Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Masumiyetin dili

Düşündüm de, gelin biraz kopalım köhnemiş siyasetten. Politikacıları kendi devinimlerine bırakalım bu hafta. Bir yerde onlara “ne haliniz varsa görün” diyerek uzaklaşalım çirkinlikten. Sanattan taşlardan kitaplardan futboldan bahsedelim. Kısacası “bebekler kadar masum şeylerden.” Masumiyetin dilinden konuşalım kısacası…

Önce kitaplar
Yaz geldi, iyice sardı bizi. Nedense yaz aylarında çok daha kolay kitap okunduğuna inanırım ben. Günün uzunluğunun, güneşin ışıltısının insanı okumaya teşvik ettiğini düşünürüm. Belki de deniz kenarında güneşlenmenin, piknikte çayıra uzanmanın okumaya vesile olacağını umarım da ondan böyle beklenti içine girerim.
Bu ruh hali içinde size yıl içinde iki kez yaptığım geleneksel kitap tavsiyelerimi yapayım dedim bu hafta. Siz de zevkinize göre seçiniz ve okuyunuz.

Ölmek
Arthur Schnitzler’in doksan beş sayfalık bu kısa romanı tam da psikoanaliz meraklılarına hitap ediyor. Kısa zaman sonra öleceğini öğrenen bir adam sizce ne yapar? Sevgilisinden ayrılmaya çalışsa da onun direnci ile karşılaşınca tepkisi ne olur? Sevgili onsuz yaşayamayacağını ve onunla ölmek istediğini söylerken o neler düşünmektedir? Son yanaştıkça insan yalnız ölmek fikrinden korkar mı? Sevgilisinin kendisi ile ölmesi gerektiği fikrini sahiplenir mi? Ya kadın? Son an geldiğinde ilk düşündüğü gibi midir? Yoksa can tatlı mıdır? Zaman zaman kitabın kahramanlarının yerine kendinizi koyarak okuyacağınız, kısa ama zor bir roman “Ölmek.” Meraklılarına tavsiye ederim. DEDALUS KİTAP’ın 2013 yayınıdır.

Kocan Kadar Konuş
Kuşak çatışmaları üzerine yazılmış en eğlendirici kitap hangisidir diye sorsanız, tereddütsüz “Kocan kadar konuş” derdim. Burcuoğlu’nun sadece kuşak çatışması ile kalmayıp, zamane gençlerinin şifrelerini de verdiği bu kitabı herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Yazarı Şebnem Burcuoğlu akıcı dili ile aslında hepimizin farkında olup da es geçtiğimiz gerçekleri fiskeler halinde acıtmadan, hatta gıdıklayarak yüzümüze vuruyor. Ana tema otuz yaşına gelmiş bir kızın ailesi tarafından koca bulmaya itelenmesidir. Ama bunu o kadar yalın esprili ve realiteler içinde yapıyor ki kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz… Konu yüzlerce hiciv arasında hem güldürerek hem düşündürerek işleniyor. Bir DOĞAN EGMONT yayını olup 2014 yılına aittir ve iki yüz ön dört sayfadır.

Fedailerin Kalesi Alamut
Adından da anlaşılacağı gibi tarihi bir roman. Sahte bir cennet kurarak, özel eğitim ve afyon etkisi ile ezilmiş gençleri etrafına toplayan, bu şekilde dünya tarihinde bilinen ilk terörist organizasyonu kurarak, güçlü kral ve imparatorların dahi korkulu rüyası olan Hasan Sabbah’ı anlatan onlarca romandan biri. Roman genelde Alamut Kalesi’nde yaşananları işliyor. Özel de ise, değişik coğrafyalardan çıkıp bir şekilde Alamut Kalesi’nde hayatları kesişen Yusuf, Süleyman, Avni, Sara, Apama ve Halime’nin yanı sıra onlarca insanın o dönemdeki hayata bakış açılarını sayfalara yansıtıyor. Yazarı Vladimir Bartol. 2010 yılında Koridor Yayıncılık tarafından basılmıştır ve beş yüz on sayfadır.

