Biri size silahla ateş etse hemen siper alır korunmaya çalışırsınız.
Biri size bıçakla saldırsa, ya hemen kaçar ya da hemen savunma vaziyeti alırsınız.
Birileri size sille tokat saldırsa, bir şekilde kendinizi savunmaya çalışır, olmazsa kapaklanır darbelerin tehlikeli yerlere gelmemesini sağlarsınız.
Bu durumlarda insan beyni savunma mekanizmasını çalıştırır, kendini korumaya alır. Peki ama ya insan kendi beyninin dahi algılayamayacağı bir saldırıya maruz kalıyorsa? O zaman ne yapabilir ki?
Biliyorum şimdi bazılarınız “böyle bir şey olur mu?” diye soruyorsunuz. Olur. Halen oluyor. Ve ne yazık ki sorunun cevabı “hiçbir şey”dir. Bu durumlarda savunmasız kalıyoruz.
Maalesef yediklerimiz içtiklerimizle oluyor bu melun saldırı. Marketten masumca aldığımız bir gıda sinsice sağlığımızı etkileyebiliyor. Tarlalardan toplana meyveler sebzeler, soframıza taşınan hayvansal gıdalar da ha keza! Ve beynimiz bu saldırıyı idrak edemiyor, ta ki vücudumuz etkilenip hastalanıncaya kadar.
İşin ilginç yanı bu sinsi saldırıyı son on yılda bayağı kavradık ama “bana bir şey olmaz” mantığıyla geçiştiriyoruz. Son dört beş aydır özellikle sivil toplumun ve medyanın kıpırdanması ile konu en nihayet gündeme alınmaya başlandı. Konu meclise kadar taşındı. Tarım bakanımız Sayın Önder Sennaroğlu son üç ayda ithal veya yerli üretim olsun yüzlerce mamulden örnekler alınıp tahlil edildiğini ifade etti. Konu ya duyduğu hassasiyeti paylaştı. Ama yeter mi?
Sivil toplumun ifadeleri dikkate alınırsa, son on-on beş yılda aldığımız zehir zaten bir kaç nesli bize kaybettirmiştir. Şu anda alınacak her tedbir sonraki jenerasyonları toksik maddelerden hormonlardan kurtarma adınadır. Kabul etmek gerekir ki, nereden başlansa yararı vardır.
Görünmeyen düşman yaratmakta üstümüze yoktur zaten.
Düşünün bir. Kanser başta olmak üzere pek çok sinsi hastalığın nedeni olan bu kimyasalları hayatımıza karıştıran kimler? Bizim üreticimiz. Bizim tüccarımız. Buna göz yuman ise bizim siyasetçimiz bizim bürokratımız. Kısacası biz…
Sağlık Bakanı Müsteşarı Mustafa Akçaba, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin düzenlediği konu ile ilgili seminerde “aslında mevzuatın mevcut ve yeterli olduğunu, sorunun suçu işleyenin cezalandırılmasının aynı mevzuatta ki eksikliğinden kaynaklandığını “ ifade etmiştir. Yani sağlıksız ürünü ithal edenin ya da yetiştirenin lisansının geçici veya sürekli iptal edilmesi gibi cezaların gündeme alınmamasının sorun olduğunu vurgulamıştır. Ki bence de çok haklıdır. Toplum sağlığını tehdit edenlerin aynı işi defalarca yapmasına kesinlikle izin verilmemelidir.
Çok şükür Gıda Denetimi ve Hal Yasası, Meclis’in gündeminde … Kanaatimce bu yasada dikkat edilmesi gereken en önemli şey yetki karmaşasına son vermek olmalıdır. Şu anda Sağlık, Tarım, Ekonomi Bakanlıkları ve belediyeler arasında ciddi bir yetki karmaşası vardır. Bu karmaşanın giderilmesi Başbakanlığa bağlı “Gıda Güvenliği Dairesi” kurulması ile mümkün olabilecektir. Hatta mümkünse bu dairenin özerk bir yapısı olmalı, yönetim kurulunda ilgili bakanlık ve belediye temsilcileri yanı sıra mutlaka sivil toplum örgütleri de yer almalıdır.
Son karar ve izin yetkisi bu dairede olurken, Sağlık, Tarım, Ekonomi Bakanlıkları ile ilgili belediyelerden alacağı lojistik desteği koordine de edebilmelidir.
Bu yasal olarak nasıl yapılır diye sorarsanız, o da artık hükümetlerdekilerin ve meclistekilerin görevidir…
Konuyu özetlemek gerekirse:
Ülkemizde gıda denetimi konusunda ciddi bir kaos olduğu kesindir. Bu iki temel nedene dayanır:
1- Gıdanın hangi otorite tarafından denetlendiği kesin belli değildir. Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığı ve Ticaretten Sorumlu Bakanlığın belirli birimleri arasında yaşanan yetki tartışmaları sorunun çözümüne engeldir. Bu nedenle gıda güvenliği biriminin tek olmasında fayda vardır (trafikte olduğu gibi)
2- Denetimlerin sık yapılmaması ciddi bir sorundur
Ne yapılmalıdır?
