Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Karıncaezmez bir Kıbrıslı

Gün geçtikçe azalıyor ve yalnızlaşıyoruz.
Güzel insanlar hızlı atlara binip uzaklaşıyorlar.
Her giden öyle memnun ki yerinden, dönen hiç yok seferinden.
İçi güzel, dışı güzel Cus Bayada, beyaz bir ata binip uzaklara gitti.
Zaten bir süreden beri ölüme hazırlanıyordu. Geçen sene Ağustos ayında Baltık cumhuriyetlerine geziye gitmişlerdi eşi Kleopatra ile birlikte. Seyahata çıkmadan önce, kadınların bulunmadığı bir ortamda cebinden bir kâğıt çıkarıp bana uzattı ve “Bunu bana Türkçe’ye çevirmeni istiyorum ama aramızda kalsın” dedi. Bir göz attım, el yazısıyla yazılmış bir ölüm ilânıydı ve cesedinin nasıl yok edilmesi gerektiğini anlatıyordu. Bir elimdeki kâğıda, bir de yüzüne bakarak sordum:
– Nerden çıktı şimdi bu?
– Yarın ölecek değil miyiz? Yarın değilse öbürgün, öbürgün değilse, bir ay sonra, bir ay sonra değilse bir yıl sonra. Eninde sonunda öleceğiz. Bir kenarda bulunsun.
Bu sözleri ciddiye almadım ama çeviriyi yaptım ve geziden dönünce kendisine verdim. Ben ciddiye almadım ama kendisi gayet ciddiydi.
                                                                   XXX
Cus, hiç kimseyi tedirgin etmeyi içine sindiremeyen tipte bir insandı. İnsanı rahatsız etmek ne demek, hiçbir canlının rahatsız edilmesini arzu etmezdi. Aynapa’daki evinin bahçesinde çiçeklerini kemiren garavolileri (salyangozları) öldürmemek için zehir kullanmazdı. Onları teker teker toplar ve evin bitişiğindeki koruluğa taşırdı. Salyangozlar elbette ertesi gün bahçeye dönerlerdi. Ben de kendisiyle dalga geçerdim. “Sen bak ki burada can kaybı olmuyor” derdi.
Derdini kendisine saklayan bir tipti. Her sene, yaz sonlarında Yeni Kıbrıs Derneği üyeleri ve sempazitanlarına evinin bahçesinde yemek verirdi. Bu sene de yirmi bilmem kaçıncı yemeği organize etmişti. Her sene olduğu gibi ev sahipliği ile herkesin rahat ve eğlenceli bir gece geçirmesine gayret etti. Sesi biraz boğuk gibiydi. Sesine ne olduğunu sorduğum zaman, hafif bir soğuk algınlığı olabileceğini söyledi. Sonradan öğrendim: Meğerse bir gün önce kanserin bütün kemiklerine yayıldığını söylemiş doktor kendisine. Zaten ertesi günü arabaya binip Lefkoşa’ya geldi ve bir daha da araba süremedi.
                                                                 XXX
1974 olaylarından hemen sonra üç-beş arkadaşıyla birlikte Yeni Kıbrıs Derneği’ni kurdu. Bundan murat edilen “Yeni bir Dernek” değil ama “Yeni bir Kıbrıs” idi. Derneği geliştirmek için geceli gündüzlü çalıştı. Ona bir çocuğu gibi babalık yaptı. Gerçeği söylemek gerekirse dernekle hakiki çocuklarından çok daha fazla ilgilendi. Derneğin her işini kendisi yaptı ama hiçbir zaman en önde görülmedi. Hep başkalarını öne sürdü. Bir insan bu kadar mütevazı olabilirdi.
Derneğin ilk yaptığı işlerden biri, özellikle Baf ve Limasol bölgelerindeki köylerde mahsur kalan Türklere yardım elini uzatmak oldu. Onlara yiyecek ve sağlık malzemeleri taşıdılar. Avukata ihtiyaç duyanlara avukat tuttular.
Yeni Kıbrıs, herkesin eşit haklara sahip olacağı bağımsız bir cumhuriyet olacaktı. Bu devleti de Kıbrıslılar kuracaktı. Bu nedenle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş törenlerine Dernek, Kıbrıs bayraklarıyla katıldı. Bu bayrakları Cus kendi parasıyla hazırlatıp dağıtmıştı.
                                                                  XXX
Derin bir aşkla bağlı olduğu bazı şeyler vardı. İlerde bunları uzun boylu yazarım belki. Burada kısaca bunlara değinmekle yetineyim:
Köpeği Noma’yı çok severdi. Onun ölümüne dayanamayacağını söylerdi. O acıyı tatmadı çünkü kendisi daha önce gitti.
Bahçesini ve çiçekleri çok severdi. Gittiği yerlerden tohum getirir ve ekzotik bitkiler yetiştirmeye çalışırdı. Prensibi basitti: “Pazardan parayla satın aldığım hiçbir şeyi bahçeme sokmam”.
Kıbrıs’ı hepimizden daha çok severdi. O kadar ki, kabahat kendinde imiş gibi, çözüm ihtimali suya düşünce denize girmeyi bıraktı. Bir daha denize girmedi. Çözümden sonra girecekti. Şimdi külleri denize atılacak.
Klasik batı müziğine hayrandı. Sıkça bana telefon eder ve birlikte konserlere giderdik. Son gittiğimiz konserde Rahmaninov’un müziği de vardı. Bu vesileyle Rahmaninov’u çok sevdiğini öğrendim. Nitekim cenaze töreninde Rahmaninov’un müziği çalındı.
                                                                     XXX
Cus, Batılıların “sui generis”, Osmanlıların “nev’i şahsına münhasır” çağdaş Türkçe’de “kendine özgü” olarak tanımlanan emsalsiz insanlardan biriydi. Kıbrıs büyük bir değerini kaybetti.