Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KARNEMİZDEKİ KIRIKLAR

“Televizyonu kapat da, ödevini yap!”, “Bırak o ipad’i de bakayımm!” “Ödevini yaptıktan sonra da piyano kursuna çalışacağız ona göre…”

“Anne ya… Baba ya… Offff”

Anne-baba olalı beri çocukken size yapıldığında kızdığınız halde çocuğunuza söyleyiverdiğiniz kaç laf çıktı ağzınızdan? Sen de anne olunca anlarsın… Biz sana güveniyoruz ama çevreye güvenmiyoruz… Koşma hasta olursun… Düşme canın acır…
Peki ne yapsın çocuk? Kurstan kursa koşarak, ödev yaparak çocuk olunur mu? Evde de tek başına sıkılıyor işte, en güzeli televizyon ya da ipad… Sahi biz anne-babalar çocukken nasıldık? Televizyon tek kanal, ipad’i bırak atari bile parayla:)  Biz çocuklarımız kadar çok sıkılıyor muyduk? Yoo, kardeşimiz yoksa bile komşunun çocuğuyla sokağa çıkıyor, çete kurmaktan ağaca tırmanmaya kadar türlü işle iştigal ediyorduk. Ez cümle sokakta geçiyordu ömrümüz…

Ey zamane anne-babaları, kendi anne-babalarımıza laf ediyorduk ama beterin beteri varmış derler ya işte “o beter” biz olabiliriz. Evet, şimdi aile içinde çocukların sözü bizim zamanımıza çok daha fazla geçiyor ama biz de onların yaşamını biraz fazla düzenliyor, narin ve kırılgan bir çiçek gibi fazlasıyla koruma altına almıyor muyuz? Düşünsenize aramızdan kaç kişi 7-8 yaşındaki çocuğunu tek başına parka gönderebiliyor? Biz gidiyorduk ama değil mi?

Evet, “dünya kötü” ama biz çocuklarımıza biraz daha güvenir, güvenin yetmediği durumlarda da akıllıca stratejilerle çocuğumuzu desteklersek belki dünya da daha iyi bir yer olur. En azından çocuğumuz akranlarıyla bol bol koşup oynadığı, gevezelik yaptığı için daha mutlu olur.
Peki bunun eğitimle ne ilgisi var? Eğitim dünyası; ödev yaparak, kurstan kursa koşarak kazanılamayan özgüven, kendini ve başkalarını bilme, dayanışma, iletişim vb. gibi becerileri çocukların erken yaşta nasıl kazanabileceği üzerine tartışıyor bir süredir.

Bunun için parktan, bahçeden, sokaklardan, şen şakrak arkadaşlardan daha güzeli var mı?
Haydi çocuklar sokağa…

*****************************************************************


EĞİTİM

“Çocuklar, yapabildikleri şeylerle hayatta izlerini bırakırlar, yapamadıkları şeylerle değil… Okul önemlidir, ama hayat daha önemlidir. Mutlu olmak demek becerilerini ve yeteneklerini – her ne olursa olsunlar – üretken bir şekilde kullanmak demektir.”
~ Howard Gardner

Öğrenmek hayattaki amacını ve tutkunu keşfetmekle ilgilidir. Okullar öğrencileri tek tipleştirmek yerine, özel becerilerini ve yeteneklerini keşfetmeleri ve açığa çıkarmaları için onlara farklı yollar ve fırsatlar sunmalıdır. Öğrencileri eğitimin genel standartlarına uymaları için test etmek ve eğitmek, onları hiç de standart olmayan mesleklerin sosyal ve duygusal zorluklarına hazırlamaz.