1- GIDA DENETİMİ ve HAL YASASI günün koşullarına uygun hazırlanıp çıkarılmalıdır.
2- Konu bazen mahallenin bazen medyanın baskısı ile gündeme geldiğinde, belediye ve ilgili bakanlıkların yaptığı denetimlerle ortaya çıkan gerçeklik ürkütücüdür. YILLARDIR UYGULANAN KİMYASAL ZEHİRLER NEDENİ İLE NESİLLER RİSK ALTINA SOKULMUŞTUR. KANSERİN ÜLKEMİZDE ULAŞTIĞI BOYUTA BU NEDENLEDİR Kİ ŞAŞILMAMALIDIR.
3- Halk sağlığının korunmasına yönelik alınacak tedbirler, hasta olan bireylerin tedavisi için harcanan paradan daha düşük maliyet gerektirir.
4- Gıda denildiğinde ithal edilenler dışında, ülke dahilinde üretilen sebze meyve ve hayvansal gıdalar da akla getirilmelidir. İthal edilen gıdalardan istenilen sağlık belgesi (sertifika) güvenilir olmalı ve satışa sunulmadan, alınacak numuneler devlet laboratuvarında tekrar kontrol edilmelidir.
5- Et kesimi sadece devlet mezbahalarında olmalı ve en az iki veterinerin imzaladığı satış sertifikaları ile halka sunulmalıdır.
6- Tavuk çiftlikleri sık sık veteriner dairesi tarafından denetlenmeli, hayvanların beslenmesi, bakımı, kesimi ve marketlerde sunumu dahil kontrol edilmelidir.
7- Tarlalarımızda ekilen tahıl sebze ve meyveler, ürün alanında ve dalında denetlenmeli, ürünler satışa sunulmazdan bir hafta önce mutlaka sağlık sertifikası almalıdır.
8- Satışa sürülen her gıda ürünün içeriği miktarları ile alıcının anlayabileceği şekilde üzerinde etiketlenmelidir. Örneğin bir sosis aldık. Bunun ne kadarının dana ne kadarının tavuk olduğunu bilmemiz yanında, katılan kimyasallarında ne olduğunu ve miktarlarının ne kadar olduğunu bilmek hakkımızdır.
GIDA DENETİM ve HAL YASASI’NIN OLMAZSA OLMAZLARI
1- Halk sağlığını tehdit eden gıdaları üreten veya ithal eden kişilerin, hızlı ve ağır şekilde cezalandırılması gereklidir… Bu suçu işleyenler mahkemenin takdirine kalmış ağır para, men ve tekerrürde hapis cezası ile cezalandırılmalıdır. Ayrıca bu yaptıkları iş lisansları da iptal edilmelidir.
2- Denetim yapan kişilerin, denetimi en duyarlı ve gerçekçi şekilde yapması sağlanmalıdır. Sağlıksız ürünlere onay verenlerin en ağır şekilde cezalandırılacağı belirtilmelidir.
3- Gıda denetimi birimi tek bakanlık uhdesinde toplanmalı ve buradan yönetilmelidir. Bu birim (daire) Başbakanlığa bağlı olmalı, sağlık -tarım- ticaret ile ilgili bakanlıklar yanı sıra ilgili belediyeler ile koordinasyonu sağlayıp, gerektiğinde lojistik destek almalı gerektiğinde ise onların yaptığı işleri denetlemelidir.
4- GIDA DENETİM DAİRESİ: Başbakanlığa bağlı olmakla beraber, özerk bir yönetime sahip olmalıdır. Başbakan’ın atayacağı bir yönetim kurulu başkanı, Sağlık Bakanı, Tarım Bakanı, ticaretten sorumlu bakanın atayacağı birer üye yanında, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği ve Kıbrıs Türk Gıda Mühendisleri Odası tarafından atanan iki üye tarafından yönetilmelidir.
5- BU DAİRENİN PERİYODİK olarak bültenler yayınlayıp halka güven vermesi gerekir.
BİR KİTAP…
KEÇİBOYNUZU
Size çok ilginç bir romanı tanıtmak istiyorum. Genç sanatçımız Gürkan Uluçhan’ın Kıbrıs Türk edebiyatına kattığı bir romanı, “Keçiboynuzu”nu takdim etmek istiyorum. Romanı okumadan önce bir “cinayet” romanı olduğunu işitmiştim. Ama okumaya başlayınca çok değişik bir yapıtla karşı karşıya olduğumu fark ettim. İlk elli sayfası itibarı ile mizah ve hiciv içeriği ile beni kendine bağlayan kitap, daha sona bir cinayet romanına dönüşüyor. Agatha Cristie tadında devam ederken, özellikle “Araf” bölümleri pastanın kreması oluyor. Araf bölümleri hayali! Keçiboynuzu Adası hakkında bilgi verilen romandan bağımsız bölümler oluyor. Yazar her ne kadar “isteyen okusun, istemeyen bu bölümleri atlayarak romanı okusun, sonra dönsün bu bölümleri okusun” diye not koymuşsa da sanatçısından politikacısına, hukukçusundan sade vatandaşına ince ince dokunmaların yapıldığı, efsanelerin masalların anlatıldığı bu harika bölümlerinde okunmaya değer bulunduğunu belirtmek isterim.
