Tokat’tan döneli 2 hafta olmasına karşın orada tanıştığımız dostlarla hemen her gün konuşup yazışıyoruz. Bu özel buluşmanın hepimizin hayatlarında küçük de olsa bir öğreti olduğunu hepimiz biliyoruz. Ben, anlamı kaybettiğim bir zamanda yüzleştim kendimle yeniden, orada, o insanlar arasında. Kaybetmeye yüz tuttuğum nice hayali içimde sakladığımı farkettim. Öfke dinmiş, bir dinginlik hali beni teslim almıştı. Hayatın kısalığını, şiirin uzun koşusunu, bu yolda yürürken kendi ruhumu ihmal etmişliğimi, içimdeki beni sakladığımı, herkesler için çok fazla zaman harcayarak kendimi cezalandırdığımı ve daha ne çok şey farketmeme sebep oldu o yolculuk.
Hiç bir şey tesadüf değil biliyorum artık. Gittiğimiz yerler, tanıştığımız insanlar, yaşadığımız olaylar hep bir öğreti içindir. Ünal Kar, kocaman yürekli, kompleksiz, kaprissiz, her ortamı güzelleştiren bir şair dost. Şehirleri için gecesini gündüzüne katan insanlar… Nice güzellik ördük hep birlikte, plansız, hesapsız, çıkarsız . Tokat’ta şiir okuyan gözleri görmeyen Yunus Yılmaz bu insanların en güzel örneklerindendi. Güçlü kalemi, duruşu ile o gece gönül telimize dokundu.

Tokat etkinliğimizin programında özel bir gezimiz vardı ki onu anlatmak için ayrı bir parantez açmak lazımdı. Evet Tokat’ın ilçelerinden Almus, hepimizi hayran bırakan bir doğa harikasıydı sanki. Ömer Faruk Aybek bir Almuslu olarak ev sahibimizdi bu gezimizde. Programı adım adım planlamış, eksiksiz bir organizasyon yapmıştı. Önce ismi ile dikkatimi çeken bu ilçe için kısacık bir araştırma yaptım: ilçe hudutları dahilinde eski tarihe ışık tutacak kalıntılara, topraktan pişmiş mezar lahitleri, küp kırıklarına rastlamak mümkün olmaktadır. Buna göre Almus ve civarının Bizans ve ondan öncesi Roma İmparatorluğu devirlerinde meskun bir alan olduğu söylenebilir. Yerleşme alanlarının daha ziyade dere civarlarına veya tepelere dağıldığını kalıntıların buralarda bulunuşu teyit etmektedir.
Kültür Bakanlığı tarafından 1984 yılında yayınlanmış olan "Türk Yer Adları Sempozyumu Bildirileri 11-13 Eylül 1984- Ankara" adlı eserde verilen bilgiye göre; Edebiyat Tarihçisi Prof. Dr. Fuat Köprülü etimoloji üzerine bir yazısında Almus ilçesinin bu isminin Bulgar (itil) Türklerinin hükümdarları olan Almış Han'dan geldiğini ileri sürmektedir ki, bu görüş konuyla ilgili olarak dikkate alınması gereken temel bilimsel görüştür.

Tokat ili dahilindeki turizme en uygun bölgenin kesinlikle Almus ilçesi olduğuna herkes hemfikirdi. Ziyaret ettiğimiz baraj gölü muhteşemdi. Tabiatla buluştuğumuz, tertemiz havayı içimize çektiğimiz, kıyılarını çevreleyen çam, kayın, gürgen ve meşe ormanları ile bir tabiat harikasında bir başka boyutta hissettik kendimizi. Almus Baraj Gölü kıyılarının çadırlı kamp yapmaya da uygun bir yer. Gölde doğal olarak yetişen sazan türleri ve yayın gibi balıklar yanında, çiftliklerde yetiştirilen alabalık temin etme imkânıda mevcuttur.
Almus yolunda sağlı sollu meyve ağaçlarına rastlamak, kıpkırmızı şeftalı ve erikleri görmenin keyfi bir Kıbrıslı için bambaşkaydı. Bu ne büyük bir keyifti. Dallar şıkır şıkırdı. Almus baraj gölüne vardığımızda bizi önce parlak bir günde böğürtlenler karşıladı. Çocuklar gibi şen birer avuç böğürtleni dikenlerine aldırmadan toplayıp yedik. Kuşburnular ve kızılcıklar da yemişlerini cömertçe sunuyorlardı önümüze.

