Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Muhaberesiz muharebe

1974 savaşlarına kıdemli üsteğmen olarak katılan Vecdet Ertek Gürpınar, anılarını topladığı “Genç bir asker, KIBRIS ve Barış Harekâtı” adlı kitabında şöyle diyor: “Kolordu Muhabere Şube Müdürü’nün anlattığı gerçekler, Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin MUHABERESİZ MUHAREBE yaptığının ve bunda da başarılı olduğunun açık bir ifadesidir. Bana göre bu anlatım son derece samimi bir itiraftır”. (s. 191)
Vecdet beyle beş-altı ay birlikte çalışmak olanağını bulan biri olarak kendisiyle epey ortak anılarımız vardır. Piroyi (Gaziler) köyünden Vacu-lac lastik fabrikasına kadar olan Lefkoşa-Larnaka yolu Türk askerinin elindeydi. Arada bir bu bölgeye giren kişiler derdest edilir ve Piroyi’deki karagâha getirilirdi. Aradan aylar geçmiş olmasına rağmen insanlar bu yolu kullanarak Lefkoşa’dan Larnaka’ya gitmeğe çalışırlardı. Bu durum da Rum asker ve polisinin ne denli bir kargaşa ve başıboşluk içinde olduğunu gösteriyor. Uygun bir yere bir nöbetçi koyup insanları geri çeviremiyorlardı.
Bir gün askerler karargâha iki yabancı getirdiler. Biri albay olduğunu ve Amerika’nın Kıbrıs’taki askeri ataşesi olduğunu iddia ediyordu. Vecdet beye “Bunlar Amerikalı, konuştukları İngilizce’dan belli. Üstelik biri askeri ataşe olduğunu söylüyor” dedim. Vecdet bey onlara çay, kahve ısmarlamamı ve onları oyalamamı söyledi. Biraz sonra da Paşaköy’den komutanların geleceği haberini verdi.
Ben Amerikalılara sigara ve kahve ikram ettim ve onlarla şurdan burdan konuşmaya başladık. Bir ara albay olana, bir asker olarak, harekâtları nasıl değerlendirdiğini sordum. Albay aşağı yukarı ve özetle şöyle dedi:
– Türk askerinin iyi savaştığı bir gerçek. Bunu Kore’de de görmüştük. Ne var ki iletişimleri çok zayıftı. İletişim olmayınca koordinasyonu sağlamak zor oluyor. Bunun sonucunda gereksiz zayiat veriliyor. İletişim zafiyeti nedeniyle, bildiğin gibi, kendi savaş gemilerini bile batırdılar.
Şaşırmadım desem yalan olur. Bize harekâtların mükemmel geçtiği ve aksaklık olmadan tamamlandığı söyleniyordu. Evet, arada Kocatepe faciası yaşanmıştı ama savaşta öyle şeyler olurdu. Öyle duyuyorduk, öyle okuyorduk, öyle biliyorduk. Ya da öylesine inanmak istiyorduk. Amerikalı, savaşta bu türden hataların yapılmaması gerektiğini vurguluyordu.  
Askeriyede bir üst, bir altı ziyaret etmeye veya denetlemeye gittiği zamanlar, görüntünün mükemmel olması beklenir. Vecdet bey de görüntüye ayar vermek için sağa sola koşuşturuyordu. Nihayet beklenen komutanlar geldi. Galiba gelenlerin ikisi de albaydı. Onlar da Amerikalılarla bir süre konuştular ve âlây-ı vâlâ ile onları Larnaka’ya uğurladık. Savaş hallerinde bile Amerikalıların ayrıcalıkları vardı. 
Amerikalı albayın söylediklerini Vecdet beye aktardığım zaman gülümseyerek olayı geçiştirdi. Ben bu tebessümü “Amerikalı saçmalıyor” olarak algıladım. Yıllar sonra Vecdet beyin, aslında, Amerikalıyı onayladığını öğreniyorum. Anlaşılan o ki Türk askeri bu gibi ciddi konuları sivillerle tartışmamalı.
Vecdet bey, Türk askerinin Kıbrıs harekâtlarında yapılan hatalardan ders alınması için son derece samimi birtakım eleştirilerde bulunmakta ve küçük bir subay olarak tanık olduğu aksaklıkları dile getiriyor anılarında. İletişim aksaklıkları ile ilgili gözlemlerini şöyle aktarır:
– Taarruz esnasında karşılaşılan en önemli aksaklıklardan bir tanesi de Tabur, Bölük ve Takım çevrimlerinde kullaılan … telsizler idi. Aynı sorunu Doğruyol’da biz de yaşamış ve sevk idarenin ve ateş idarenin aksamasına üzülerek şahit olmuştuk. Bu telsizlerin uzun süreli kullanılması mümkün değildi. Piller çok çabuk deşarj oluyor ve şarj imkânı da olmadığı için tamamen devre dışı kalıyordu. Halbuki savaş, öncelikle muhabere ve her türlü ikmal maddesinin zamanında yeterli ve devamlı olarak ikmali demekti. … bu da tabii ki hem zaman kaybına hem de muharebe gücünün zayıflamasına sebep olmaktaydı. (ss. 198-199)
– … dolayısıyla hedefin ele geçirilmediğini öğrenen çıkarma birliklerinin tüm güçleri ile bölgeyi yeniden ateş altına aldıklarını zannediyordum. Halbuki 2’nci Komando Bölüğü’nün bölgeden çok geç çekildiğini ancak ertesi gün cephane ikmali yapmaya gittiğimde öğrenebilecektim. Hatta üsteğmen ÜSTÜGEN o atışları benim yaptığımı zannederek sitemde bulunmuş(tu). (ss. 193-194)
– Her birlik kendini kurtarmaya çalışıyor üzerine dost birlik ateşi gelmesinden endişe duyuyordu. Örneğin ne benim ne Komando Tugayı’nın ne de 1’inci Komando Taburu’nun çıkan birliklerle ve donanma ile bir irtibatı vardı. (s.169)
– Hatta 2’nci Bölük bölgesine düşen mermiler için büyük endişeler duymaya başlamıştım. Ancak kıyıya çıkan birliklerle hiçbir irtibatımız olmadığı için bu ateşleri durdurma şansımız bulunmuyordu. Sonradan öğrendiğime göre yalnız benim ve taburun değil Tugay Komutanlığı’nın da hatta Kolordo Komutanlığı’nın da kıyı ile irtibatı bulunmamaktaymış. Bu şekilde bir muhabere sistemine rağmen, böyle bir zafer kazanmak Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne has bir özellik olsa gerekti.  (s. 183)
Sanırım karşı tarafın zafiyetlerine de şükretmek gerekir.