Konunun uzmanı olanların siyaset bilimcilerinin işlerine karışmak istemem. Fakat şöyle bir mantıktan hareketle kaderimizi ilgilendiren ve gitgide çetrefil görüşler içinde yozlaşırken “toplumsal görüş” ayrılıklarında parça körce edilen Kıbrıs siyasetimizi de görmezden gelemem! Şöyle ki:
Dünyada dili Türkçe kökenli fakat şiveleri ile vurgulamaları farklı olan pek çok ülke ve halklar vardır. Başta Azerbaycan, Özbekistan, Kazakizkan, Türkmenistan, Türkistan gibi…
Fakat bu ülkelerin hiç biri Kıbrıs’taki Türkler kadar ne Türkiye’ye yakındır ne de halis kan kardeşliğinin ötesinde birbirlerinden kopamayacak kadar ırksal ve geleneksel bağlılık içindedir. Kaldı ki zaten kökeni de şurada Mersin Silifke Karaman dolaylarındadır!
NİTEKİM 1974 Barış Harekâtının hitamında hisarlardan inip yeniden Bozkurt gazetesindeki “köşeme” döndüğümde peşi peşine yazdıklarımın içerikleri “Dünyada ilk kez ve Kıbrıs’ın Kuzeyinde bir Türk Devleti kurulduğu” üzerineydi!
***
OLAY küçümsenemeyecek kadar önemliydi. Çünkü bizatihi “Barış Harekâtının” kendisi Makarios’lu Rum liderliği ile EOKA’cıların Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak amacındaki saldırılarına karşı gerçekleştiydi.. Kazansalardı Kıbrıs’ın Tümü Yunanistan’a ilhak edilecekti..
Ve ne diyordum o dönemlerde: “İşte şimdi dünyada iki Türk Devleti oluştu. Türkiye ve Kıbrıs Türk Devleti..” Peki yazımın başında da bazılarının adlarını yazdığım Devletler Türk Devletleri değiller miydi?
HAYIR! Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğine bağlı devletlerdi ve Türkçe okuyup yazmaları bile yasaktı! Yakın geçmişte özgürlüklerine ancak Gorbaçov’un “perestroyka” ve glasnots” denilen reformist eylemleri sonucunda kavuştulardı..BİZE DÖNÜYORUM: Türkiye hem bize yakınlığı, hem tarihi, dili, gelenekleri ve 1974’den sonra da askeri ve ekonomik yönden yardımlarıyla (ki yıllık bütçesini oluştururken KKTC’ye yönelik parasal katkısı da yer almaktadır) evet bizim Anavatanımızdır! Bu nedenle:
***
EVET TÜRKİYE BİZDEN YANADIR. YA BİZ? Ülkede ne kadar sorunumuz, açmazımız, eksiklik ve aksaklıklarımız hatta çevre pisliklerimizle alt yapı sorunlarımız varsa ve Şimdilerde de pahalılıkla boğuşurken gitgide artan polisiye vakalar da yaşanıyorsa.. Ve ülke uyuşturucu mekânı haline gelmişse… Gangsterliğe soyunmuş insanlar tabancalarıyla düellolar yapacak duruma düşmüşlerse falan… Hepsinin de nedeni “Türkiye ve Erdoğan olmaktadır! Nitekim artık kimselerle memleketin ahvalini konuşmuyorum ki içinde bulunduğumuz “sosyoekonomik açmazlarımıza,” “siyasi soruna ilişkin olumsuz gelişmelerin” yetkili ve sorumlularının Türkiye yada Ankara olduğunu söylemesin! Sanırsınız ki bu adada UBP’li Ünal Üstel Koalisyon hükümeti Türkiye’nin adadaki acentesidir!
***
SORUNLARIMIZI ANKARA’YA FATURA EDİYORUZ: Ve kendimizi aldatıyoruz! Yetmiyor “yalan da söylüyoruz!” Beceriksizliklerimizle kabiliyetsizliklerimizi artık gelip giden Hükümetlerimiz için örgütlü mesleki gruplar ve siyasi partiler içinde de çok kolay olduğundan hemen hepsini de Türkiye’ye, Ankara’daki hükümetlere Cumhurbaşkanı Erdoğan’a fatura ediyoruz! Ve doğrusu çok ama çok ayıp ediyoruz!
