Biliyorum etrafta kan gövdeyi götürürken, umut fakiri bir coğrafyada, tatsız bir zaman diliminde yaşarken “Nerden çıktı şimdi bu?” diyebilirsiniz. Ama diğer yandan da hayatımız devam ederken insanın yaşadığı ortamda olup bitenle ilgilenirken muhatap kaldığı sorular oluyor. İşte bende bu hafta bu nedenle savaş ve umutsuzluk psikolojisinden sıyrılıp sizlere, son zamanlarda en çok şahsıma yöneltilen soruya yanıt verecek bir yazı sunuyorum. Birçoğunuz Çetinkaya’nın GAÜ ile yaptığı işbirliğinin ne anlama geldiğini merak ediyorsunuz. Umarım bu yazıyı okuduktan sonra bu merakınız büyük ölçüde giderilmiş olacaktır.
Yazıma, hatırlatma anlamında, kısa bir tarihçe ile başlamak istiyorum.
Çetinkaya Türk Spor Kulübü’nün kuruluşu 1930 yılına dayanır. 3 Ocak 1930 da Lefkoşa Türk Spor Kulübü olarak kurulmuştur. 1934 yılında bu isimle, yedi tane de Elen takımıyla birlikte, bu günde UEFA tarafından tanınan Kıbrıs Futbol Federasyonu (K.O.P) ‘nun kurucusu oldu. Aslında bir önceki yıl B.A.O.K ligi diye bilinen gayrı resmi ligde mücadeleye başlamış, bitime üç hafta kala bu lige katılan Elen takımları arasındaki anlaşmazlıktan dolayı, lider durumdayken, ligin tamamlanamamışı nedeniyle şampiyonluktan olmuştu.
Bu sıralarda Lefkoşa’da Çetinkaya Esnaf Spor diye bir kulüp daha kurulmuş ve iki kulüp arasında rekabet başlamıştı. Ancak bu rekabetin, topluma yarar değil zarar verdiğini gören cemaatin ileri gelenleri, devreye girmiş ve birleşmeyi sağlamıştı. Ekim 1949 da, iki camia genel kurullarını ayrı ayrı yaparak birleşmiş, Çetinkaya Türk Spor Kulübü adını almıştı.
Bu isimle, günümüzde de resmen F.İ.F.A tarafından tanınan Kıbrıs (K.O.P) liginde 1951 yılında şampiyonluk kazanmıştır. Yine aynı federasyon çatısı altında düzenlenen Kıbrıs Kupasını da 1952 , ve 1954 yıllarında kazanarak müzesine taşımıştır. Bu sıralarda on yılda en çok kazananın alacağı , lig ve kupa şampiyonunun karşılaşmasının ödülü olan PAKKOS şildini , 1955 den sonra müsabakalara katılmamasına rağmen en çok kazanan olarak ebediyen sahibi olmuştur.
1955 yılında gelişen Elen baskıları karşısında Türk liderliği ayrı bir Türk ligi kurma kararı alınca , Çetinkaya da bu lige katılmış ve burada lokomotif görevini görmüştür. Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu çatısı altında on dört lig şampiyonluğu kazanmıştır. Hâlen en çok lig şampiyonu olma unvanını elinde tutarken, ayrıca en üst düzey ligde oynayan da tek takımdır.
Çetinkaya’nın bir başka rekoru da Federasyon Kupasındadır. On sekiz kez final oynamış on yedi kez bu kupayı müzesine götürmüştür. Ayrıca on yedi kez de “Super Kupa” (değişik isimlerle oynanmıştır) sahibidir.
Aralarında Galatasaray Fenerbahçe’nin de bulunduğu Türk takımları ile geçmişinde müsabakalar yapmıştır.
1954 yılında İsrail’de turnuvalara katılmıştır. Dinamo Bükreş gibi zamanının ünlü takımlarını konuk edip yapılan özel müsabakalarda anlamlı galibiyetler elde edilmiştir.
Çetinkaya’nın renkleri sarı kırmızıdır.
Çetinkaya, Kıbrıs Türklerinin ada üzerinde yarattığı, dünya tarafından tanınan en ciddi, hatta tek markadır.
Ancak gün gelmiş bu marka ciddi bir hayati tehdit yaşamıştır. Bu tehdit son on yıl içinde ciddi anlamda kulübü ablukası altına almış kapanma noktasına getirmiştir. Bunun olmasını istemeyen bir avuç insanın çabası ile kalabilmiştir..
Kriz ilk kez açığa çıktığında, rahmetli Urcan Vangöl “Nasıl yani? Bir tarihi sonlandırmak bize mi nasip olacak? Ben bu ayıbı üstlenmem” diyerek, belki de kendini ölüme götüren başkanlık sürecine atılmıştı. Onun ve etrafına topladığı bir gurup arkadaşının verdiği motivasyonla Çetinkaya silkinmiş, dizleri üzerine çökmüşken yeniden ayaklanıp, ışıldamıştı. Ne var ki bu ara dönem birkaç yıl sürmüş, kazanılan şampiyonluklar ve kupaların ardından yeniden karanlık günler geri gelmişti.
