Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İleri demokrasi

Hangi yıldı? Geçmiş zaman, tarihi unuttum. Ancak olayı hiç ama hiç unutmadım. İlk demokrasi deneyimimi yaşayacaktım. Okulumuzun kaptanlık seçiminde ilk kez oy kullanacaktım. O sıralarda çok heyecan dolu olduğumu hatırlıyorum.
Anımsadığım kadarı ile üç aday vardı. İsimleri lazım değil, ama bir tanesi kendini okul müdürüne yakın olarak lanse ediyordu. Okul idaresinin getirdiği kuralları harfiyen uygulayacağını söylüyor, bu nedenle de müdürün kendisini tuttuğunu iddia ediyordu. “Beni seçerseniz okul yönetimi ile iyi ilişkilerle, sizin eğitiminizi sürdürmeniz sağlanacaktır” diye propaganda yapıyordu.
İkincisi çok pasifti. Sesi soluğu çok çıkmıyordu. Aslında diğer iki adaya göre şansı yok gibiydi.
Üçüncüsü çoğumuzun kahramanıydı. Kendince okul idaresine tersti. İdarenin aldığı pek çok karara karşı direnmemiz gerektiğini, bunu yapmamız için kendisinin liderliğinin şart olduğunu söylüyordu. Çok hoşumuza giden söylemleri vardı. Örneğin: “Bizim paydos zilimiz kız lisesininkinden önce çalmalı; onlardan önce Girne Kapısı’na gidip, kızların geçişlerini izleyecek konuma yerleşmek için zamanımız olmalıydı.”
Üç no’lu kaptan adayımız, zamanın modasına uymamıza karşı olan öğretmenlerin koyduğu tavırlara da karşıydı. Örneğin saçlarımızı omuzlarımıza kadar uzatma hakkımız olmalıydı.
İki haftalık seçim sürecince adaylar kıyasıya propaganda yaptılar. Kartonlara taraftarlarının hazırladığı sloganları doldurup okulun dört bir tarafına astılar. Teneffüslerde bir taşın üstüne çıkarak bize nutuk salladılar. Seçim süresince seçmenlerini etkilemeye çalıştılar.
Seçime bir gün kala okul müdürümüz, sabah sırasında hepimize birden seslenerek, “Okul kaptanlığı seçiminin bir demokratik olgunluk içinde geçeceğini, aklımızla oy kullanmamız gerektiğini, okulun kuralları olduğunu, bu kurallarla idare edilmesini sağlayacak doğru adayı seçeceğimizden emin olduğunu” vurguladı. Kısacası, neredeyse birinci adayı seçmemiz gerektiğini bizlere telkin etti.
Sonunda o gün geldi, sandıklar kuruldu. Bizler oylarımızı kullandık. Öğlene doğru sayıma geçildi. Sonuç bir süre sonra müdür tarafından tüm okula açıklandı. Üç numaralı aday kazanmıştı. Hem de büyük farkla. Sonuç açıklanırken öğrenci sıralarından yükselen sevinç nidalarını hiç unutamam. Bizim için tam zaferdi. Öğrenciler kendilerini belli kalıplar içinde tutmaya çalışan okulun yönetimine karşı oyları ile tepki koymuşlar kendilerine cazip gelen fikirleri olan adayı seçmişlerdi.
Nitekim yeni seçilmiş olan üç numaralı aday, zafer konuşmasında, ortaya koyduğu düşüncelerin arkasında olacağını tekrarlamaya başlamıştı ki, sözü, okul müdürünün megafondan gelen sesi ile kesildi. Müdür bey, yeni kaptanı tebrik ediyor ve görüşmek üzere derhal odasına gelmesini istiyordu. Kaptan, bu talimatla konuşmasını hemen keserek müdürün odasına gitti.
Sonrasında ne mi oldu? “İleri demokrasi” bir kez çalışmaya başlamıştı. Önce okulda bir rivayet dolaşmaya başladı. Güya müdür kaptanı odasına çağırdığında kaptanlık görevi boyunca ne yapacağını anlatmış, kendi koyduğu kuralların dışına çıkarsa başına geleceklerden kendisinin sorumlu olmayacağını izah etmişti. Bu dedikodunun doğruluğu hiç bir zaman ortaya çıkmadı. Ama seçimden daha bir hafta sonra bizim paydos zilimiz kız lisesininkinden on dakika sonra çalmaya başladı. Saçlarını uzatmaya kalkan arkadaşlarımızın saçı da, herkesin gözü önünde sıfır numara ile vurduruldu.
İdareye karşı direneceğini söyleyen kahraman kaptanımız, aksine müdür ne isterse onu yaptı. Kız lisesi ile aramızdaki duvarın deliklerinin kapatılmasına bizzat nezaret etti.
“Kaptan” hiç mi olumlu bir şey yapmadı? Yaptı tabii. Mesela basketbol takımımıza antrenman topu bulunmasını sağladı. Okul bahçesinin bir bölümünün güzel çiçeklerle donanmasını sağladı. Hakkını yemeyeyim bir de Allah’ı var törenlerde çok iyi bayrak taşıdı. Bunları yaparken de önce hep müdür beyin onayını ve desteğini aldı.
İşte ben, “ileri demokrasi” denilen şeyle o yıllarda bu şekilde tanışmıştım.

 

Ve Şiir
Bence Şimdi Sen de Herkes Gibisin
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin
Nazım Hikmet Ran

Anlayamadıklarım
Trafikteki araçların % 25’i seyrüsefer ruhsatını çıkarmamış. Polis de bu ruhsatları çıkarmayanları çağırıp ceza yazmaya başlamış. Polise lafım yok, neticede işini yapıyor. Anlayamadığım ise şu: Bir belediye çalışanı maaş alamazken, bir dükkan sahibi siftah bile yapamazken, bu harcı yatıracak parayı nereden bulacak? Düşünen var mı?

Yorumsuz

OBJEKTİFİMDEN- KALAVAÇ