Bugün Türkiye’de seçim var. “Bize ne?” diyenler olabilir. Mesele şu ki Türkiye’de vukubulan her olay bizleri dolaylı veya dolaysız etkiliyor. Türkiye nezle olsa bizler zatürre oluyoruz. Yıldan yıla da işler kötüye gidiyor. Bakarsınız gün gelir, verem oluruz ve kan kusmaya başlarız.
İşin yanisi şu ki Türkiye’deki seçim sonuçları bizi doğrudan ilgilendiriyor. Bizim için hangi seçim sonucu hayırlı sayılabilir? Açık söylemek gerekirse hiçbir seçim sonucu bize yaramaz. Karşımızda duran seçeneklerin ehven-i şerri, muhtemel bir koalisyon hükümetidir. Onun da uzun ömürlü olma ihtimali çok zayıftır.
Türkiye’de Kemalistler veya asker iktidarda iken birileri muhakkak Kıbrıs’ta yapılan seçimleri etkilemeye çalışırdı. “Aslında Kimse Uyumuyordu” kitabında TMT’nin kurucusu sayılan İsmail Tansu’dan öğreniyoruz ki 1974’ten sonra ilk yapılan seçimlerde Kıbrıs’a gelip yoldaşlarına (siz onu Rauf Denktaş olarak okuyun) yardım ediyorlarmış. Herhalde Mücahit komutanlarını devreye sokuyorlardı. Kuşkusuz elçilik de üzerine düşen görevi yerine getiriyordu.
Daha sonraları, televizyon yaygınlaşınca birileri muhakkak kanallardan birine çıkar ve bizlere nasıl oy kullanmamız gerektiği yönünde telkinde bulunurdu. Dışardan gazel okumanın ne denli etkili olacağını kestirecek bir konumda değilim ama şunu biliyorum ki bu türden davranışlar birçok Kıbrıslıyı yaralıyordu.
Yeri gelmişken şunu da not etmek gerekir: Rauf Denktaş hiçbir zaman Türkiye çıkarlarına ters bir şeyler yapmayacağı bilindiği için seçimler dışında Türkiyenin iç işlerimize karışmasına fazla izin vermezdi. Alttan girer, üstten çıkar, istediğini yaptırırdı.
1980’li yılların başlarıydı. Darbeyi yapan beş komutandan biri Kıbrıs’ı ziyaret ediyordu. Cumhurbaşkanı, Celebrity Otel’de onuruna bir yemek vermişti. Bir ara Denktaş, masaları gezerek yemeğe katılanları, komutana tanıtıyordu. Bizim masaya yaklaşınca “Hah!” dedi “Bu masa Komünistlerin masası.” Bizim masada anımsadığım kadarıyla benden başka Alpay Durduran, Özker Özgür ve birkaş kişi daha vardı. Ve şöyle devam etti: “Size dediğim gibi, birçok konuda kavga ederiz ama gene de birbirimizle konuşmayı sürdürürüz.” Belli ki, Komutan burada da Türkiye’dekine benzer bir temizlik yapılmasını önermiş ama Denktaş bu öneriyi geri çevirmişti.
1982 yılında Kenan Evren’in eşi Sekine hanımın ölümü nedeniyle bir yazı yazmış ve o yazıda Kenan Evren ve arkadaşlarının “anayasayı tağyir, tebdil ve ilga” ettikleri nedeniyle yargılanmaları gerektiğini savunmuştum. [O sıralarda Barış Derneği’nin üyeleri “anayasayı tağyir, (değiştirmek, bozmak) tebdil (değiştirmek) ve ilga (lâğvetmek, ortadan kaldırmak)” etme girişiminde bulundukları nedeniyle yargılanıyorlardı.]
Yazının yayımlandığı günün ertesi Cumhurbaşkanlığı’ndan bir telefon geldi: “Cumhurbaşkanı sizi saat beşte bir viski içmeye bekliyor.” Gittim, birer viski içtik. Cumhurbaşkanı’nın isteği özetle şuydu: “Beni eleştir. Bana söv. Ama Türkiye’deki yöneticilere bulaşma. Zor günlerden geçiyoruz”. Belli ki elçilikten veya Ankara’dan şikâyet gelmişti.
Demokratikleşme programı ile iktidara gelen AKP hükümetleri Kıbrıs’ta da ilgi uyandırmış ve destek bulmuştu. Bu arada Denktaş iktidardan düşürüldü. Tayyip Erdoğan’ın bu işte ne kadar payı olduğunu kestiremem ama azımsanmayacak bir etkisi olduğunu sanıyorum.
Aradan zaman geçti ve Kıbrıslılar Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı hayat tarzını ne benimsediler ne de onayladılar. Bu nedenle Erdoğan’ın doğrudan desteklediği veya desteklediğini ima ettiği kişi veya parti burada kaybetmeye mahkumdur. Bu sayede, çok dolaylı yoldan da olsa, Türkiye’nin seçimlerimize karışmasının önü alınmış oldu. Sonuçta Erdoğan yapmak istediği şeyleri zorbalıkla yaptırmak zorunda kalıyor. Bu da kendisine puan kazandırmıyor.
AKP ve CHP’deki uçukları bir kenara koyacaksak seçim sonuşlarının ne olacağı üç aşağı beş yukarı tahmin edilebilir. AKP’nin uçkunları partinin tek başına iktidara geleceğini iddia ediyorlar. Hele kendisine “kanaat önderi” denen ak sakallı birinin dedikleri kayda değerdir: “Bu seçimde iktidara geleceğiz. Halk bunu anladı. Artık delisi de anladı, velisi de anladı. İlla da kendisini cehenneme atacaksa ona kimse bir şey diyemez. Allah bile bir şey diyemiyor.” Anlayacağınız bugünkü seçimlerde AKP’ye oy vermeyenler doğru cehenneme.
CHP uçkunlarının iddiaları da bir hoş. Türkiye’de oy vermeyenler 9 milyondan fazla. AKP’liler ve MHP’liler sandığa gitmemezlik etmediğine göre bu oylar CHP’nin olmalı. BU oylar CHP’ye verilse bu parti %52 oyla iktidara gelmiş olur. “Ölme eşeğim ölme!”
Kamuoyu yoklamaları bugünkü seçim sonuçlarının bir önceki seçim sonuçlarından pek farklı olmayacağını gösteriyor. Hırslı Cumhurbaşkanı’nı bu sonuçlar tatmin etmeyeceğine göre gelen sonbahara Türkiye’de gene seçim olacak demektir.
Ahmet Davutoğlu da Cumhurbaşkanı’nından “aferin” alsın diye meydan meydan dolaşıyor, robot gibi kolunu kesik kesik sallayıp nutuk atıyor. O kadar ki garibim sürmenaj olmuş, saçmalayıp duruyor:
– Bizim İslâm anlayışımız ile DAİŞ’in İslâm anlayışı arasında 360 derece fark var. (Arada 360 derece fark varsa aynı noktada duruyorlar demektir.)
– Nerede olursa olsun behemehal zalimleri desteklemeye devam edeceğiz. (Alkışlar, alkışlar. Meydandaki insanlar, zalimleri desteklemeyi çok beğenmiş olmalılar.)
– DAİŞ nankörlük yapıyor. (Bununla ne demek istiyor Allah aşkına? Ben anlamadım.)

Önceki Haber

