Oranın en meşhur yemeğini sorarsanız sanırım ki Alabalık yanıtını alırsınız. Biz de muhteşem doğa ve deniz manzaralı, serinliğin koynunda o büyülü yerde güveçte mis gibi alabalık yedik. Hayatımın en lezzetli salatası da ona eşlik etti. Tokat’taki soğuk çorbalar ve vitamin deposu olan aperatifler tam bir kültürü ortaya koyuyordu. Yazın kavurucu sıcağındaki soğuk çorba tam bir lezzet harikasıydı.
Almus’ta şiir gecemizin ilki gerçekleşti. Terör saldırılarının olduğu bir günde Türkiye’de yas havası hakimdi. Kimsenin öldürülmediği bir dünyanın hayalini kurmaya devam etmek zor olsa da o gece kimsenin ölmediği, öldürülmediği bir dünya dileği ile şiir okuduk.
Almus’ta bize evini açan öğretmen hanımın zerafeti, onca konuğu ağırlaması çok anlamlıydı. Benim bir başka güzel olay daha yaşandı Tokat’ta. Bir akşam yemekteyken Tokat Devlet Hastanesi’nde Sosyal Hizmetler Uzmanı olarak çalışan Süleyman Güler aynı hastanede görev yaptıkları Kıbrıslı doktor Pervin Özinanır Balcı’yı telefonla arayarak benimle konuşturdu ve etkinliklere davet etti. Pervin Hanım uzun yıllar boyunca büyük hizmetlerde bulunmuş, yöneticilik yapmış ve oralarda saygı ve sevgi kazanmış bir doktordu. Etrafta söylenilenler de bu yöndeydi. Doğrusu Kıbrıslı olması da bende ayrı bir keyif yaratmıştı. Ertesi gün sergi açılışı sırasında hiç ummadığım bir anda tanıştım Pervin Hanım’la. Bütün Kıbrıslı’lar gibi kahve ile yaptık sohbetimizi. Aynı şive, aynı espri anlayışı , aynı sıcak bakışlar… Memleketimin insanıydı, bir başka sevdiğim. Sağlık sorunlarım vardı Tokat’a giderken. Beni alıp hemen hastanesine götürmesi şaşkınlık yarattı bende. Kimse kusura kalmasın Kıbrıs’ta büyük dostluklarda bile rastlamadığım bir hareketti bu. Hastanesine gitti ve bana test yaptı. Bu benim için hiç de küçümsenecek bir şey değildi. Yanımda o benim için hep iyiliği temsil eden bir insan, bir doktor olarak kalacak. Tokat’ın bana kazandırdığı güzel insanlar arasında memleketlim doktor Pervin Balcı da var artık….

Zile pekmezi, Tokat Kebabı, tarihi dokusu, insanların misafirperverliği, kurulan dostluklar, mis gibi çayı, bölgelerini tanıtmak için kültür sanatı seçerek sevgi yolunu seçen insanlar, böbürlenmeyen, kibirlenmeyen, alçakgönüllü, gönül kapıları açık şariler, şiirseverler, müzisyenler… Felsefe yüklü sohbetler, dili çatallaşmamış, karşısındakine ders vermek için şiiri – sanatı kullanmayı seçmeyen ve bunu bilinçli yapan insanların tavırları, Kıbrıs’taki sahte pek çok ortamda, kalemi iyi ama samimiyetten uzak olanların yapmacıklığa dayanamadığım bir zamanda bana ilaç gibi geldi. Bedenen iyi olmadığım bir zamanda gittim Tokat’ta. Ruhumda ve bedenimdeki iyileşme ile geri döndüm. Kıbrıs’taki sanat ortamında oralarda neyin eksik olduğunu sorgulayacağına dönüp kendilerinde eksikliğin neler olduğuna bir baksınlar derim. Egolara hizmet veren, sevgisiz ve birbirine benzer insanlardan hep uzak durmayı seçtim ben yaşamım boyunca. Aynı türden gelen genetik benzerlik gibi kendilerini hemen belli edenlerden o yüzden uzağım ben. Başarı bir yoldur benim için . Tıpkı Tokat’ta yolumun kesiştiği insanlarla yaşadıklarım gibi. O yolda öğrendiklerim yine benimle. İnsan olmanın temel özelliği ruhunu kaybetmemektir. Özel olmak, başarılı olmak kendin kalmaktan geçer. Zaman ileride kimi yazıp kimi unutacak kimse bilmez. Yolunuzun sevgiye, iyi insanlara, güzelliklere, sanata çıkmasını dilerim. Tokat’a yolunuz düşerse sizi emin olun bunlar karşılayacak.
































