Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

1 Nisan’ı neden şaşaalı bir şekilde kutluyoruz?

Dostum Yorgos Kumullis’in (George Koumoullis) 2 Nisan, Cumartesi günü Facebook sayfasından aldığım yazısının çevirisidir:

XXXXX

“{“POLİTİS” gazetesinde bugün yayınlanan makalem muhafazakâr kesimden ve aşırı sağcılardan çeşitli tepkiler çekebilir. Benim görüşlerime ne kadar ters olursa olsun, tüm görüşleri hoşgörüyle karşıladığımı vurgulamak isterim. Yeter ki bu görüşler kibarlık sınırları içinde ifade edilsin. İçinde küfür ve edebe aykırı imalar bulunduran yorumlar silinecektir.}

İtiraf edeyim ki her 1 Nisan yıldönümünü, şenlikli söylemlerle, geçit törenleri, danslar ve başka etkinliklerle neden kutladığımızı anlamam mümkün değildir. Bir mücadelenin, elde edilen sonuçlarına göre değerlendirildiğini unutuyoruz. EOKA‘nın hedefi Enosis’i gerçekleştirmekti ve bunda kesinlikle başarısız oldu. Silahlı mücadelenin sonucu, Zürih-Londra Antlaşmaları oldu ki bunlarla hem Enosis’in üzerine bir mezar taşı yerleştirdik hem de Türkiye’nin askeri varlığını adada bulundurmasını sağladık. Kulağa ne denli inanılmaz gelse de, Ankara‘nın bulduğu her fırsatta veya oluşturduğu herhangi bir bahaneyle, tek taraflı olarak askeri müdahalede bulunma hakkını Türkiye’ye bahşetmiş olduk.

*

Bir evlilik, kanlı bir kavgayla biten bir boşanmayla sonlanmışsa birileri, evliliğinin yıl dönümünde şampanya ve havyar eşliğinde şenlikli bir partiyle o günü kutlamaz. Küçük Asya‘dan ayrılan 2 milyon göçmenin torunları, kuşkusuz bizden daha mantıklı davranıyorlar. Coşkulu kalabalıklar tarafından “Yaşasın Yunanistan” ve “Enosis, Enosis” tezahüratlarıyla karşılanan Yunan birliklerinin 2 Mayıs 1919 tarihinde İzmir limanına çıktıkları günün yıldönümünü kutlamıyorlar. Küçük Asya Helenlerinin arzusu, İyonya‘nın 1924’te yapılacak olan referandum sonrasında “Anavatan Yunanistan” ile bütünleşmesinin gerçekleşmesiydi. İyonya’nın kurtuluş hedefi, Yunanistan’ın diplomatik ve askeri desteği sonucunda Yunanistan’la birleşme hayali, Kıbrıs’ınkiyle aynıydı. Her iki hedefin de gerçekleştirilemez olduğu ortaya çıktı ve 1922 ile 1974’ü takip eden yıllarda Helenizm’in destansı felâketlerinin en derin nedenini oluşturdu. Küçük Asyalılar 2 Mayıs’ın yasını tutarken veya o tarihi unutmaya çalışırken, Kıbrıslılar 1 Nisan’ı şaşaalı törenlerle kutluyorlar!

*

EOKA konusunda yapılacak olan çok yönlü bir araştırma, kalbinizi dondurur ve yapmak isteyeceğiniz son şey kutlama yapmaktır. EOKA’nın yol açtığı pek çok belâlardan biri de EOKA-B‘nin oluşturulmasıydı. EOKA-B’nin EOKA’dan filizlendiği bilinen bir gerçektir; ikisinde de başkan aynı, bölge başkanları aynı, askerler aynı. Cuntacı Yunanistan, EOKA-B’nin vazgeçilmez yardımı olmadan 15 Temmuz işgalini gerçekleştiremezdi. EOKA, siyasi mücadele yerine silâhlı mücadeleyi tercih ederek hem her iki işgalin gerçekleştirilmesi için hem de vatanımızın yarısını kaybetmemiz için halı sermiştir.

