Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çocuklara bayram mektubu

“Meserret çocukların, yalnız

Çocukların payıdır! ey güzel çocuk, dinle;
Fakat sevincinle
Neler düşündürüyorsun, bilir misin?..
T. Fikret

Bu bayram sabahında tüm çocuklar giyinip, kuşansa, zengin kahvaltılar yapıp sevdiklerine koşsalardı ne güzel olurdu… Sevinçle başlasalardı güne; oyunla, şarkıyla, dostlukla ve barışla… Ne güzel olurdu tüm çocukları böyle bir Bayrama uyandırsaydık…
Çocuk istismarı, çocuk işçiler, kimsesiz çocuklar, yemek bulamayan aç çocuklar, iyi bir hayata sahip olmadığı için hastalananlar, tinerciler, kaçırılanlar, organ mafyasının, sübyancının, tecavüzcünün, fakirliğin, depremin, aile içi şiddetin mağduru çocuklar…


Yaşıtları böyle bir dünyanın kucağındayken Bayram geliyor yine evimize. Tüm her şeye rağmen çocuklarıma insan olmanın tüm ağırlığı ile gülüp, mutlu olabilecekleri bir Bayram geçirtmeyi isterim, her anne gibi. Şunu biliyorum ki insan anne olunca ve yaşı da artık olgunlaşınca sahip olduğu her şey daha bir önemli hale gelebiliyor. Zamanın elinden bir gün daha kotarmak, iyi anlara sahip anılar biriktirmek, örf ve adetleri tanıtabileceğimiz şansa sahip olmak düşüyor insanın aklına… Bu düşüncelere zaman zaman kendim bile şaşırıyorsam da, yaşanılan her şeyi “es” geçerek değil, hakkını vererek yaşama telaşı kaplıyor benliğimi… En çok çocukları sevindirebilmek kaygısıyla Tevfik Fikret’ in dediği o meserretin tüm çocukların hakkı olduğunu bile bile yine bir yanım buruk olacak bu bayramda da.
Tüm olumsuzluklara rağmen ben de isterim Bayram’da çocuğum gülsün, oynasın, mutlu olsun ama Bayramı, Yılbaşını, yıldönümünü, doğum gününü kutlarken neme lazımcı bir sevinç yaşasın da istemem! Bu nereden çıktı diyebilirsiniz. Sevincine gölge mi düşsün diye de hayret edebilirsiniz ama isterim ki dünya bunca acı etrafında dönerken, depremler, kazalar, haksızlıklar, tecavüzler, işsizlikler yaşanırken, insanlık şiirini kaybetmiş fellik fellik aranırken çocuğum yaşamın tadını her şeye rağmen alabilsin. Alsın ama öfke de duysun içinde… Evet, öfkelensin ve utansın böyle bir dünya düzenini değiştiremediği için. Kaldırsın başını, haksızlığa, adaletsizliğe savaş açsın…
İsterim ki kuşların, böceklerin peşine düşsün. Her bir rengi fark etsin, görsün, gülsün, kahkaha atsın. Her bir çiçeğin kokusunu hissetsin, bir arkadaşa sarılabilmenin keyfi ile açsın oyununu. Kucaklasın kardeşini bütün dünyayı kucaklar gibi…


