Mutsuz bir toplum olduk. Hayat şartları en iyi durumda olanda, en kötü olanda aynı mutsuzluğu paylaşıyor bu ülkede. Sanki ada üzerine çöreklenmiş bir “lanetin” direkt mağdurlarıyız. Toplumsal bir huzursuzluk ve karmaşanın yarattığı psikolojik dalgadan kurtulanımız yok.
Dün hastanede bir grup hekim arkadaşla bu durumu tartışıyor, toplumun toplu bir psikoterapiye ihtiyaç duyduğunu konuşuyorduk. Tam bu sırada nükteleri ile hayatımıza renk katan arkadaşımız Dr. Kenan Arifoğlu, “Abi insanlar nasıl mutlu olsun. Psikolojileri darmadağın. Bak! Adamın altında son model arabası, yazlık havuzlu evi ve iyi bir işi var. Ama o da mutsuz. O kadar mutsuz ki, bu duygunun etkisinde oturduğu apartman katının ortak kullanım alanlarının temizlik ve elektrik masraflarına katkı koymaz. Önünü göremiyor ki mutlu olsun. Karmaşa içinde yaşıyoruz ve bu karmaşanın en büyük örneği de trafik. Ve işin ilginç yanı zengin -fakir hepimiz trafik karmaşası önünde eşitiz” dedi.
Önce gülümsedik. Sonra düşündükçe haklılığını teslim ettik. Çünkü gerçekten de tezatlar içinde yaşamanın sonucu değil, sebebiydi mutsuzluk. Mutlu olamıyorduk bir türlü. Küçük bir ada üstünde “Kayıp” sayısının iki bin on bir olduğu ve bu kayıpların kör kuyulardan toplandığı bir devirde, yaşarken, insanoğlu nasıl mutlu olabilir ki? İki bin on bir kayıp insan. Bu kayıpların onlarca yıldır etkilediği, anaları babaları kardeşleri, çocukları ve dostları var. Kaba bir hesapla kırk bin insanı bulur bu etkileşim alanı içinde kalanlar. Peki ama kırk bin insanın laneti geriye kalanları hayır ettirir mi? Mümkün mü bu?
Böyle bir Lanete uğramış kara parçası üzerinde mutlu olabilir mi yaşayan?
Toplum “lanetin” etkisinde mutsuz. Sevgisiz, vefasız ve isteksiz. Aslında bu tam bir kısır döngü. Sevgisizlik vefasızlık ve isteksizlik laneti, lanette bunları tetikliyor.
Bir tek mezarlıkta, eşimizi dostumuzu gömerken biraz silkinip kendimize geliyoruz. Ama daha yirmi dört saat geçmeden eski hastalığımız nüksediyor, hırsımız tüm benliğimizi kaplıyor. “Sevgisizlik Virusü” tekrardan bize egemen oluyor.
Tüm psikiyatristler el ele verse, tek tek bireylere terapi yapsa ya da sosyologlar toplumsal mutluluğu kazanabilmek adına çalışmalar yapsa, bu mutsuz havadan kurtulabilir miyiz?
Gözlerimizi açıp bakarsak hemen görürüz. Bir tek adamızda da değil ki sorun. “Lanet” dediğimiz hastalık çevremize de yayılmış. Ya da oralardan bize sıçramış. Kuzeyimizde Balkanlardan başlayarak tüm Anadolu, Güneyimiz de Fas’tan Mısır’a tüm Kuzey Afrika, doğumuzda Suriye, Lübnan, Gazze ve hatta İsrail, aynı lanetin etkisinde. Hâlâ her gün yüzlerce genç ölüyor oralarda. Binlerce mülteci buralardan göç ederek “mutsuzluğu” Avrupa ve Amerika’ya ihraç ediyor. Dünyanın mutsuz insanları bir şekilde bu mutsuzluğu kırmaya çalışıyor. Ya bizim gibi apartmanın ortak aydınlatma faturasını ödemeyip ego yapıyor, ya da bir trafik canavarı olup rahatlamaya çalışıyor.
İki bin yıldır kanın durmadığı Orta Doğu’nun etki alanında kalmaya mahkum adamızın, “hüzün coğrafyasından” kendini sıyırıp, “cennet ada” tanımlamasına uygun bir yaşam alanına dönüşmesini beklemek abes ve iştigalden öte değil gibi görünüyor.
Düşünüyorum da, esasen, yüz de yüz olmasa da en azından yaşadığımız toprak parçasını, “mutsuzluk coğrafyasından” ayırmak için bizde hiç çaba göstermiyoruz. Lütfen artık sevgiye ve vefaya hayatımızda yer açalım. Yaşama isteğimizi yeniden kazanıp “laneti” yenelim. Yönetenlerimiz de gerekli hamleleri, söz verdikleri reformları yaparak bizi motive etsinler. Tabi bizde bir öğrensek tek başımıza mutlu olamayacağımızı, kendimiz için çabalarken toplumun, insanlığın çıkarlarını da korusak. İşte o zaman Lanetten kurtulmak için ışığı buluruz.
Bunu başarırsak Kıbrıs’ı mitolojide kalmış ve mutluluk ülkesi Atlantis’e dönüştüremesek te en azından mutsuz insanlar adası olmaktan çıkaracağımızdan hiç şüphem yoktur.
.jpg)
***
.jpg)
VE ŞİİR…
Bu hafta köşemin şair konuğu Fatma Akilhoca…
Kendi ifadesiyle “1974 Savaşı’nda karargâh olarak kullanılan taş yapıda (günümüzde meyhane) iletişimin sağlanamaması yüzünden, telsiziyle Mağusa Hisarı’nın üstüne çıkıp, orada şehit olan Hüseyin Akil’in anısıyla yeniden yüzleşme” olarak dizelerini yazdığı Desdemona adlı şiirini sunuyorum.
Desdemona*
“21 Mart Dünya Şiir Günü’nde, akşamı ıslatıp kapatırken, aniden kesilen iletişime…”
Yuttu sesi taş
İrileşti
Bundandı benzemesi kayaya
Taş içinde in
İn içinde in san
Kapandı kendine
Sesle can
İnsanın inadı
Dövdü inadını taşın
Taştı beden in dışına
İlle de bulunmalı
Saklı kalan
Üstüne üstlük
Otello kentine aşık
Bir Mağusalı
Savaşının birinde
Ölümüne başrolde
Bağırta çağırta
Taşın ihaneti
Çok yakınken şafak
Geldi
Ölümde Otello
Aşkta Desdemona
Taş sen dur orda
Becer de
Çoğalt sesimi!
ANLAYAMADIKLARIM
Mağusa’da mahkemeler önünde silahlı çatışma, Lefke’de silahlı soygun, Girne’de bıçakla soygun girişimi son on gündür ülkemizde gazetelerin manşet haberleri. Anlayamadım yahu burası Sicilya mı yoksa Kıbrıs mı?
































