Sen susunca
Askıya alır birileri / Senin yerine
Senin düşlerini.
Tekin Gönenç
Merhaba… “İnsan çürümedikçe şiir çürümez diyen Yaşar Kemal’in sözündeki çürümeyen insan ve şiir yanı/m/na sarılarak çıkıyorum bahar yolculuğuna… Hem de çürüyen ve kokuşan bir yazma dönemimin ardından. Biliyorum ve inanıyorum ki bunalsam ya da yorulsam da insan ve şiir yan/r/ım beni hiç terk etmeyecek. Çürüyen zamanlardan geçerken sözler, şiirler, mektuplar biriktirdim… Hepsi de sırada. İnkar, hayal kırıklığı, susmuş itirafların ardından “Elveda”lara ve “Merhaba”lara hazırladım kendimi… Doğumlar ve ölümler sakladım tenimde ve terimde…
Aşk büyüttüm, nakış nakış, kelime kelime, ince ince, derin bir hissedişle. Bir tören yeri gibi süsledim içimi… Aşka hazırlandım… “Bir şairin bildiğinden ibaret tüm bildiklerin” diyen şarkıların inadına sevdamın gücüyle hayatın ters yüz edilmiş karmaşık yüzleşmeleriyle aşkın meşalesini yeniden yaktım. Yeni bir “Merhaba”ya hazırlandım… Her yeniliğin içinde barınan zorluğu bilerek hayata şiirsel bir dokunuş umuduyla verdim selamımı… Her yeniliğin içinde bir hayal barındığını bildim. Dana önce “Hayalleri Olanlar Asla Uyumaz” demişliğimi anımsadım… Aynı uykusuz geçen gecelerin sabahlarında yine sözlerle, anlamlarla geçen bir yüzleşmenin ardından değişen ve gelişen zamanın tutkulu başlangıcı ve sözcüklerin gücü adına, “esirgeyen ve bağışlayan” yaşamın bitimsiz sevdasıyla, merhaba…
Alev alev yanan satırlardan, eski moda aşklardan, duygudan, çocuktan, yanılgıdan, sanrıdan, tanrıdan, kanıdan, yanlı, yansız bir inat ve inançla tutunduğum Şiirin ve sevdanın, yaşamın ve kavganın, hayallere inanların düş yankısıyla sığındım satırlara. Yeni bir başlangıçla çıkılacak yolculukların, yazılacak mektupların, kavuşulacak yarınların, varılacak vuslatların kapısını aralamak için çıktım karşınıza. Biraz düş, biraz gerçek dokunuşlu, biraz toprak kokulu, biraz yasemin tütülü bir kalemin yenilmeyen inancıyla dokundum tuşlara. Yeni şiirlere, yeni sevdalara ulaşacak gerçekliğe bir soluk, bir ses, bir nefes olmaya geldim. Tüm yeni başlangıçların su katılmamış yalınlığıyla, Beşparmaklar’ın isli gölgesinde büyüyen, seçim gündemleriyle ayarı bozulan yalnız adadan bir deli dalga getirdim. Önü kesilmeye alışık insanların yorgun ve durgun suskunluğuna bir tadımlık şiir banmaya geldim.
İlhan Berk “Merhaba diyor bir ses deniz dipleri duruluğunda” diyerek tercüman oluyor yazdıklarıma. “Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız” diyen Confucius sözleri yaşamlar kadar derin, sözcükler kadar anlamlı bir pencereden bakanlara sesleniyor. Tarihimizi ve dünyamızın yorgun geçmişini anlatan sözlerden, kitaplardan bu yana hayallerimize kaç adımlık yol gittik? Meraka soru, soruya yanıt, yanıta gerçek sözleri yükleyerek geldim. Yeniliklerin dokunulmadık düşlere, yenilgilerin yeni kazanımlı günlere, merhabaların kullanılmamış beyaz renklere olan direnciyle. İyi ki yaşam ve aşk, başkaldırı ve telaş, inat ve hüzün var hala… İyi ki yaşam eskimeyen bir sevda, bir nara, bir okyanus, bir kurşun, bir gül, bir kadın, bir kuş, bir anı, bir silah, bir türkü…
Yaşam eskimeyen bir ocak, dumanı tüten bir baca.
Sarılmalı kaleme, yenilmeden zamana…

SENSİZ NASIL BAHAR GELECEK?