Roman bir ada devletinin fantastik (!) yöneticilerinin, toplu halde bir kaç saniye içinde öldürülmesi üzerine kurgulanıyor. Daha ilerisini anlatmıyorum, zira okuyacak olanlara saygısızlık olur.
Ben, Kıbrıs Türk edebiyatına yeni bir tür katması yanı sıra kullandığı akışkan dilden dolayı da yazarı kutlamak isterim. Kitaba karşı yapacağım tek eleştiri ise biraz bencilce olacak belki ama kullanılan puntolarla ilgilidir. Yayım kurumu on bir yerine on iki punto baskıyı seçmiş olsaydı, biz yaşlardaki ve daha yaşlı kişilerin kitabı daha rahat okumasını sağlayabilirdi diye düşünüyorum
Kendinizden de bir şeyler bulacağınız, okurken gülüp gülüp düşüneceğiniz, zaman zaman da gerileceğiniz Keçiboynuzu adlı romanı hararetle öneriyorum…
VE ŞİİR
Bu hafta ve şiirin konuğu Sayın Aliye Ummanel. Kuyu adlı kitabından seçtiğim “İki Tay” isimli şiirini beğeninize sunuyorum. Şair, bu şiirin yayımlandığı sayfanın üzerine “Aşk tayların dolunay üzerinde koşmasıdır” ifadesini koyarak şiiri dışında bir başka büyüye daha imza atıyor:
İki Tay
Dolunay üzerinde
Tayların karanlık gölgesi
Yer ve gök bölündü
Gece coştu
İki tay
Koştu
Koştu
Yere ulaştı birinin sesi:
“Aşk istiyorsan böyle bir şey”
Düşe düştü
Kadının uykusu
İki tayı uyuttu
Kadının en kuytusu
ANLAYAMADIKLARIM
Bu haftanın anlayamadıklarımı Özgül Gürkut Mutluyakalı’dan. Zaten onun anlayamadıklarını bende anlamadım. Bakalım neyi anlamamış:
1. LefkoşA’nın Hamitköy’den gelip Küçük Kaymaklı yönünden girişindeki LEFKOŞA tabelasının önündeki çöp konteyneri benim ısrarlı yazılarım sonunda Alev Şensoy’un girişimiyle belediye ekiplerinin uyarısıyla bir süre önce geriye çekilmişken, konteynercik nasıl olur da gene taşan çöpleriyle birlikte tabelaya dayanır? Bu manzaradan başkent adına utanç duyan sadece ben miyim? Demek ki o işletme sahipleri koskoca başkent tabelasını çöplerle kapatmaktan gayet memnun!
2. Bazı süpermarketlerde yardım dernekleri için bağış kutuları var. Marketlerimizde maşallah bolca da kampanya var. Şu kadarlık alışverişe bir şans bileti! Ama bakıyorum, şans biletlerinin, çekiliş kuponlarının birçoğu bu yardım kutularının içine atılmış! Kutuların ne için olduğu üzerlerinde yazmıyor da değil ha! Bu kadar mı okumaz- yazmazımız var yoksa başka bir şey mi var da ben çözemiyorum?
3. Girne Araştırma Enstitüsü’nün yaptırdığı “Beklenti Anketi-2014”e göre ankete katılan 486 KKTC yurttaşının yüzde 41’i ilkokul mezunuymuş! Eee hani de neredeyse yüzde 90 üniversite mezunuyduk?
4. Dün bir markette fiyatını gördüğüm, yanlış gördüm diye gözlerimi ovuşturup yaklaşıp bir daha baktığım kilosu 63.50 TL’lik kiraz ve 28.50 TL’lik şeftalinin tadına bakan varsa ne hissetmiştir? (Bu arada şeftali sever oğlum Baran bana sordu “bir tane şeftali alsak kaç lira tutar?”)
FACEBOOK ANKETİ
Bu hafta 3 saatlik süre içinde yanıtlamak üzere “Kıbrıs bir hayvan ile sembolize edilme durumunda olsa bu hangisi olmalıdır?” sorusunu sordum. Yanıtlar şöyleydi:
Eşek 34
Muflon 15
Carette Caretta 5
Yılan (Gufi) 4
Koyun 3
Maymun 2
Bukalemun 1
Garga 1
Alizavra 1
Zirziro 1
Güvercin 1
Keklik 1
Pulya 1
Kuala 1
Tekke 1
































