Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC’nin onkolog sorunu

Geçtiğimiz hafta sosyal medyadan bir çığlık duyuldu. Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Onkoloji departmanında görevli, aynı zamanda Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri de olan Dr. Özlem Gürkut’un iletisi gündeme bomba gibi düştü. Aslında sevgili Özlem’in isyanı, malumun ilanıydı. Sayıları beş bine yanaştığı ifade edilen bir hasta gurubunun tek hekimin boynuna asılı kalması, normal olarak, hem hizmeti vermeye çalışanı hem de hizmeti almaya çalışanı üzüyor, yıpratıyordu.
Dr. Özlem bu iletiyi yazmazdan önce Tıp-İş ve Kıbrıs Türk Tabipler Birliğini de hareketlendirmiş, onların aktif desteğini almıştı. O kadar ki her iki hekim örgütü de adeta bir “hasta hakları derneği” gibi bakanlık kapısında kamp kurmuş bu konu dışında başka bir şey konuşmaz olmuşlardı. Ancak araya giren seçimler ve yeni hükümet oluşumuna iyi niyetle fırsat tanıma, bardağın taşmasına neden oldu. Bomba elde patladı…
Netice olarak olayın vahameti iyice yayıldı. Türkiye medyasının dahi gündemine düştü. Sonunda bakanlık hastane idaresi ile kafa kafaya vererek, onkoloji departmanına hastanede gönüllü çalışan genç bir dahiliye doktorumuzu daha tayin ederek sorunun üstesinden gelmeye çalıştı.
Bu tayin dahi Dr. Özlem’i çok memnun etti. O kadar ki yine sosyal medyada yazdığı ileti ile bu memnuniyetini belirtmekten ve bu konuda çaba gösterenleri kutlamaktan kendini alamadı.
Peki ama onkoloji servisinde sorunlar böylece bitecek mi ? Bence bu sadece bir pansuman servisi. Zaten bunun bir pansuman tedbiri olduğunu bakanlık ta farkındadır ki, yeni bir onkoloji hastanesi kurma çabasındadır. Yeni onkoloji hastanesinin yeri ayrılmış projeleri hazırlanmıştır. Bir yıl sonra bu yeni hastanenin açılacağından bahsedilmektedir.
Buraya kadar iyi güzel de, bir yıl sonra bu yeni hastane de Dr Özlem ve yeni gönüllü arkadaşla mı idame ettirilecek? Bu yönde bir tedbir düşünülüyor mu?
Aslında bu iki arkadaşımızın ihtisas dalları “İç hastalıklarıdır.” Onkoloji apayrı bir ihtisas alanıdır. İki İç hastalıkları uzmanı bu görevi özveri ve özel bir gayretle yaparak yoku var etmeye çalışmaktadırlar. Ancak bu böyle gitmemelidir. Devlet derhal yeterli sayıda onkoloğu sağlık servislerimize kazandırmak için gerekli girişimleri yapmalıdır.
Erişkin onkoloğumuz hiç yoktur. Çocuk hastalıkları alanında ise iki tane yetişmiş uzmanımız vardır. Kurulacak onkoloji hastanesinin özlenen hizmeti yirmi dört saat verebilmesi için, asgari sayıda uzman yetiştirilmelidir. Bu sayı, erişkin onkolojisinde altı, çocuk onkolojisinde ise dörttür. Bunlara ilaveten en az üç tane de radyoterapi uzmanı gerekecektir. Peki ama nereden bulacağız bu uzmanları? Doğal olarak aydan getirecek halimiz yok. Kendi öz kaynaklarımıza yönelmeli, onları planlamalıyız.
Bence hiç vakit kaybetmeden Türkiye’deki YÖK ve tıp fakülteleri ile görüşülüp, söz konusu sayıda uzmanlık dalında kontenjan istenmelidir. Bu sağlandıktan sonra ise henüz tıp fakültelerinde okuyan öğrencileri aileleri ile toplamalı, onlara burs ve özellikle iş garantisi vererek bu uzmanlık dallarına yöneltilmelidir. Son sınıflardan başlayarak geriye doğru mevcut kontenjanlar doldurulmalıdır. Bu arada onkoloji dalında çalışmanın maddi manevi cazibesi artırılmalıdır.
Bu hemen şimdi yapılmalıdır. Zira şimdi bu girişimler başlansa istediğimiz sayıda uzman hekime en erken beş yıl sonra ulaşabileceğizdir. Planlama yapılmaz gün yine her zamanki gibi pansuman tedbirleri ile geçiştirilirse, beş yıl sonrada bu gün yazdıklarımızla okuduklarımızla baş başa kalacağız. Her yerde olduğu gibi sağlık alanında da insan kaynaklarını doğru kullanmamanın acısını çekeceğiz.
Bu planlama sadece onkoloji alanında değil, sağlık servislerimizin kanayan yarası olan, acil servis uzmanlığı, adli tıp uzmanlığı gibi boş ve ihtiyaç duyulan alanlarda da yapılmalıdır. Bir hekim kolay yetişmemektedir. Yetişen bir hekimi en verimli olarak kullanabilmek çok önemlidir. Bu aynı zamanda ciddi bir hasta hakkıdır.
Sağlık Bakanlığı, içinde bulunduğumuz ayın sonunda sorunların tespitini ve çözümünü irdelemek adına “çalıştay” düzenliyor. Umarım bu çalıştay durumun “flu” görüntüsünü hepimizin gözünde netleştirir. Kısa, orta ve uzun vadeli çalışmalarla sağlık sistemimizde ciddi iyileştirmeler sağlanır. Aksi halde her beş-altı yılda bir benzer yakınmaları yaşar, yol almayız…

