Aslında asıl “paylaşım” kavgası yapanlar Rusya ile Ukrayna değildi. Elan geçmişten bugünlere kadar uzayan siyasi sorunlarıyla yangın yerine dönüştürülen Ortadoğu’da İsrail ile Filistin yada Arap dünyası ile İsrail de değildi..
Doğu Akdeniz’de iki Nato üyesi olan Türkiye ile Yunanistan’ı karşı karşıya getiren olaylar da bu iki ülkenin marifeti değildi…
47 yıldır çözümsüzlüğünün uzatmalarında yaşanan ve her an iki toplum ile Türkiye ile Yunanistan’ı karşı karşıya getirebilecek Kıbrıs’taki sürgit sorun da Türkiye’nin yada adadaki Türk toplumun sorumlusu oldukları bir dava değildi…
KISACA benzer sorunları ve bugün de Rusya-Ukrayna kapışmasıyla doruğa tırmandırılan böylesi sorunları ne zaman eşeleyip kaşısanız, altından “Amerika”nın çıktığını göreceksiniz.
Kİ 2. Dünya savaşından beridir dünya barışının sorumlusu ve koruyucusu iddiasında büyük bir emperyal güç olarak kendini dünyanın ekseni yapan ayni Amerika’yı, Kore savaşlarında da görürsünüz Vietnam savaşlarında da! Tutun ki dünya Amerika’nın ekseni etrafında dönmektedir!
***
BU NEDENLE: Eğer bu gün Rusya Ukrayna’ya saldırmışsa.. Kıbrıs’ta 47 yıldır hâlâ nihai barış tesis edilmemişse.. Ortadoğu’da sürgit İsrail Filistin sorunu devam ediyorsa.. Suriye sorunu hâlâ belirsizliğini koruyorsa.. Yunanistan Ege’yi, Doğu Akdeniz’i egemenlik alanı görüyorsa.. Ve sonunda Karadeniz’e inme zorunluğu hisseden Rusya önündeki tek engel olan Ukrayna’yı vurmak gereğini duyuyorsa…
TÜM bu kanlı canlı, her birinin oluşumda dünyasal insanlık dramlarının yaşandığı olayların tek sorumlusu Amerika’dır! Ki dünyada hiçbir ülke ile uluslar arası ittifakların Amerika kadar askeri üsleri yoktur!
SON siyasi numarası da sonunda Rusya ile Ukrayna’yı karşı karşıya getirecek ve şu anda “arkası yarın dizileri” gibi gün yirmi dört saat televizyonlardan izlediğimiz kanlı savaş sahneleridir!
RUSLAR ve Ukraynalılar bu kez de Amerika’nın dünya siyasetini coğrafi bölgeler hegemonyasında bloke edip kendi mihveri haline getirmesi nedeniyle savaşıyorlar! Tek neden, Rusya’nın Karadeniz’e ineceği kapıyı Ukrayna üzerinden açmak zorunda kalmasıdır.
Karşısında ise her zamanki gibi yine Amerika ve dünya yuvarlığına serdiği askeri gücü ile Jandarmalık görevi vardır.. ***
KIBRIS siyasi sorunu da eğer 47 yıldır iki ayrı bölge, iki ayrı egemen devlet gerçeğinde bile çözüme ulaşamıyorsa, bunun nedeni Türkiye’nin hâlâ Amerika’nın kucağına oturmaması, NATO üyeliğine karşın dış politikasında Amerika’nın dümen suyunda hareket etmemesindendir..
BİZZAT yaşadığımız bu siyasi gelişmeler de gösteriyor ki dünyadaki tek güvencemiz ve ülkelerin güvencesi kendi kendilerine yeterli olabilecek sosyoekonomik kalkınmalarıyla askeri güçlerini en azından kendi sınırlarının müdafaasını yapabilecekleri duruma getirmeleridir..
Öyle olmalıdır çünkü gün gelecek “ülkelerin yaşam hakkı” ancak kendi kendilerine sağlayacakları güçleri oranında olacaktır…
***
KISACA TAKILDIĞIM: Çözümsüzlük uzar, ekonomik sıkıntılar insanları sıkboğaz eder dolayısıyla “siyasi tanınmamışlık” nedeniyle toplumsal sorunlar artarken; Anavatanımız, garantörümüz, varlık nedenimiz olan Türkiye ile tırnak kadarlık bile çatışmalı ve netameli ilişkiler açmazlarına düşmek lüksümüz hiç ama hiç yoktur..
NE VAR Kİ artık “anavatan-yavru vatan” derken hemen her konuda iç içe geçer ve bazen TC’den bazen bizden kaynaklı sorunlar labirentlerine düşerken; tutun ki olumsuz gelişmelerle de tersleşmek hatta kavga etmek bile kaçınılmaz olmaktadır..
BİZ bu sosyal olumsuzlukları 1974’den sonra adaya kaydırılan TC kökenli yurttaşlarımız nedeniyle de yaşadıktı. Onları sadece “alt kümemizi oluşturan göçmenler” olarak değil… Sahip olmak istediğimiz topraklara, köylere, kentlere kısaca Rum’dan kalan taşınır ve taşınmaz mallara da ortak olmaları nedeniyle kınayıp dışladıydık!
***
FAKAT çok sonraları anladıktı ki biz onlara değil, onlar bize her alanda katkıda bulunan becerikli, iş bilen, tuttuğunu koparan emeğini sakınmayan insanlardır ve muhtaç olduğumuz sosyoekonomik kalkınmaya katkıda bulunacak kabiliyet ve donanımdadırlar..
***
BU KONUYU YENİDEN YORUMLAYACAĞIM: Çünkü bu ülkede yıllar yılıdır TC’li soydaşlarımıza karşı sürdürülen bir “kötüleme politikası” vardır. Üstelik bu anti propaganda Türkiye karşıtı politikalarla istismar edilirken mesela “TC’li yurttaşların yerine bir federal sistemle Güney’den kaydırılacak Rum toplumunu ikame edecek kadar ileri götürülen görüşlerle!
Aslında pek çok alanda, sektörde başarılı olmuş, dahası demografik yapımızın zenginliği olarak hatta siyasi partilileşmelerde yerlerini almış TC kökenli yurttaşlarımızı bu ülkede çok rencide ettik hâlâ ediyoruz! BU GÜNE kadar kendini ideolog zanneden bazı aklı evvellerin bu tutumlarını kınamakla geçiştirdik ama zannedersem bardak çoktan taştı! (YARIN sorunu az biraz daha anlatmaya devam edeceğim..)
































