Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BU ADA İNSANSIZ DEĞİL

DİYORUM Kİ:  Ne Ergenekon’dan geldik bu adaya dağları delerek ne Orta Asya’dan.

1571 de Osmanlı’nın adayı fethetmesi sonrasında Türkiye’nin Güney sahillerinden taşındık adaya..

ÜSTELİK çok da önemli olması gereken bir “ilki” gerçekleştirerek.  Şöyle ki ünlü araştırmacı Murat Bardakçı’ya göre o yıllara kadar Osmanlı’da tutulmadığı için olmayan  “arşivleme” ilk kez Kıbrıs’a taşınan atalarımız için düzenlendi, adaya göç edenler için  kayıtlar yapıldı. Gelen  ailelerinin beraberlerinde getirdiği yatak yorganlarına, kazmalarına küreklerine kadar da bircik bircik o kayıtlarda belirtildi .               Anlıyoruz ki o yıla kadar Türkiye’den Kıbrıs’a gelip yerleşenler yoktu.

FAKAT tabi ki ada “insansız” değildi.. Finikelilerden başlayarak Mısırlılar, Sümerler, Lüzinyanlar, eski Yunanlılar,  Venedikliler…  Silsilesinde İngilizlere kadar uzanan işgaller ve  yerleşimler oldu..

TUTUN ki bizlerin ataları da Osmanlı’dan teverrüs eden çoğunlukla Güney’den gelmiş Türklerdi.. Yani 450 yıldır  bu adada varız. Dolayısıyla ayni zamanda da “adalıyız..”

Eklemekte yarar var: “Tarih” kendini yazdırıp okundurmaya devam ediyor. Ki son yarım asırdır bu adada tarihi yazanlar da bizleriz  okuyanlar da… Üstelik kader yolculuğuna çıktığımız gerçeklerde.. Şöyle:

***

RUMLARLA kavga ede döğüşe ki onların kökleri de “Levantin”dir, 4 yüz yıldır adanın egemen yerlilieri,yiz..                                                       BUNA  karşın “hâlâ olmak yada olmamak” üzerine süren bir mücadelenin de toplumuyuz ama!..                                                                         Yanı başımızdaki Rum toplumu gibi! Ki onların da adadaki varoluş ölçütleri ile sahiplikleri de Türk halkı ile sürüp giden “paylaşım ve egemenlik hakkının savaşımından geçmekte!                                   Kısaca ne birlikte yaşayabiliyoruz Rumlarla kavgasız ve barış içinde ne ayrı gayrı olabiliyoruz!

KISACA:  “Tarih” bu  adada kendini yazdırmaya bu kez de yıllarca süren  kavga ve savaşların sonunda Kuzey ve Güneydeki Türk-Rum halklarının  vatanları ve Devletleriyle  devam etmekte!                                                                        Fakat bir gün ada egemenliğinin kesinlikle   taraflardan birine  geçmesi olasılığı hatta kaderinde!                                                                          FAKAT bugün tartışılan Türk ve Rum halklarının ya bir federasyon yada iki ayrı Devlet olgusunda çözüm sağlamalarına yönelik sürgit arayışları, siyasi mücadeleleridir.. Bu mücadeleden galip çıkan tüm adanın egemeni olacaktır..

***

YANİ NE? Bu adada en az Rum toplumu kadar güçlü olmalıyız.. Bu “güç”  Kuzey vatanını güvende ve siyasi irademizin sahipliğinde tutmamız içindir..

O ZAMAN kendimize bir daha sormalıyız: “Ne yapmalıyız?” Var mı aramızda tek bir Türk yurttaşı, “cehenneme çevirmeliyiz ki hep beraber ateşlerinde yanalım” cevabını versin?                           YOKSA “eğer artık aklımızı başımıza alarak ve bu adada ne olduğumuzla gelecekte ne olmamız gerektiğini düşünerek hareket edip buna göre plan programlar yapmalıyız” cevabını veremiyorsak, çekiverin “vatan” dediğinizin  kuyruğunu gitsin!                                                           BIRAKIN  da layığı olduğunu çoktan ispat etmiş olan “Rum toplumun” malı olsun! Bize TC’nin Güney sahilleri de yeter!

***                                        ÖZÜR DİLERİM: Çoğumuzun bildiği, hayıfla ve acıyla itiraf ettiği bir “Kuzey Kıbrıs Türk vatanı” gerçeğinden” söz ediyorum. Ki çoğu zaman “vatanımızdır” bile diyemiyoruz çünkü insan vatanına ihanet etmez!

KİŞİSEL hırslar ve çıkarlar uğruna vatanını plansız programsız, derme çatma, hemen hepsi de sorunlu ve şaibeli “imar iskân sorunlarıyla” tıka basa doldurmaz!

ALLAH’ın  lanetlemesine  karşın böylesi “çevre kirlilikleri” yaratmaz!

Ektiği kadarını yakmaz! Ölümlü trafik kazalarına karşın yollarını böyle yolsuzluğa mahkûm etmez! Ülkeyi zift gibi karanlıklara gömmez!

Hastalarını hastahane köşelerinde ölümüne bekletmez, her yıl kasalar dolusu vadesi geçmiş  ilaçları yakarken, ilaca ulaşımı bu kadar zora sokmaz!                                                                                                              ***

…ÇOK KISACA insan vatanına ihanet etmez!       Ki yaşanan son “olay” bu toplumu yönetenlerin ayni zamanda  bürokrasinin dümenini ellerinde tutarlarken memleketin çarklarını çevirenlerin de   “şaşkın” olduklarını çaktı!

Şöyle ki  “Mücahitlerin sevinç gösterilerinin temsilidir” diyerek milli piyango biletlerinin üzerine  Eoka’cıların sevinç gösterilerini yansıtan fotoğraf basılıp satışa sunuldu!                                        Tabi ki bunun adına “hata” denmez! Devletin her kademesine bulaşıp yansıdığınca  “baştan savmacılık, ciddiyetsizlik” denir!

***

BAŞA DÖNÜYORUM: Nerede kaldıydık?              450 yıldır bu adada var olduğumuzda.. Onca yıl idare edip yönettik ama bu adanın sahibi olmayı hiç düşünmedik!                                                       Ta ki Rumlar düşünüp tapusunu aidiyetlerine geçirmeye teşebbüs edene kadar! Şimdi önlemeye çalışıyoruz ama yılgın ve bezgin bir gecikmişlikle!                                                        ÇÜNKÜ sırtını ABD’ye, ötesi Hristiyanlık dünyasına dayamış Rum-Yunan ikilisi çoktan beridir kendilerinin olmayan Kıbrıs adasına “bizimdir” diyorlar!

VE dur durak ara vermeden “niçin kendilerinin olduğunun ispatını çakıyorlar..” Neyle nasıl?                                                                                                     ***

YARATTIKLARI  Güney Kıbrıs Rum beldesi ile… Temizliği tertibi, estetiği güzelliği, yolları ışıkları, otelleri turistik tesisleriyle..

Etkin ve dünyasal Kıbrıs siyaseti ile..

Dünya devleti oluşları ile.. Dünya Hristiyan kulübünün en önemli unsurlarını teşkil etmeleriyle…

PEKİ ya biz? Adadaki son sığınağımız olan Kuzey’e nasıl sahiplik koyuyoruz? Bayındır ve dünyasal bir turizm harikası oluşuyla mı?

Temizlik tertibi, doğası yeşili, mavisiyle mi?  “Cennet” diyeceğimiz bu  vatana ne kattık ki?