Ve Şiir:

Fidancığın Çilesi
Uyarak doğanın en derin çağrısına
Veda etti adsız bir fidancık sevgi bağına
Ve gözlerini kapatıp açarak yüreğini
Atıldı görkemli bir ağacın kollarına
Ağaç giyerek yüzyılların kabadayılığını
Gerdi bencil bir sevgiyle fidancığın üzerine
Dal ve yapraklarını
Körleşti fidancığın güneşi
Tıkandı nefesi
Sıkmağa başladı onu günbegün
Bu altın kafesi
Görebilmek için güneşi
Kaç kez uzanmışsa yukarı
O nazlı başı
Acımasız cezalandırıldı
Bu ayıp arayışı

Bunaldı fidancık bu karanlıktan
Bunaldı havasızlıktan
Yapaylıktan bunaldı
Tutunmak istedi toprağa
Son umuduyla
Ne yazık ki
Karşılaştı orda da
Ağacın köklerinden geçit vermez bir barikatla

Ne göklere uzanabildi
Ne tutunabildi toprağa
Sonra cılız sürgünler verdi
Ağacın emriyle
Ve titredi sürgünlerine kanayan yüreğiyle

Düşünürken kara kara
Derdinin umarını
Neden sonra fark etti fidancık
Ormandaki yaşamı
Ve dostça uzattı altın kafesten incecik dallarını
Altın kafesin ateştendi parmaklıkları
Yandı fidancığın yeşili unutmuş sarı yaprakları

Yüzyıllardan sonra giyince
Acıların ördüğü bilincini
Sardı aşağılık bir sızı bütün benliğini
Ve titretti en küçük yaprağından
En kılcal köklerini

Artık anladı ki
Ya ağacın gölgesinde kalacak
Ve unutacak güneşi
Ya da benimsetecek ağaca
Yaşamda eşitlik ilkesini
Feriha Altıok
(1983)

Anlayamadıklarım
Rumların eski liderlerinden Glafkos Kliridis geçen hafta öldü. Gerek Güney’den gerekse Kuzey’den birçok insan ona methiyeler düzdüler. Büyük bir lider, önemli bir insan olduğunu vurguladılar. Bense anlayamadım… Avuç içi kadar bir adada cennet yaratabilecekken, onun cehenneme çevrilmesine neden olan, en azından buna göz yuman biri nasıl büyük lider olur diye… Tamam ölünün arkasından konuşulmaz ama yine de Tanrı beni affetsin. Ben anlayamadım…

Yorumsuz

Objektifimden