Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MÜZAKERELERİ BİZ BAŞLATMALYIZ. İŞTE NEDENLERİ

Rum-Yunan ikilisinin Ulusal genlerine bağlı karakteristik özellikleridir ve ancak şu kelimelerle ifade edilebilirler: Yalan, yaygara, şamata, muzırlık, fasarya!..

NİTEKİM bu ulusal hasletleri nedeniyle savaşmadan, bir damla ter dökmeden sadece Batı Trakya’yı değil, Ege denizinde ne kadar ada, adacık, kayalıklar varsa hepsinin de sahibi oldular!

NEYSE ki yukarıda peygamberleri Hz. İsa var. Ona saygıda itiraf edelim, Kıbrıs’ı yutmak için doğrusu epey ter de döktüler kan da! Sadece bir hata yaptılar. Adada en az kendileri kadar siyasi haklara ve topraklara sahip bir de Türk halkı olduğunu dikkate alsalar bile ciddiye almadılar!

…VE İKİNCİ büyük hataları tüm adanın sahibi olmak için kurdukları EOKA teşkilatının militanlarını sadece İngiliz askerlerinin üzerine değil, korkutup sindirmek hatta adadan kaçırtmak için Türklerin de üzerine saldırttılar! NİTEKİM her devrede ayni zamanda askeri ve siyasi stratejilerinin cemaatlarıyla paylaşılan karargâhları da olan “kiliselerinde” mesela liderleri Başpiskopos Makarios hep şöyle diyordu: “ANADOLU’daki Türklerin uzantıları olan adadaki Türklerin bir teki bile geride kalmadan tekrar Anadolu’ya kaçmadıkça bu adada EOKA görevini yapmış sayılmayacaktır!”

TUTUN Kİ MAKARİOS’un İngiliz sömürge idaresine karşı 1954’lerde EOKA Tethiş Örgütü”dediğimiz “terör” hareketleriyle başlattığı mücadelesindeki en büyük yanlışı Türk toplumunun dolayısıyla Türkiye’nin tepkisini dikkate almamasıydı. Kİ BU siyasi gafletten dolayı “bağımsızlık ve egemenlik savaşımı” olması gereken Kıbrıs’taki “İngiliz sömürgesine yönelik EOKA’lı başkaldırı” adanın Yunanistan’a ilhakının önündeki en büyük engel oldu!

ARTI bir yandan da adadaki Türklerle Türkiye’yi uyandırdı.. Ki 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken Türk halkı yüzde otuzluk hakkı ile sadece Devlet kademelerinde değil, yönetimde de ayni temsiliyetle hatta bir Rum bir Türk dönüşümlü Cumhurbaşkanlığı ve Bakanları ile yerini alıverdiydi.. BELKİ SORULACAKTIR? Neden onca sorunumuz varken, 60 yılı aşkın bir süre öncesini (ansızın) bugün yazmak gereğini duydum? ÇÜNKÜ yaşanan bu tarihi gerçekleri  sadece unutmadık artık yetişen gençlerimize de aktaramıyoruz ki onlar da bilmedikleri için yanlış değerlendirmeler yapıyorlar ! OYSA “dikkat” diyorum. Rum tarafı hâlâ hem 1963’ün hem de 1974’ün rövanşını almak için uğraşıyor. Hem bizden hem Türkiye’den! Nitekim:

***

ANASTASİADİS BAKIN NE DİYOR: “Çözüm konusunda mümkün olan her şeyi yaptım. Ben Kıbrıs Cumhuriyetini korumakla yükümlüyüm. Grans Montana’da çözüme karşı olanlar Kıbrıs dostu değiller!..”

Tabi ki Ankara ile Kıbrıs Türk liderliğini işaret ediyor.. Pekala ne istiyor Anastasiadis? Neden yıllar sonra tüm adanın Cumhurbaşkanı olduğunu hatırladı! Neden böyle söylemlerde bulunuyor?

SÖYLER işte! Nitekim “ben Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanıyım” diyor! Dolayısıyla  bizim için  hükmü olmayan ve zaten “kalmayan” Kıbrıs Cumhuriyeti’nin  Anastasiadis’li Rum toplumu için hem korunması ve yaşatılması gerektiğini hem de Kıbrıs Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı olarak görev yaparken dünya siyasi örgüt ve organlarında da bu makamı ile kabul gördüğünü bir kez daha anlıyoruz! ***

YANİ BİZ Hâlâ KAYBEDEN TARAFIZ: Hem zaman hem de siyasi yönden! Tamam! Egemen Kıbrıs Türk Devletini savunalım. Bu konuda mücadele edelim de hangi siyasi platformlarda?

Kİ Sn. TATAR’ın TC’de ayaklarının basmadığı tek vilayet kalmadı! Anastasiadis’li Rum tarafına da sürekli “Kuzey Kıbrıs Türk Devleti egemendir” mesajlarını iletiyor, masada “federasyonu” değil, “iki Egemen Devlet arasındaki çözümü konuşabiliriz” diyerek şart koşuyor..

