Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nin 1971 yılında temeli atılırken, o günlerin Sağlık Üyesi Dr. Burhan Nalbantoğlu, “309 yataklı bu hastane muazzam bir inşaattır. Türklüğün Kıbrıs’ta bir abidesidir” diye gazetelere mülakat veriyordu.
Gerçekten de o zamanın koşullarında mükemmel bir yapıydı bu hastane. Yıllarca barakalarda, sigara fabrikalarından bozma yapılarda hizmet almaya alışmış Kıbrıs Türk halkı için yeni bir çığırdı. Gerçi o zamanda olaya, geniş bir bakış açısı dahilinde değerlendirmeyip kendi kısır pencerelerinden bakarak görüş koyanlar da olmuştu. “Böyle büyük bir yapıya ne gerek var, bu hastane asla normal doluluğa ulaşamaz. Boşuna taşa toprağa para yatırıyoruz. Bu kadar çok yatağa, servise ameliyathaneye ne gerek var?” diyen çok sayıda ses yükselmişti. Bu kişiler harcanacak paraya yazık olacağı, bu hastanenin topluma birkaç gömlek büyük geleceğini vurgulamaktaydılar.
Ne var ki yıllar Dr. Nalbantoğlu’nu haklı çıkarmış, gelinen noktada yapılan ek binalara ve restorasyonlara rağmen, gömlek günümüzde değil bol, iyice daralmış hâle gelmiştir. Çoğu servislerde yatak sayısı yetmemekte, ameliyathanede hekimler sıra beklemektedir. Artık bu gün kırk beş yıldır toplumun sağlık alanında en büyük yükünü çeken bu hastanenin geleceği tartışma konusudur.
Yaklaşık on beş yıl kadar önce Türkiye’den gelen uzmanlar, başkentimizdeki bu hastane başta olmak üzere tüm sağlık servislerimizi ziyaret ettiklerinde “Yapılarınız son derece güncel ve sağlam, bu aşamada tek çivi çakmanıza gerek yok” raporu vermişlerdi.
On beş yıl su gibi geçti. Bina depremlere su baskınlarına direndi. Ne var ki son olarak ülkemize bir önceki Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Gülle tarafından çağırılan uzmanlar, “binanın ömrünü tamamladığını üzerine artık tek çivi çakmanın doğru olmadığını” rapor etmişler. Bu raporu henüz sayın eski bakandan başka gören yok.
Eski yeniye görevi devrederken raporu sunmadığı bilgisi edindim. Mutlaka verecektir. Ve rapor gerçekten söylendiği gibiyse, belli ki artık yeni bir hastaneye ihtiyacımız var.
Yeni bir hastane yapılması siyasi irade kararıdır. Ancak bu karar verildikten sonra olaya yine “NALBANTOĞLU” vizyonu ile yaklaşıp, sonraki elli yıl sıkıntı yaratmadan topluma hizmet verebilecek bir hastane yapmak gerekmektedir.
Peki bu hastane nasıl olmalıdır?
Elbette bu sorunun cevabı, bu günün mevcut binasındaki yetersizlikler, eksiklikler ve ihtiyaçlardan yola çıkılarak verilmelidir.
Bir kere adanın merkez hastanesi olması nedeniyle, ulaşımı kolay olmalıdır. Araç park yerleri baştan iyi hesaplanmalı, personel ve ziyaretçi park yerleri uzun vadeli olarak düşünülüp planlanmalıdır. Bu uğurda gerekirse “yap işlet devret” modeli ile çok katlı otopark planlanmalıdır.
Bina dikine, ihtiyaç duyulan maksimum yükseklikte ve akıllı bina özellikli olmalıdır. Akıllı bina derken, kapıların otomatik açılıp kapandığı, lambaların sensörlü olarak çalıştığı, ısının devamlı aynı seviyede tutulduğu, sterilizasyonun kolaylıkla sağlandığı bir binadan bahsediyorum. Hasta, yemek, çöp, ziyaretçi, laboratuvar tetkiki için alınan materyalin taşındığı asansörler kesinlikle farklı olmalıdır.