Ama minik yumruklarını sıkmayı da öğrensin yeri geldiğinde. Dünyanın herhangi bir yerindeki acılar sarsın yüreciğini, insan olabilmenin kaygılarını da hissederek büyüsün.  İsterim ki güvenli ev ortamında  ne kadar şanslı olduğunu bilsin. Ufacık konfor uğruna hayata kapris yapmasın… Hayatta anlamın peşinden gitsin. Çoktan değil, azdan yana olsun. Güçlünün değil, zayıfın yanında dursun, inadına yel değirmenleri ile savaşmak için inancı olsun. Dünyanın başka yerdeki aç çocukları, soğukta kalanları, oyun yaşında çalıştırılanları, istismara uğrayanları, onun kadar şanslı olmayanları fark ederek büyüsün.  Dünyanın çarkına çomak sokacak cesareti bulsun kendinde. İsterim ki her bir insan gücünün birleşmesi ile bütün bir insanlığı değiştirebilecek gücün olduğunu bilerek dayatılan yaşamlara karşı dursun…
Her ne kadar, düşmesin, acımasın, üzülmesin diye yüreğim pır-pır etse de, isterim ki her düştüğünde kalkabilsin, yorulsa da pes etmesin, şaşırsa da kendi kendine sarılmanın en önemli güç olduğunu bilsin. Muhtaç olduğu kudretin ona ruhundan, donanımından geleceğini anlasın. Denesin isterim. Denesin ve belki de yenilsin ama denemekten vazgeçmesin. O şiirdeki gibi bu kez daha iyi yenilsin!.. Bütün okullara inansın ama hayattaki öğretinin daha büyük bir şey olduğunu, diplomalardaki yıldızlardan çok daha gizli yolların, sınavların onu beklediğini hissederek büyüsün.
Dünya çirkinlikleri arttırsa bile sahip olduğu güzelliklere sarılsın. Sevildiğini hissetsin her zerresinde. Sevmenin iyileştirebilmek, güzelleştirebilmek olduğunu anlayarak büyüsün. İyileşip güzelleştikçe etrafının da güzelleşeceğini öğrensin…
Bütün duyuları ile kucaklasın yaşamı. Kolları dünyayı kucaklamaya yetmese bile ruhundaki bütün pencerelerini açık tutsun şiire, şarkıya, aşka… Ters dalsın cümlelere, ezber bozsun, hayallerinin peşinden gitsin, yenilirse hayallerine yenilsin…
“Bana ne” demesin dünyada olup bitenlere, aptal bir bencilliğin, nemelazımcılığın pençesinde sahte duyarlılık heveslerine yenilmesin. Etrafındaki ona bakan benzer gözler arasında kendi gözlerindeki derinliği kopya insan bakışlarından korusun. Benzemesin kimselere kendinden başka. Kendini benden, sevdiklerinden bile koruyarak büyüsün… Yıkılıp, döküldüğü zamanlar olacak elbet,  merhemini canından sürsün, kendini olumsuzluklardan yeniden yapılandırabilmeyi öğrensin. Herkes ona aşk yoktur dediğinde aşkı savunsun yüreklice… Aşkın içindeki inandıklarıyla alakalı olduğunu anlasın… Aşkın peşinden yalınayak ve hep hızla koşsun. Yorulsa da “yüreğinde aşk olmadan geçen her günü”  boşa geçmiş saysın. Sımsıkı sarılsın sevdiğine, şairin dediği gibi “sevgilisi bitkin düşsün öpülmekten”…
Kendi şarkısının peşinden yürüsün.  Şiirini yazsın, resmini yapsın. İsterim ki bu adayı canı gibi, cananı gibi sevsin. Bilsin ki yüzyıllardır dedelerinin, nenelerinin kök saldığı bu topraklarda nice bayramlar kutlanmış, nice terler dökülmüş bu yurtta.  Bilsin ki “mahkum sanmak için kendini ne zincir ne de urgana gerek yok’ dört yanı izolasyonlarla çevrilmiş bu adada… Ama tüm zorluklarına rağmen, burada yaşamayı sevsin. Uzak ülkelerin, uzak şehirleri çekse de onu, doğup büyüdüğü bu toprakların anlamını unutmasın. Hanımelinin, nergisin, yaseminin kokusunu, molehiyanin, kolokasın, bullezin, gonnaranın, gabiranın, gullurikyanın tadının ne demek olduğunu bilsin. Bu tadın insanından, yaşanmışlığından, zenginliğinden ve kültürünün ayrıcalığından olduğunu fark edip sahip çıksın. Kendi şivesini yem etmesin hiç bir düzgün! cümleye. Beşparmaklar gibi konuşsun, Trodoslar gibi selam versin, Larnaka gibi deniz koksun, Mağusa gibi çeksin surlarını, geçit vermesin onu ele geçirmek isteyenlere…
Bayram gibi bir ezberin içinde tüm ezberleri bozacak gücü bulsun kendinde, çocuğum. Büyüklerinin elini öpsün ama kimsenin eteğini öpmesin hiç bir çıkar uğruna.  Oyunu satmasın, çıkarı uğruna rengini değişmesin, oyununa gelmesin yaşamın. Bet salonlarını her gördüğünde midesi bulansın, isterim.  Kolay yoldan zengin olmayı, işini, onurunu satmayı öğretmesin ona bu kolay düzen.  İnandığı şeyler uğruna yapsın hatalarını. Kendi inandıklarını kendi ruhunda kavursun. Zaman zaman dibi tutsa da yaşadıklarının tadını hiç kaybetmesin isterim yaşamının.
İsterim ki meserret çocukların, yalnız çocukların olsun. Tüm dünya çocukları için HAYATIN BAYRAM OLABİLECEĞİ bir dünya hayali ile…