Son 20 yılda işverenlerin ihtiyaçlarına yönelik olarak yapılan çalışmaların hemen hepsi aynı cevaplara ulaşıyor: Başarılı çalışanlar hem sözel hem de yazılı olarak etkin bir şekilde iletişim kurarlar; ekip çalışmasında iyi ve sorumluluk sahibi olmalarını sağlayan sosyal ve davranış becerilerine ve teknoloji bilgisine sahip yaratıcı insanlardır. Temel istatistik ve kesir bilgisine hakimdirler ve temel matematiği gerçek dünya problemlerinde uygulayabilirler.
Bütün öğrenciler bir takım becerilerde uzmanlaşmalılar elbette ama bunların mutlaka aynı beceriler olması gerekmiyor. Liseler çok sayıda çocuğun eğitiminde oldukça başarısız çünkü eğitimciler, bütün öğrencilerin – mesleki hayallerini hiçe sayılarak – aynı temel hazırlığa ihtiyaç duyduğu fikrinden bir türlü özgürleştiremiyor kendini.

Eğitimde akademik dersler üst üste yığılırken, sanata daha az değer veriliyor ve mesleki ve teknik eğitim azımsanıyor. Tek tip eğitim anlayışımızı korumamız, yardım etmek için en çok uğraştığımız çocuklara zarar veriyor. Belki de bu yaklaşım, ulaşılamayan başka bir eğitim hedefine dönüşecek. Ama halihazırda çok yüksek oranlardaki, mesleki başarı için gereken becerileri ve sosyal davranışları kazanamadan mezun olma ya da okulu bırakma sorunlarını çözmeyeği kesin.

Eğitimin temel standartlarını belirleyenler, okuduğunu anlama ve metne bağlı soruları cevaplama becerisinin, pek çok işverenin çalışanlarında aradığı temel ve birincil beceriler olmayabileceği gerçeğini göz ardı etmeseler keşke. Çünkü gelecekte öğrencilerimizin çalışırken karşılaşacakları soruların ve problemlerin cevaplarının çoğu yazılı metinlerde bulunmayacak. Doğru şekilde eğitilmiş mimarlarımız ve mühendislerimiz olmadan binalarımız ve köprülerimiz olamayacağı gibi duvarcılar, çelik işçileri, elektrikçiler, yazarlar, tesisatçılar, kapı görevlileri, heykeltıraşlar, bakım işçileri, sokak satıcıları, temizlik işçileri, garsonlar, acil sağlık müdahalecileri, oyuncular, ressamlar, bahçıvanlar, taksi şoförleri, sporcular, opera şarkıcıları, çekici operatörleri, vapur kaptanları, küratörler, orkestra üyeleri, şairler, aşçılar, gümrükçüler, hayvanat bahçesi bekçileri, asansör tamircileri, sokak sanatçıları, pilotlar, kondüktörler ve  süper kahraman cam temizlikçilerinin (!) kolektif çabaları olmadan da hayat dolu şehirlerimiz birer 3D mimari modelleri olmanın ötesine geçemeyecekler.

“Önemli düşünürler (en başta Howard Gardner) zeka ile ilgili çok daha doğru bir soru sordular: “Ne kadar zekisin?” değil, “Nerede ve nasıl zekisin?” Zeki olduğun yönler içindeki tohumun bir parçası ve daha fazla gelişmenin anahtarı onların elinde…” ~ Jim Cathcart