Taşlardan Masallar
Kitapları bir kenara koyup, taşlara gelelim.
Geçen hafta Bedesten’de muhteşem bir sergi vardı. Sevgili dostumuz Mozaik Sanatçısı Tijen Şeherlioğlu’nun “Taşlardan Masallar” adlı sergisi gerçekten görülmeye değerdi. Dört gün boyunca halkın ve turistlerin beğenisine sunulan sergide, sanatçı kendine özgü yapıtları yanı sıra, özellikle adamızın ve yakın coğrafyamızın üzerindeki tarihi mozaik eserlerin birebire yakın kopyalarını da (ülkemizden çalınanlar dahil) yaparak bizleri adeta tarihi bir yolculuğa çıkarmıştır.
Kanaatimce bu serginin sadece LefkoşA’da sınırlı kalması büyük bir haksızlıktır. Diğer şehirlerimiz ve kasabalarımızda da sergilenmesi gerekmektedir. Tabii ki bunu sanatçının kendi bütçesi dahilinde yapması olasılık dışıdır. Yeni çıktığımız seçimlerde sanata destek olacaklarını belirterek seçim kampanyası yürüten belediye başkanlarının ilgi gösterip, sergiyi beldelerine taşımalarını umarım.
Daha önemli bir başka dileğim ise Kültür Bakanlığı’nın da devreye girerek, söz konusu sergiyi yurt dışına hatta turizm fuarlarına taşımasıdır.
Ellerin dert görmesin Tijen…

Dünya Kupası
Bir Dünya Kupası daha bitmek üzere. Bu yazı yayımlandıktan dört gün sonra, finali oynayacak iki takımdan biri kupayı kaldırıp şampiyon unvanını alacak. Binlerce kameraman bu anı ölümsüzleştirecek. Tarihe mal edecek. Kupanın havaya kaldırılıp şampiyonluğun ilan edildiği dakikalar tabii ki çok önemlidir. Ne var ki bana göre turnuva boyunca öyle bir an yaşanmıştı ki, kupanın havaya kaldırılış anından çok daha önemli çok daha değerliydi.
4 Temmuz da oynan Brezilya -Kolombiya müsabakası 2-1 ev sahibinin galibiyeti ile bitmiş, organizasyonun en sempatik iki takımından biri olan Kolombiya (ki diğeri de Kosta Rika’ydı) elenmişti. O anda kameralar sevinen Brezilyalı futbolculardan çok, 2014 Dünya Kupası’nın yıldızı yirmi iki yaşındaki Kolombiyalı James Rodriguez’e dönmüştü. Genç sporcu üzüntüsünden mi hırsından mı bilemiyorum ama hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
İşte tam da bu sırada, kupanın gerçek anlamda en anlamlı olayı yaşandı. Bu kez Brezilya’nın yıldızı David Luis sahneye çıktı. Gitti genç rakibine sarıldı onu tebrik ve teselli etti. Bununla da kalmayıp Rodriguez’i işaret ederek, Maracana Stadı’nı dolduran on binlerce Brezilyalının genç sporcuyu alkışlamasını istedi. Brezilyalılar bu isteğe uydu. Az önce kendilerine gol atan yıldız sporcuyu ayakta alkışlayarak evine gönderdiler.
Ağlamak alkışlamak ve futbol. Üç insani değer olarak karşımızdaydı. Ve bana göre 2014 dünya kupasının en değerli anıydı.
Teşekkürler Rodriguez. Ağlamanın ayıp olmadığını milyonlarca insana anımsattığın için. Teşekkürler Luis. İnsanın ağlama sesine hala duyarlı romantik bir canlı olduğunu bize gösterdiğin için.

Anlayamadıklarım
Bazı milletvekillerinin hala daha referandumda halkın % 62 Hayır oyu vermesini “akıl tutulması” olarak nitelemesini anlayamıyorum. Annan Planı’na aynı oranda evet diyen halkın o zaman ki kararına benimseyenlerin çıkıp şimdi bunu söylemesini hiç ama hiç anlayamıyorum.

VE ŞİİR…
Bu hafta “Ve Şiir” de Bülent Fevzioğlu ile yeniden beraberiz.

EN…

(Türküleme…)

Sen içimin Akdeniz’i
Yangın yeri tenimdeki
Saçlarımdan akan nehir;
Ağzımdaki güneş izi…

Beklediğim mektubumsun
Şiir yüklü bulutumsun
Bugün… Nasıl… Çoksan dünden;
Yarın, bugünden çoksun…

Talvarımda üzüm sensin
Peteklerde balım sensin
Salkımsaçak dallarımda;
Sürgün salan filiz sensin…

Sen içimin Akdeniz’i
Masalları ve şiiri
Saçlarımdan topuğuma;
Kanat çırpan güvercini…

Sevda yolum, yürüdüğüm
Yüreğini dökündüğüm
Şiir yüklü bulutumsun;
Hoş gelmişsin iki gözüm…

***