Bu konuda elbette bir ekonomist veya maliyeci gibi düşünüp analiz yapacak kabiliyete sahip olmadığımı biliyorum..
Bu nedenle “protokolü” daha çok sosyal yansımaları çerçevesinde yorumladım ve öncelikle şöyle dedim:
ARİSTO mantığına göre bugüne kadar TC ile KKTC arasında imzalanan protokollerin hiç biri hedefine varamamışsa, bu sonuncusunun da başarı şansı olmaması gerekir..
Ve eklemiştim: Bana göre protokolde dikkati çeken tek husus TC’nin bizden sorumlu Bakanı olan Sn. Vural Oktay’ın artık KKTC’de gelip giden yönetimlerin “popülist tutumlardan vazgeçmeleri gerektiğine” yönelik uyarısıdır! ***
BİR DİĞERİ DE bundan sonra “KKTC-TC ekonomik ve mali ilişkilerinin daha “kuramsal yapıda” sürdürüleceğidir!”
BU konuda ilk somut karar da belki bazılarımızın “işte şimdi TC’nin adada bir de valisi ile valiliği oluştu” diyecekler ama bundan sonra Planın uygulanmasıyla ilgili yetkili kişi ve kurumların Ankara’ya çıkarma yapmadan direkt TC Büyükelçisi ile temasa geçecekleridir..
YANİ her sıkışıldığında Ankara’ya koşmak yerine sorunların Elçilik kanalıyla çözülmesinin ön görülmesi.. Zaten mevcuttu şimdi daha çok resmiyet kazandı..
Gelelim esas konuya:
***
BU NÜFUSLA DEVLET OLMAZ! Ki hâlâ (ve galiba) yarım milyon nüfusa bile ulaşamadık! 2020 yılında nüfusumuzla ilgili yapılan açıklamada 382 bin 230 kişi olduğumuzu öğrendikti.
DÜŞÜNÜN bir devleti tüm organları ile oluşturmak, kurumlarını sağlıklı çalıştırmak için söz konusu nüfusun zaten bir yarısını “devlet görevlisi” yapmak zorunda kalırsınız!
Yetmediği yerde “adama” ve iktidara gelen “siyasi partilere göre” iş, aş, mevki, makam derken; tutun ki hâlâ kanamakta olan yaralardan biri olan Müşavirlikler de ihdas edilirken, memleket “bürokrasinin bürokratları ile dolup taşıvermektedir!
BİR başka deyişle KKTC de gelip giden Hükümetler ayni zamanda kendi “kesimlerinin insanlarını” türlü çeşitli Devlet kademelerinde istihdam etmek görevi ile de yükümlüdürler!
Nitekim Sn. Oktay da bunun farkında olmalı imzalanan protokolde “popülizmden uzak durulması” uyarısında bulunmak gereğini duymuştur!
***
BU UYARI aslında “KKTC’nin bir bürokrasi cenneti olduğunun da ötesinde bir başka önemli sorunu da hatırlatmaktadır: “Nüfus azlığımızı!”
Şöyle ki KKTC’de üretim.. Satıcılarla tüketiciler.. Mal ve türlü çeşitli hizmet sunanlarla onları kullananlar.. Ekonominin çarklarını Devletin beklediği ve ihtiyacı olan kan akışını gerçekleştirecekleri kadar yeterli ve büyük değillerdir!
Nitekim nüfusu KKTC nüfusundan bile daha az ülkeler vardır ama hemen hepsi de Devlet olarak ayakta kalabilmek için ya sırtlarını bizim Türkiye’ye dayadığımız gibi ötesi büyük ülkelere dayamaktadırlar yada coğrafyalarındaki “özel üretim” ve “hizmetler sektörleri” gibi büyük oranda gelir getirici “özelliklere” sahiptirler…”
Örneğin Vatikan 500 bin nüfusludur ama Papalığın merkezidir milyonların ziyaretinden vole vurmaktadır! Monako 34 bin kişilik nüfusa sahiptir ama Kumarhaneleri sayesinde vardır..
Malta 514 bin nüfusu ile AB üyesidir bir eli yağda öteki eli bal tutmaktadır.
UZAĞA gitmeye ne hacet. Kıbrıs Rum Yönetiminin yüzölçümü 5 bin 896 Km. karedir. Yani bizden bir tık fazla..
Fakat hasetle ifade edeyim, dünyanın en istikrarlı ülkelerinden biridir. Hatta öteden beridir de Kuzey’deki Türk Devleti yurttaşlarının “işvereni durumundadır!”
TABİ ki tanınmış ve hem AB’nin hem BM’lerin üyesi olmasının bu refah düzeyinde payı vardır.. Tutun ki nüfusu şöyle böyle 600 bin falandır. Fakat turizm sezonlarında hatta “her mevsimde” denecek gerçeklerde bu nüfus milyon ve üstünde rakamlarla ifade edilmektedir.
YANİ ülkelerin kesinlikle kendilerine özgü- kalkınma silahları gibilerinden “ulusal ve coğrafi potansiyellerini oluşturan gelir kaynakları vardır.” Ve ülkeler bu potansiyellerini, limonu sıkar gibi son damlasına kadar kullanacakları olanaklar sistemler araç gereçlerle teçhiz ederler…
***
BİZİM DE BAŞKA ŞANSIMIZ YOKTUR: Üretime önem vermeliyiz demek yetmez.. Kaldı ki bu ülkede varlık nedenimizle bekamızın miladı kabul ettiğimiz 1974 yılı itibarıyla dilimizden düşürmediğimiz kelime “üretimdir!”
AMA devenin sevmediği diken de burnunda tütermiş! Kör şeytan onca “üretim” çağrı ve şarkılarımıza karşın inadına en beceriksiz olduğumuz üretim sektörümüz “tarımdır!” ne hayvancılığımızda hayır vardır ne de bahçecilikle sebzeciliğimizde!
Yıllardır sarı altın dediğimiz narenciyenin bile kadir kıymetini göremedik! ***
BAŞA dönecek olursam. Eğer “üretim” ihtiyacı gerektiriyorsa bu ihtiyacı artıracak nüfus yoğunluğumuzu diğer tüm sektörlerin tekerleklerini döndürecek şekilde artırmamız gerekir..
OYSA biz aramızdaki üç beş çiftçi, esnaf, zanaatkâr, işçi, özel meslek sahibi TC kökenli yurttaşlara bile tahammül edemiyoruz!
Kimilerimiz demokrafik yapımızı bozduklarını iddia ediyorlar kimilerimiz aramızdan çekip gitsinler diyorlar! Sonra da bayıla bayıla yanlarında işçi olarak da çalıştırıyorlar, emeklerini de sömürüyorlar!
Mesela diyelim, “çekin altımızdan bu kaydırma nüfusu eğer bu adada anadan çıkma cascavlak üryan kalmazsak (Kıbrıslıca ifade edeyim) tükürün suratıma!
***
VE HATIRLATAYIM diyeceğim de hep hatırıma gelir: Ayının üç dört türküsü varmış hepsi ahlat (armut) üzerineymiş!
Bizim de KKTC de türkümüz öteden beridir üretim üzerinedir! Ve yarım asırdır hâlâ “neyin üretimi nasıl üretim gibi sorulara da cevap verebilmiş değiliz…
BELKİ diyorum. Nüfusumuz arttıkça artacak olan ihtiyaçlarımız nedeniyle “üretimi” de gerçek anlamında kuramlaştıracak bir beceri kazanmış oluruz..
