PEKİ AMA müzakere masasına oturmadan, o masada “adada iki egemen devlet olduğunun” kabulüne ortak imzalar atılmadan nasıl olacak o “kabul etme?” Kaldı ki bırakın Rum tarafını oturduğumuz yerden kıpırdamadan, kalkmadan AB ülkelerini, BM’ler Güvenlik Konseyini, adada “en az Rum toplumu kadar egemen bir Türk devleti olduğuna” nasıl inandıracağız?

MUTLAKA bizim de üyesi olmamız gereken AB’ye nasıl duhul eyleyeceğiz?

Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarında en az Rum kadar bizim de hakkımızın olduğunu nasıl anlatacağız?

EĞER MÜZKERE masası kurulmazsa! Orada sorunlar tartışılmaz, “ben Kıbrıs Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanıyım” diyerek tüm adaya “Cumhuriyet” kisvesi altında sahiplik koyan Anastasiadisi nasıl deşifre edecek, gerçeklerin öyle olmadığını hangi platformlarda, dünyasal örgütlerde anlatacağız ki anlasınlar..

Türkiye’yi il il gezerek “adadaki egemen devlet oluşumuzu anlatmanın kime ne faydası ola ki?***

DEMEK istediğim müzakerelerin kapılarını Anastasiadis’li Rum tarafı değil, Sn. Ersin Tatar’lı Türk tarafı açmak zorundadır. Çünkü Anastasiadis’li Güney’e, Kuzey’deki Türk Devletinin “egemen” olduğunu, çözümün ancak iki egemen Devlet arasında gerçekleşebileceğini söylemenin yanı sıra bu savın müzakeresi için müzakereleri başlatması gereken taraf da biziz! Oysa!

***

KADERİMİZE KÜSTÜK! Ki siyasi mücadelelerde “kader” denilen alın yazısı yoktur.. Hakkı olanın çeke söke aldığı hakkı hukuku vardır..

BİZE bakıyorum Grans Montana’dan bu yanadır kendimizi kadere teslim ederken neyse ki “Allah ne verdiyse” demeden önce Türkiye’nin verdikleriyle yaşıyoruz da ne yaşama!

KIB-TEK’i bile dert yaptık tartışıyoruz! Hallettik diyeceğimiz yerde  bu kez de gündeme çiçeği burnunda” kaçak emlakçılar” sorunu taşındı! Olacaktı Çünkü kaç zamandır emlak işleri su koyuveriyordu. Bizi tanımayan ülkelerin insanları aramıza doluşmuşlar ensemizden carta çekiyorlar! “AL sat, yap sat kirala” dereken memleket bir baştan bir başa şantiyeye döndü.. Kaldı ki adada henüz çözüm olmadan, mülkler konusu mahsuplaşma aşamasına gelmeden kim kimin malını nasıl böylesi şaibeli tasarruflarla kullanır satar alır!

Kİ ÖNCESİNDE “kara para aklamaları da vardı, şimdilerin Emlakçılar sorunlarını doğuran arsa spekülasyonları ile rant ekonomisi de…

Eee! Görüşmeyelim, konuşmayalım, müzakere etmeyelim, “Allah Türkiye’ye Türkiye de bize” diye diye yarım asırdır zaten öyle yaşadık gene hem de kendi vatanımızda öylesi veresiye hatta yamalama yaşamaya devam mı edelim? ***

KALDI ki Anastasiadis’e adanın yetkili Cumhurbaşkanı olmadığını dünya aleme söyleyip protesto edeceğimiz yer gazete köşeleriyle TV. ajansları, haber bültenleri midir?

EĞER başlatmamız gereken müzakerelerde yumruğumuzu masaya vurarak haklı davamızı haykırmazsak kimin umurundadır kendi aramızdaki söylemlerden öteye geçmeyen, dikkate alınmayan “egemenlik hakkımız!”

HER HALDE siyasette çok konuşan değil, bayrağını elinde dalgalandırırken her zaman önde koşan kazanır.. Bizse o hakkımızı bile Ankara’ya teslim ettik ki artık bu adada ne olmamız gerektiğini de unuttuk! (Neyse ki Türkiye’nin payandalarına yaslanabiliyoruz.. Yoksa gerçekten Anastasiadis bizim siyasi soruna yönelik “bigâneliğimizden” dolayı tüm adanın Cumhurbaşkanı olabilirdi!)

LAFIN KISASI. Müzakerelerden kaçmakla kendimizi dünya kamu oyunda unutturuyor, saklıyor, silikleştiriyoruz. Oysa her devrede haklı davamız uğruna vurduğumuz yumruklarımızla müzakere masaları kırmalıydık! Seslerimiz ayyuka çıkmalıydı! Ki işte şimdilerde bile bunu Rum tarafı, Anastasiadis yapıyor!