*

EOKA mücadelesi, kuşkusuz, birçok kahraman oluşturmuştur. Ancak bu, karşılığı olmayan bir kahramanlık olması yanı sıra 160 bin yurttaşımızın da evinden barkından sökülmesine katkıda bulunmuştur. Kuşkusuz, savaşan gençler mücadelenin ölümcül kurbanlarıydı: Kilisedeki papaz yönetimi tarafından baştan çıkarıldılar ve bir ideal uğruna hayatlarını feda ettiler. Her bombanın Kıbrıs’ı Yunanistan’a yaklaştırdığına inandılar, halbuki gerçekte patlayan her bomba Enosis’in tabutuna çakılan bir çiviydi.

*

Bir de, şu gerçek var: EOKA, Atina’da bir avuç aşırı sağcı tarafından kuruldu. Bu örgütün dönemin uluslararası sömürgecilik karşıtı hareketlerle en ufak bir ideolojik yakınlığı yoktu. Kurucuların tümü monarşi yanlısı faşistlerdi hatta bazıları, Grivas ve Vizanis gibilerinin isimleri dosyalarda işbirlikçi olarak işaretlenmişti. Bunların biyografilerini okuyan herhangi bir demokratın içini bir korku, bir ürperti kaplar. (İkinci dünya savaşı sırasında ve sonrasında Grivas’ın önce Almanlarla sonra da İngilizlerle işbirliği yaptığı biliniyor.–BA) İdeolojileri; milliyetçilik, şovenizm, bağnazlık, atalarını yüceltme ve komünizm karşıtlığının bir karışımından oluşuyordu. Uzun lâfın kısası, EOKA üyeleri prensip olarak sadece aşırı sağ cenahtan geliyordu. Nikos Kranityotis‘in dediği gibi, “EOKA mücadelesinin savaşçıları, Kıbrıslı gençliğin muhafazakâr unsurları ve özellikle dini örgütlere ve dini derneklere üye olan ve bu nedenle “vatansever” sağcı ve kilise geleneğinin büyük idealleriyle aşılanmış gençler arasından seçilirdi. Grivas, örgüte solcu unsurların katılmasını yasaklamıştı. Böylece EOKA tek taraflı bir nitelik kazanmış ve örgüt kurtuluş mücadelesi veren dönemin hareketlerinin dışında kalmıştır.” (“Zor yıllar: Kıbrıs 1950 – 1960“, ESTIA yayınları, s. 74-75).

*

Bu nedenle, 1958 yılında EOKA’nın solculara karşı cephe açıp, sayıları çok olmasa da, onları soğukkanlılıkla öldürmesi şaşırtıcı olmasa gerek. 1959 yılı başlarında Zürih-Londra Antlaşmaları ile EOKA’nın eylemlerini sona erdirmiş olması bizim şansımızdı, aksi takdirde feci sonuçları olan bir iç çatışma yaşardık.

*

Solun EOKA mücadelesinden dışlanmış olması, sadece o mücadelenin bir zaafı sayılmamalı. Bu, aynı zamanda, Doğu ile Batı arasındaki uluslararası karşıtlıklarının bir yan ürünüydü. N. Kranityotis’in kitabından tekrar alıntı yapıyorum: “EOKA mücadelesi, diğer benzer mücadelelerin sömürgecilik karşıtı karakterini üstlenmedi, özellikle de ilk aşamalarında doğrudan kendi kaderini tayin etme ilkesine dayanmadı. Bu nedenle, Yunanistan ile birleşmek isteği Amerika, Büyük Britanya, Türkiye, Sovyetler Birliği ve Birleşmiş Milletleri tatmin etmiyordu ve sonuçta Yunanistan ile Türkiye arasında ve dolayısıyla Kıbrıslı Helenler ile Kıbrıslı Türkler arasında ölümcül bir çatışmaya yol açan bir hareket oldu.” (” Zor yıllar”, s. 77) .

*

Kıbrıs’taki derin devlet, tarihsel gerçekler ile ulusal söylem arasındaki uçurumu korumaya özen göstermektedir. Bu nedenle, her yıl bir sürü papağancığı bir araya getirerek onlara “Bugün özgürlük havasını soluyorsak, bunu EOKA’nın mücadelesine borçluyuz” ve buna benzer sözler tekrarlatıp dururlar. Gayet tabii! Faşizmin başrahibi olan Adolf Hitler “Kavgam” adlı kitabında şöyle diyor: “Kitlelerin kalbini kazanmak istiyorsan, onlara en aptalca ve en kaba yalanları söylemen gerekir.”