(www.egitimpedia.com sitesinden alınmıştır)
——————————————————————————————————–


DURUN DEDİ ÖĞRETMEN
"Bir küçücük oğlancık bir gün okula başladı. Pek mi pek akıllıydı. Okulu da pek mi pek büyüktü. Ama akıllı çocuk sınıfına dışarıdan kestirme bir yol buldu. Buna çok sevindi. Artık okul ona kocaman görünmüyordu.
Bir zaman sonra bir sabah dedi ki öğretmen "Bugün resim yapacağız.." "Ne güzel" diye düşündü çocuk. Resim yapmayı çok severdi. Her şeyin resmini yapardı: Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler, trenler, gemiler. 
Mum boyalarını çıkardı ve çizmeye başladı.
Ama öğretmen "Durun" dedi,"Henüz başlamayın!" 
Ve herkes hazır görünene dek bekledi. "Şimdi" dedi öğretmen, "Çiçek çizmesini öğreneceğiz". "Ne güzel" diye düşündü çocuk. Çiçek çizmeyi çok severdi. Ve en güzellerini yapmaya başladı: Pembe, mavi, kavuniçi mum boyalarıyla.
Ama öğretmen "Durun" dedi. "Size nasıl çizileceğini göstereceğim".
Yeşil saplı kırmızı bir çiçek çizdi.
"İşte" dedi öğretmen. "Şimdi başlayabilirsiniz". Küçük çocuk bir öğretmenin çiçeğine baktı Sonra kendi çiçeğine.Kendi çiçeğini daha çok sevdi /Ama bunu söyleyemedi. Defterinde sayfayı çevirip Öğretmeninki gibi çizdi Kırmızı bir çiçek sapı yeşil …
Bir başka gün dedi ki öğretmen: "Bugün çamurdan bir şeyler yapacağız". "Ne güzel" diye düşündü çocuk. Çamurla oynamayı çok severdi. Her şeyi yapabilirdi çamurla: Yılanlar, kardan adamlar, filler, fareler, arabalar, kamyonlar.Başladı çamuru yoğurmaya.
Ama öğretmen "Durun" dedi, "Henüz başlamayın!"Ve herkes hazır görünene kadar bekledi. "Şimdi" dedi öğretmen, "Bir çanak yapmayı öğreneceğiz ". "Ne güzel" diye düşündü çocuk. Çanak yapmayı çok severdi. Ve başladı yapmaya Boy boy, şekil şekil çanakları.
Ama öğretmen "Durun" dedi. "Size nasıl yapılacağını göstereceğim".
Ve de gösterdi herkese bir büyük çanağın nasıl yapılacağını. "İşte" dedi öğretmen. "Şimdi başlayabilirsiniz". Küçük çocuk bir öğretmenin çanağına baktı, bir de kendi çanağına. Kendi çanağını daha çok sevdi. Ama bunu söyleyemedi. Çamur topağını yuvarlayıp yeniden yaptı öğretmeninki gibi derin bir çanak.
Ve çok geçmeden Küçük çocuk öğrendi beklemeyi, izlemeyi, ve her şeyi öğretmen gibi yapmayı. Ve çok geçmeden başladı kendiliğinden hiçbir şey yapmamaya.
Ama birdenbire taşınıverdiler başka bir eve, başka bir şehirde ve çocuk gitti başka bir okula. Bu okul daha da büyüktü öbüründen. Kestirme yolu da yoktu dışarıdan Büyük basamakları çıkmak Ve uzun koridorlardan geçmek gerekiyordu sınıfa kadar.
Ve daha ilk gün dedi ki öğretmen: "Simdi resim yapacağız". "Ne güzel" diye içinden geçirdi çocuk. Ve başladı beklemeye öğretmenin, ne yapmasını söylemesini beklemeye. Ama öğretmen hiçbir şey söylemedi başladı sınıfta dolaşmaya.
Küçük çocuğa gelince durup sordu:"Resim yapmak istemiyor musun?" "İstiyorum" dedi çocuk."Ama ne resmi yapacağız?"
"Ne resmi istersen" dedi öğretmen
"Nasıl çizmeliyim?" diye sordu çocuk
"Nasıl istersen" dedi öğretmen
"İstediğim renk mi?" diye sordu çocuk.
"İstediğin renk" dedi öğretmen,
" Eğer herkes ayni resmi yaparsa ve ayni renkleri kullanırsa kimin neyi yaptığını ve neyin ne olduğunu nasıl anlarım ben?"
"Bilmem", dedi çocuk.
Ve başladı çizmeye : Kırmızı bir çiçek, sapı yeşil… "

Yazar:  Helen Buckley, İrlanda'da Dublin Üniversitesi'nde öğr.üyesi