Geçen sezon başını hatırlamak gerekirse, Kulübü sevk ve idare edecek maddi olanak yoktu. Üyelerin çoğu değişik nedenlerle küstürülmüş uzaklaştırılmıştı. Alt yapıyı bir yana koyun, “A” takımda oyuncu kalmamıştı. Antraman sahası dahi yoktu. Futbol takımının haftada iki kere kırk beş dakika antraman yaparak geldiği nokta ortadaydı. Yıllardır bu uğurda hizmet veren “TAKSİM SAHASI” ralli uğruna telef olmuş, üstelikte bundan kulüp olarak hiçbir maddi manevi kazanım elde edilememişti. Buna karşın bazı kişilerin götürdüğü iddia edilen rakamlar dudak uçuklatıyordu. .
Camia ikinci derin krizi yaşıyordu. Neticede geçen yıl sezonun dördüncü haftasında takımın sıfır puan toplaması sonucunda yönetim istifa etti. İdare haftalarca divanda kaldı. Tarihi kulübün kapanması, kaymakamlığa teslim edilmesi konuşulmaya başlandı. İşte tam da bu sırada Meriç Erülkü ve arkadaşları devreye girdi. Çetinkaya ateşinin sönmesine izin vermediler. Adeta suni teneffüs yaptırarak koskoca camianın hayatta kalmasını sağladılar. Ellerinden geleni yaptılar. Sonunda rakibin yaptığı büyük hata ile de olsa takımı kümede tuttular.
Ne var ki camia üzerinde karabulutlar devam ediyordu. Bu yıl da, art arda yapılan genel kurullara rağmen başkan adayı çıkmıyor, yeni yönetim oluşmuyordu. Başlangıçta Divan Başkanı olarak bendeniz, geçen yılki gibi sezon içinde olmadığımızdan panik değildim ama zamanın da eninde sonunda aleyhimize çalışacağını biliyordum. Saha sorunumuz vardı. Transfere ihtiyacımız vardı. Alt yapımızın yeniden toparlanması gerekiyordu. Ve tüm bunların yapılabilmesi için güçlü bir yönetime ihtiyaç vardı. Durumun vahametini “Çetinkayalıyım” diyen herkes farkındaydı ama kimse elini taşın altına sokmaya cesaret edemiyordu. Geçen sezon yaşananlar birkaç iyi niyetli kişiyi de iyice ürkütmüştü. Açıkçası yönetim devamlı “Divana” kalacak diye endişelenmeye bile başlamıştım. Zira kulüpte üyeler arasında böyle bir eğilim sezmeye başlamıştım ve ne kadar farkındaydılar bilemem ama bu tam bir felaket demekti. Yetkisiz bir Divan yönetimi Çetinkaya gibi bir armayı nasıl layıkıyla yönetebilirdi ki ?
Artık önümde iki yol vardı. Ya Başkanlığa soyunacak belki de sonunda Çetinkaya’yı lig düşürten başkan olarak tarihe geçecektim, ya da güçlü bir sponsör bulup camianın ayağa kalkmasını sağlayacaktım. İki yol da söylem olarak kolay, icraat olarak zordu.
Tam da bu sıralarda çıkmıştı yeni kitabım : “Efsaneden Doğan Efsane : Mustafa Defteralı.”
Kitabın çıkması sonrası çeşitli radyo, televizyon programlarına katılıyor, tanıtımını yapıyordum. Yine böyle bir programdaydım, sayın Hasan Hastürer’in konuğuydum. Çetinkaya burçları üzerinde ,Taksim sahasına bakan eski bir beton mevzi üzerine oturmuş, genelde Kıbrıs Türk Futbolunu, özel de ise Çetinkaya ve Defteralı’yı konuşuyorduk. Açıkçası o söyleşi sırasında Çetinkaya ‘nın çaresizliğini net olarak dillendirmiştim. Hastürer de o an bir şey söylememiş ancak program bittikten sonra bana “Bence sizin ya bir finans ya da bir eğitim kurumu ile partner olmanız gerek, çünkü bu ülkede şu anda ayakta kalan kurumlar bunlar” demişti. O an kafamda şimşekler çaktı. Hasan Hastürer’i yolcu eder etmez camiadan yakın dört arkadaşımı aradım. Onlardan bizimle ortaklık yapmaya razı olacak eğitim ve finans kuruluşlarını araştırmalarını istedim.
