bir harekete doğru yönelmesiydi. Ülkenin bir bölümünde durum bu noktaya gelmişken diğer bölümünde “Özgürlük artarsa güvenlik riske edilir” inancı hem yolsuzluk hem de gezi olaylarında yine eskiyi aratmayacak şekilde sığınılacak bir gerekçe haline geldiği ortaya çıktı.
İç siyasette “açılımın” sonuç olarak geldiği nokta bu oldu.
xxxxx
Planın diğer ayağında da içteki bu demokratikleşmenin vereceği ivmeye çevre ülkeler boyutunu eklemek vardı.
Bunun adına da “komşularla sıfır problem” açılımı denildi.
Komşu olan ülkelerle problemleri çözmesi için geçmişe göre farklı bir söylem ve diyaloğa girilmesi bölgeye uzak olan dış aktörlerin bölgeye ve Türkiye’nin etki alanına müdahil olmasının önüne geçeceği varsayıldı.
Siyasi istikrar dışında çevre ülkelerle problemleri çözüp olabildiğince bütünleşme sağlamanın ekonomiye katkısı olağanüstü olacağını da hesaplayınca kim tutardı artık Türkiye’yi denildi.
Bu dönemde hatırlayın birçok ülkeyle vizelerin kaldırılması ve ortak bakanlar kurulu toplantıları gündeme geldi ve yapıldı da.
Barış ve istikrar alanı oluşturulmadan refah olmaz diye de haklı olarak demeçler verildi. Dedik ya tespitler ve başlangıç doğru, söylemler kulağa çok hoş geliyordu.
Bölgesel düzen içerisinde masayı kuranların içerisinde olunması için çevre ülkelerdeki tüm aktörlerle temas kurulması kararı da bu çerçevede verildi.
Hamas örneğinde olduğu gibi seçim sonuçları meşru olduğu sürece kim kazanırsa kazansın tanınacak ve batının tavrı dikkate alınmayacaktı.
Türkiye yaptığı doğru tespitlerle beraber giderek bölgesindeki siyasetini “Batıyı ne karşına al ne de dikkate al” siyasetine çevirdi. Bununla ilgili ilk uyarı da “eksen” kayması ile geldi.
Bu “eksen” konusu geçen hafta İŞİD ile mücadele konusunda “IŞİD’in elindeki 49 Türk rehineye rağmen Türkiye Batı’daki müttefikleri ile ayni eksende olması gerekir” diye Obama tarafından bir kez daha dile getirildi.
Komşularla sıfır problem ve bölgede güç merkezi olma tespit ve hedefiyle ilgili, Türkiye bırakın bölgesinde yapmak istediğini yapmasını, söylemek istediğini bile söyleyemeyen ülke konumuna getirdi.
xxxxx
Bölgede merkezi güç olma eylem planının 3. ayağında da küresel düzende ön planda olma hedefi vardı.
Bu tespitte doğruydu.
Türkiye bölgesindeki kuruluşlarda geçmişe göre aktif bir rol aldı.
İslam Konferansı başkanlığına ilk defa bir Türk getirildi.
Bununla kalmadı tarihinde ilk kez BM Güvenlik konseyi geçici üyesi seçildi.
Aynı zamanda G-20 üyesiydi de.
Artık hatt-ı diplomasi değil sath-ı diplomasiden bahseder olmuştuk.
Sath-ı diplomasi deniyordu çünkü diplomasiyi ticaret ve yatırımlarla eylem aracı olarak kullanabilecek güç ve etkinlikte bir özel sektör var iddiası da ortaya atılmıştı.
Ama bunlar da görüntüde kaldı çünkü olgunlaşmış bir temele hiçbir zaman oturtulamadı. İç siyasi düzende yakın geçmişte yaşananlarla da buna pek şansı bile olamayacağı belli oldu.
Küresel düzende ön planda olmak için sisteminizin tek adama bağlı olmaması lazım. Hukuk devleti olup olmadığınız, bireysel özgürlüklerin ve demokrasinin işleyip işlemediği her gün tartışılır olmaması lazım. Rekabet gücü yüksek dünya çapında teknoloji üreten şirketleriniz olması lazım. Türk özel sektörü inşaat yol ve havaalanı yapmanın ötesine geçemedi.
Küçük bir örnekle Türkiye’nin küresel düzende itibarının geldiği noktayı özetleyelim. Dinleme skandalında, Almanya “dinledik ve dinlemeye de devam edeceğiz” diyecek kadar gözümüzün içine bakarak küstahlaştı.
Küresel planda ön planda olma hedefinin de sadece iç kamuoyuna “oyunun içindeyiz” havası ile sınırlı kaldığı ortaya çıkmış oldu.
xxxxx
Tüm bu yazdıklarımın içerisindeki tespit ve hedefleri bir biriyle ilişkilendirerek kim anlattı biliyor musunuz?
Türkiye’nin yeni Başbakanı Davutoğlu.
Dış İşleri Bakanı olmadan hemen önce benim de dinleyici olduğum bir toplantıda anlatmıştı tüm bu “açılımları” ve “yön verenler” arasında olma hedefine yönelik yapılması gerekenleri.
O anlatmış ben de hem dinleyip hem de not almıştım.
Anlatım o kadar organize, akıcı ve kendi içinde tutarlıydı ki, etkilenmemek elde değildi.
Ama gel gör anlattıklarının uygulaması Türkiye’yi büyük bir çıkmaza sürükledi.
Dış siyaset üzerine hocalık yapmakla işi yönetmek arasında da anlatılmaz ama yaşanarak görülecek bir fark olduğu bir kez daha belli oldu.
Din, tarih, coğrafya bilginizin üst seviyede, aile yaşantınızın muhafazakar kaideler içerisinde olması sizi bulunduğunuz bölgeye yön verenler kategorisine koymadığı ortaya çıktı.
Satranç masasında tüm benzeri oyunların tarihçesini bildiği iddiasıyla enteresan gözükmek adına tavla niyetine zar atan kumarbazın kazanma şansı yoktur. Kumar masasından evine huzur ve refah getiren henüz görülmedi.
Davutoğlu keşke geldiği yerde hocalık yapmaya devam etseydi.
Çok iyi anlatıyordu.
