Bugün, hastanın hastalığı hakkında bilgi edinmek istemesi onun en temel hasta hakkı sayılmaktadır. Maalesef artan hekim sayısı yüzünden günümüz şartlarında hastamızla hekiminin baş başa kalıp konuşa bilecekleri bir oda yoktur. Yeni hastanemizde küçük de olsa her hekime bir oda mutlaka sağlanmalıdır.
Hastane içinde mutlaka sosyal tesisler (lokanta, pastane, banka, çiçekçi, kuaför vs ) kurulacak, ofis ve dükkanlar bulunmalıdır.
Servis anlayışından vaz geçilmeli, kat düzenine geçilmelidir. Bu sayede yatakların en fizibl şekilde kullanması sağlanacaktır. Katlarda odalar kesinlikle “Özel odalar” olarak planlanmalıdır. Bu odalarda refakatçi yatağı mutlaka olmalıdır. Odaların duş ve tuvaletleri hijyenik özelliklere sahip olmalı yirmi dört saat sıcak su temin edilebilmelidir.
Hastanede Yeni doğan, Çocuk, Cerrahi, Nörolojik, Koroner, Dahiliye ve Enfeksiyon yoğun bakımları kurulmalıdır. Bu yoğun bakımların yatak sayısı ihtiyaca göre belirlenmeli ancak odaları kesinlikle camla birbirinden ayrılmış odalar olmalıdır. Hastaların uzun zaman geçirdiği Diyaliz merkezi, thalassemia ve kemoterapi birimlerinde konfordan kaçınılmamalıdır.
Ameliyathane sayısı bu günkünün en az üç misli olmalıdır. Ameliyat odaları Zaruri ihtiyaçlar dışında Vakumlu, x ışınları ile kendi kendini steril etme özelliğine sahip olmalıdır.
Bütün laboratuvarlar tek katta toplanmalı, hastadan alınan materyaller küçük asansörlerle ilgili kata insan eli değmeden taşınmalıdır.
Hâlihazırda kurulmuş olan otomasyon hizmeti geliştirilmelidir.
Poliklinik binası yine yatılı servislerden ayrı olmalıdır. Poliklinikler her servisin beş gün , mümkün olan en çok doktorun poliklinik hizmeti yapabileceği şekilde planlanmalıdır.
Yeni hastane yapılacaksa mimarlar bu ve benzeri fikirlerden faydalanıp projeyi hazırlamalıdır. Hangi aletin nereye konulacağı evvelden belli olmalı bina yapıldıktan sonra orijinalliği korunmalı kırdı döktü olmamalıdır.
Yeni hastanenin adına gelince; hiç tartışmasız yine DR. BURHAN NALBANTOĞLU DEVLET HASTANESİ olmalıdır. Zira söz konusu olan, ciddi bir mazisi olan kurumsal bir yapının yok olması değil, taşınarak şekil değiştirmesidir.
Bu konuda ki yazı ve uyarılarım devam edecektir.
VE ŞİİR
Bu hafta da Dervişe Güneyyeli Kutlu şiiri ile baş başayız.
Aşka Yeniktir Sırat
İki kalp fısıldaşıyor
Öncesizlikten önce,
Sonrasızlıktan sonra;
Varlığın en naif noktasında.
Yeni bir paragraf sırtlıyor satırları
Yokluk,
Harlı bakışların tırnak dışında.
Aidiyeti olmayan bir denizle buluşuyor tuz;
Sırlı bir ayna suskunluğunda
Kadının dudak kıvrımından
D
Ö
K
Ü
L
Ü
Y
O
R
Erkeğin göz ucuna.
Tutuşuyor sırat;
Ayrık düşleri biriktiren dağarcıkta
Kadının ellerinden
K
O
P
U
Y
O
R
Erkeğin damarlarına.
ANLAYAMADIKLARIM
Anlayamadım bu işi. ISİD küçük bir grupken hakkından gelmeyenler, bu güne kadar “yılanın başı küçükken ezilmeli” atasözünü duymadı mı?
