Kİ ARTIK bıkıp usandırıldığımız yerde “faraza” dedikten sonra her soruna maydanoz gibi kıyabilecek duruma gelmiş şu KIB TEK’e bakmak bile yeter artar! Şöyle ki onca “şaibeli ihale sorunlarını” Ankara mı tezgâhlıyor? Hayat pahalılığını Ankara mı yaratıyor?
FAKAT HAYIR! Tüm şu yukarıda ifade etmeye çalıştıklarımın asıl söylemek istediğimle ilgisi şudur:
***
YILLARDIR hatta “1967’den 1974’leri de aşarak bugünlere kadar gelmiş bir derdi davamız vardır! “Güney’deki Rum İdaresi ile Federasyon Oluşturmak!” Üstelik Kıbrıs Cumhuriyetini yıkan taraf olduğu ve hâlâ “Enosis” rüyası gördüğü” gerçeklerde!
Kİ ARTIK bu “federasyon arzumuz” her ne kadar hâlâ CTP’nin efkârında devam ediyorsa da hayaldir! Buna karşılık “neden TC ile federasyon oluşturmuyoruz” diye sormak çok mu abestir!
Kİ TEK itiraz şu olacaktır: “Ne yani Güney Kıbrıs’ı Yunanistan’ın kucağına iterken, Kuzey’i de Türkiyelileştirerek iki ülkeyi Kıbrıs’ta da karşı karşıya mı getirelim?” Diyeceksiniz de soralım: “SANKİ DEĞİLLER Mİ? Yunan yayılmacılığı Ege’den Kıbrıs’ta uzanan büyük bir deniz alanında üstelik Amerikan üslerinin de destek ve sağladığı askeri güvencesiyle Türkiye’ye kafa tutacak duruma getirilmedi mi?
PEKİ bu Rum ile oluşturulacak Federasyon’a neyi koyacaksınız ki iki halk barışçı ortamlarda işbirliği yapabilsin?
YANİ sırf sağlanacak bir Federasyon uğruna Kuzey Türkiye’yi, Güney de Yunanistan’ı mı kovacak bölgelerinden?
Kaldı ki ötesi “iki egemen devlet” sorununa hiç değinmiyorum çünkü Rum Yunan cephesi için böyle bir anlaşma harakiri yapmaktan beterdir asla kabul etmezler!
***
SONUÇ: En azından Türkiye’ye yüklenmekten vaz geçin! Evet “artık adada çözümün sağlanması için, “ey Ankara neredesin, neden çözüm sağlamıyorsun” diye bas bas bağırıyoruz ama mesela bir sanal siyasi gelişmede adanın Güneyindeki Rum Yunan ikilisinin görüşlerini kabul ederek ve o tarafa dönüp, “hadi gelin bir federasyon sağlayalım” demek de 390 bin kişilik bir toplumun 80 milyonluk bir ülkeye Türkiye’ye nanik yaparken dil çıkarmasından öte anlamı olamaz! Biraz da haddimizi bilelim diyorum!
***
VE KISACA TAKILDIĞIM. Bir süredir bazı gazeteci refiklerim de Köşelerinde, haberlerinde seslendirip yakınıyorlar! Çünkü artık ülkede uyuşturucu, sirkat, darp, aramızdaki üçüncü ülke insanlarının sebep oldukları olaylar ve trafik ihlalleri artarak devam ediyor.. Fakat bunlardan bir tanesi var ki işte “aynamız” diyorum!
NİTEKİM yeni türedi bir sorunumuz daha var ki son istatistiklere göre sosyal hayatı temelinden sarstığınca 1977’deki 1200 evlilikten sadece 180 boşanma olurken, 2021 yılında 1200 evliliğe karşın 845 boşanma meydana gelmiş! Yani bir yandan evliliklerle birlikte daha çok artan boşanmalar söz konusu olmakta. İzah etmeye hiç gerek yoktur bunun da nedeni toplumun sosyoekonomik yönden rahatsız olduğudur!
ARTIK özellikle “gençler” diyeceğiz, evlilik müesseselerini koruyamıyor, yaşatamıyor idame ettiremiyorlar! Bu bir sosyal çöküntüdür zaten artık ayan beyan da belli olmaktadır! NİTEKİM çoğu aileler gitgide çekilmez kahır olan “ekonomik çöküntünün kazazedeleri” durumuna düşmüşlerdir. Ki karşılıklı fedakârlığa dayanması gerekirken kahır haline gelen evlilikler de artık sürdürülemiyor! Yani sosyal yönden de durum vaziyetlerimiz ya hey!
