Sen, yabancı bir ülkenin ıslak caddelerini adımlarken
Ben başka bir yerde su vereceğim çiçeklerime
İç geçireceğiz
Akşamüstünün jilet izi boşluğuna
Kaş kararacak, sokak lambaları ölgün yanacak
Bir yerlerde kuşlar yuva yapacak
İçimizdeki göçmenlerin bozgununa
Bir çocuk iç açıların ölçülmesini öğrenecek matematik dersinde
Biz iç acılarımızın pençesindeyken bahar gelecek
Yaban bir ağrı kalacak geride
Bir de saçlarında gezinen ıtırlı rüzgar
Sen bir başka tenhalıkta bir erguvan vakti
Dokunacaksın tuzlu dudaklarına bir yabancının
Bense raksededeceğim bir napoliten eşliğinde
Sen göremeden
Zaman geçecek, bellek yitecek
Acımayacak ve acıtmayacak düşünceler
Kemiklerimizde ağrılar çoğalacak en fazla
Ya da belki romatizmal hastalıklar
Gazeteler düğün, dernek reklamlarını baskıya verecek
Mart 9’ları, Hıdırellezler kutlanacak
Nevruz ateşleri yakılacak başka bir yerde
Ve bahar gelecek
Yağacak üzerimize harf harf kelime kelime
Biraz daha hüzünlenecek akşamüstleri
İçten kanamalı bir hasta gibi
Dışarıdan hiç renk vermeden
Tahammül etmeyi öğretecek geceler
“Sen yoksan, bahar da yok” denen cümleler üreyecek
Bir başka şehirde sen, avuçları yasemin kokan bir çocuğu seveceksin
Dağları maviye bezeli bir resim çizmeyi deneyerek
Bense çığ altında kalan şarkılarımın inadına
Salamis’in önünden her geçtiğimde
Başka bir ufka kıracağım direksiyonumu
Yanımdan otobüsler, servis araçları geçip gidecek
Mesailer bitecek, saatler ileriye dönecek
Yenilenecek giysiler
Çizmeler çıkarılıp, terlikler giyilecek
Şıkıdım olacak dallar
Etraf börtü böceğe kesecek
Lapsana istilası yaşanırken
Sensiz nasıl bahar gelecek?
ZAMANA ASILI SATIRLAR

Alçacık, -çocukluğumun yemişi- asık suratıma en güzel çocuk gülüşümü yerleştirdi. Ölümü, sıkıntıyı, anlam karmaşalarını, fotoğraflarda eksilen yüzleri, telefon defterimde kaybolan isimleri unutturmaya yetti. İnce bedenimle doyasıya koştuğum rüzgarların havası vurdu yüzüme. İçinde yuvarlandığım hasılların taze toprak kokusu geldi sonra. Bizi azarlamasın diye kaçtığımız esmer tenli, güler yüzlü, “yalancıktan kızan” çiftçilerin traktörlerinin sesini duydum. Karabaş’ın, Eymi’nin, Tarzan’ın bizimle ova yollarındaki yarışı karelendi sonra fotoğrafımda. Açık havada, bir kaya üzerine oturup, arsızca okuduğum kitapların sayfalarını çevirdim, ellerime sinen alçaçık kokusuyla. Güneş batana kadar ovalarda, sokaklarda keşifler yaptığımız arkadaşlarım geldi gözümün önüne bir, bir. Yıllarca yüzünü göremediğim nice isim vurdu ismime.
Zaman şimdiki takvime doğru yol aldı yeniden. Tozlu yolumuzun, çoktan asfaltlandığını, çukurumuzun çöp ve molozlarla lalelere mezar olduğunu hatırladım. Kendimi bilgisayarlara aşina ellerime annemin bıraktığı alçacıklarla buldum. Bakışlarım çocuk cıvıltılarının saklı olduğu ova yoluna çevrildi. Tarlalarda başaklar bir o yana, bir bu yana salınmaya devam ediyordu. Alacalı bir yemeniyi andıran şalıyla Mesarya “al yemeni-mor yemeni, yemenisi sarı” diye bir türküyü ulaştırıyordu uzaktan, köyüme. Avuçlarımdaki alçacıkların yeşilini anılarım farz edip, sıkıca tuttum. Serin, duygu yüklü bir Akdeniz rüzgarı çocukluğumu esiyordu…
































