Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çin’in Olamayan Lideri ile Bir Gün

23 ekim 2022 Pazar günü sona eren Çin Komünist Partisinin 20. ulusal kongresinde Cumhurbaşkanı ve Parti Genel Sekreteri Xi Jinping (Şi Cinping okunuyor), 46 yıllık geleneği sonlandırarak, üçüncü kez bu görevleri üstlendi. (Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk lideri Mao Zedung’un ölümünden sonra, ülkenin liderinin görev süresi iki beş yıl ile sınırlandırılmıştı.) Ulusal Kongrede 25 kişilik Politbüro ve Politbüro üyeleri arasından seçilen 7 kişilik Daimi Komite üyelerinin tamamının Xi Jinping’in destekçilerinden oluştuğuna bakıldığında, Çin’in yeniden Mao dönemindeki tek adam yönetimine geri döndüğü görülmektedir.

Ekonomisi yavaşlayan, başta ABD olmak üzere bir çok ülke ile ilişkilerinde gerginlik yaşayan Çin’in mutlak liderini güç bir yeni iktidar dönemi beklemektedir. Xi Jinping’in 2012 yılında iktidara gelmesinde, başlıca rakibi ve hatta liderlik yarışında favori olarak görülen Bo Xilai’nin görevlerinden alınarak yargılanıp müebbet hapse mahkum edilmesi başlıca etken olmuştu.

Bo Xilai

Uluslararası basının da ilgiyle izlediği Çin’de geçen haftaki gelişmeler, 1998-2000 yıllarında Pekin’deki görevim sırasında Bo Xilai ile ilgili anıları tazeledi.

Aralık 1999 Helsinki Avrupa Birliği (AB) Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde, Türkiye’nin üyelik adaylığı onaylandıktan sonra, Pekin’de AB üyesi ülkelerin büyükelçilerinin haftalık toplantılarına ben de davet edilir olmuştum. Toplantıların birinde, bir kaç büyükelçi, Pekin’in limanı olarak hizmet eden Tianjin kentinin belediye başkanı Bo Xilai hakkında çok olumlu görüşler dile getirerek, özgüvenli, donanımlı ve iyi İngilizce konuşan başkanın Çinli yöneticiler arasında çok farklı bir şahsiyet olduğunu belirttiler. Toplantıdan sonra konuştuğum Fransa Büyükelçisi ( 90’lı yılların ilk yarısında AGİT’te birlikte çalıştığımız) Pierre Morel, Tianjin Belediye Başkanından randevu alarak kente gittiğim takdirde, Başkanın diğer büyükelçiler gibi, benimle de yakından ilgileneceğini söyledi ve “bu ülkede beklenmedik bu tecrübeyi yaşamanı tavsiye ederim” dedi.

Bo Xilai

Bo Xilai’dan randevu alarak, Pekin’den araba ile bir buçuk saat uzaklıkta olan ve o tarihlerde nüfusu yedi milyon dolaylarındaki liman kenti Tianjin’e eşim Sümbül ile birlikte gittik.

Ofisinde ziyaretine gittiğim  Belediye Başkanı, anlatıldığı gibi, beni sıcak şekilde karşıladı. Akıcı İngilizcesi ile kent hakkında bilgiler verdi, Hong Kong ve Şanghay’dan sonra son yıllarda Türkiye’den gemilerin Tianjin’e de gelmeye

başladıklarını belirtti. Amacının Tianjin’i yabancı sermaye için Çin’deki belli başlı merkezlerden biri yapmak ve buna paralel olarak turizmi geliştirmek olduğunu anlattı ve Tianjin’i merkez seçen şirketlerin bir araya gelip açtıkları bir fuarı birlikte gezmeyi önerdi. Sümbül’ü de alıp fuara gittik. Japon ve Güney Kore firmaları başta olmak üzere, daha küçük ölçekte, Avusturalya, Avrupa ve Amerikan şirketleri de, fuarda yer almışlardı.

Bo Xilai

Başkan daha sonra, Kente geniş bir açıdan bakılan bir tepe noktaya bizi götürdü ve orada fotoğrafımızı çekti. Otele bırakırken, akşam eşi ile birlikte bizi yemeğe davet etti.

Yemekte Başkanın eşi Gu Kailai ile tanıştık. Avukat olan Gu da akıcı İngilizce konuşuyordu. Yemek boyunca, sorularımıza cevaben, Başkanın babasının ‘80’li yıllarda başbakan yardımcısı, Gu’nun ise bir generalin kızı olduğunu öğrendik. Karşımızdakiler, rejimin üst düzey yöneticilerinin “princelings” olarak anılanların çocuklarıydı. Başkan İngilizceyi Pekin üniversitesinde öğrenci iken kendi çabası ile öğrendiğini, ülkenin ileride kaçınılmaz olarak dışa açılacağı için, İngilizce bilmek gerektiğini düşünerek, her gece İngilizce metinler okuyarak çalıştığını söyledi, “ New York’ta Columbia Üniversitesinde okuyan oğlum tabii benden daha iyi konuşuyor” dedi. Tianjin’i Çin’in en temiz kenti yapmaya çalıştığını anlattı. Eşi Gu ise, yabancı sermayenin daha fazla çekilebilmesi için ticaret hukukunun evrensel kriterlere göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini örneklerle izah etti. Kaliteli bir Avustralya şarabı ve dostane bir sohbet eşliğinde, bu etkileyici insanlarla hoş bir gece geçirdik.

Çin’de görev sürem sona erdikten sonra da kişiliği ile bende en fazla ilgi uyandıran Çinli yönetici olan Bo Xilai’yı izlemeye devam ettim. Belediye başkanlığından, Tianjin’in bulunduğu Liaoning eyaleti valisi ve parti sekreterliğine yükselen Bo’nun, 2004-07 yıllarında Çin Ticaret Bakanı olarak görev yaptıktan sonra, 2007 yılında Politbüro üyeliğine seçildiğini öğrendikçe, Pekin’deki kordiplomatiğin benim de paylaştığım değerlendirmesi doğrulanıyordu.

Bo Xilai

Nitekim, 2012 yılında, Çin’in o zaman ki lideri Hu Yaobang’ın görev süresinin sonuna gelinirken, Çin’in yeni liderliği için Bo Xilai en şanslı isim olarak görülüyordu. Ancak, aniden ortaya çıkan bir olay Bo’nun liderlik şansını sonlandırmakla kalmadı; tüm görevlerinden ve partiden atıldı ve 2013 yılında müebbet hapse mahkum edildi. Olay, Bo’nun parti sekreteri olduğu eyaletin polis şefinin ABD konsolosluğuna sığınarak, İngiliz işadamı Neil Heywood’un Bo’nun eşi Gu Kailai tarafından zehirlenerek öldürüldüğünü, zira İngiliz işadamının Gu ve kocasının yaptıkları yolsuzlukları açıklayacağını öne sürmesiydi.

Hukuk devletinin ve bağımsız yargının olmadığı Çin’de, bu olay doğru olabileceği gibi, Xi Jinping’e liderlik yolunu açan bir senaryo da olabilir.

2000 yılının ilkbaharında Tianjin kentinde bizi konuk eden Bo Xilai’ın, Çin’in lideri olabilseydi, bu önemli ülkenin dünyadaki bugünkü konumu ve dış ilişkilerinin farklı olup olmayabileceği sorusu bugünlerde yeniden aklıma geliyor.