Bekleyiş uzun sürmedi. Ulaş Ocanoğlu, Mehmet Tatar, Ferdinç Kılıç ve Erhan Başay bir kaç hafta sonra bana Girne Amerikan Üniversitesi’nin bu olaya sıcak bakabileceğini söyledi. Hemen bir proje hazırladık. Bu proje de Çetinkaya’nın neye ihtiyaç duyduğunu hiçbir şeyi gizlemeden aktardık. Bu arada aynı proje de Girne Amerikan Üniversitesi’nin Çetinkaya üzerinden ne gibi kazanımları olacağından da bahsettik.
Proje, Girne Amerikan Üniversitesi üst yönetimi tarafından incelendi. Önce onların Camelotte adlı yazlık tesislerinde yaptığımız gayrı resmi toplantılarla bazı yenilikler düzeltmeler yaptık. Bu sırada bir kısım spor medyasına yakalanmamak için yaptığımız hareketleri anımsadıkça hâlâ gülümserim. Gerçi başta Raif Örtunç Hoca olmak üzere nerdeyse tamamı ne yapmaya çalıştığımızı anlamışsa da , sonunda bizim ricalarımızı kırmayarak sessiz kaldılar. Açıkçası, sessiz kalmaları bizim camia içinde dedikoduların bozgunculuk yapmasını ve işin bozulmasını önleme adına da çok işimize yaradı.
Daha sonra resmi görüşmelere başladık. Bu sırada artık camiaya girişimimizi haber verdik. Beklediğimizin üstünde destek bulduğumuzu söyleyebilirim. İtiraz eden birkaç arkadaşımızı da ikna etmek çok zor olmadı. Bazıları ile bire bir yüz yüze görüşerek endişelerini giderdik. Olaya olumsuz bakan çok az sayıdaki üyemize ise kefaletimizi sunarak ikna etme yoluna gittik Sonunda Üniversite’nin Yöneticiler Kurulu Başkanı Sayın Serhat Akpınar ve ben on yıllık protokolü imzaladık. Bu protokol genel kurulumuzda tartışılıp kabul görünce Asım Vehbi başkanlığında yönetim kurulumuz oluştu. Yeni yönetim kurulu kendine kurumsallaşma ve yeniden yapılanma hedefini koyarken ilk yıl için sadece zor günler yaşamayacak bir takım kurma vaadi verdi. Bu protokolle on yıl süre ile ciddi bir mali kaynak sağlanmış olurken ,sportif müsabakalara GAÜ-Çetinkaya ismi ile katılınması yönünde anlaşıldı.
Biz divan olarak bir yandan Girne Amerikan Üniversitesi ile anlaşma yapmanın yollarını ararken , bir yandan da gelişmemizin önünü tıkayan mevcut konumumuzdan ayrılmanın planlarını yapıyorduk. Lefkoşa takımları içinde tek mağdur olan kulüp Çetinkaya idi. Her yönü ile tıkanmıştı. Kurtuluş başka bölgelere taşınmaktaydı. En uygun yer ise birkaç yıl önce kurulup kapanan Metehan spor kulübünün yerini almaktı. Çetinkaya gibi bir armanın oraya taşınması bölge sakinlerinin de sosyal tesislere sahip olması, çocuklarının da spor yapma olanağına kavuşması demekti .
Bu konu, seçilir seçilmez yeni başkan Asım Vehbi’ye açıldı ve onun da sahiplenmesi ile ileriye taşındı. Devlet ve Hükümet yetkilileri ile görüşülüp talep bilgilerine getirildi. Özellikle yeni Ralli’nin taksim sahasını güzergah olarak kullanmasının tek yolunun, Metehan tesislerinin Çetinkaya’ya tahsis veya kiralanması olduğu söylendi.
Başkan Asım Vehbi çeşitli kanatlardan gelen baskılara karşı dik durdu. Genel kurulun ve yönetiminin aldığı kararları sonuna kadar savundu. Ralli’nin Çetinkaya sahasında yapılmasına ancak Metehan tesislerinin verilmesi ile mümkün olabileceği konusunda ısrarcı oldu.
Hükümet kanadı , sonunda, bu konuda Gençlik Gücü’nün mağdur edilmemesi koşulu ile Efsane’ye Metehan tesislerini tahsis etti. Çetinkaya haftada iki gün “A” takımı seviyesinde Gençlik Gücü takımının bu tesislerde antreman yapmasını kabul edince yeni yuvasına kavuştu. Bu arada önceden tahsis edilen Kermiya bölgesindeki arazi ise devlete iade edildi
Kısacası GAÜ ile birliktelik sayesinde Çetinkaya küllerinden bir daha doğdu. Bu doğuşun geçmişte yapılan hataların getirdiği deneyimin, kalıcı başarıyı getireceğini umuyorum.
.jpg)
Çetinkaya 1969
***
.jpg)
Çetinkaya 1954
































