Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BELEDİYECİLİĞİMİZ VE BELEDİYELERİMİZ: (BİRAZ NOSTALJİ VE SINIFTA KALDIKLARININ ANLATIMIDIR!)  

Eski ağabeylerimizin, dede ninelerimizin yaşadıkları sosyal hayattan kaynaklı kendilerine özgü lafları vardı.. Mesela “fakirlik ayıp değil, pis olmak ayıptır” derlerdi. Ve hem büyük bir tevekkülle fukara oluşlarının  kaderini kabullenirler hem de “pis olmamak” için temizliği adeta hayatlarının  yaşam gereği sayarlardı..             KEŞKE o yılları yaşayıp hatırlayanlar.. Yada hasbelkader ben..  O insanlarımızın nasıl bir temizlik tutkusuyla.. Ve sabahın daha ilk ışıklarıyla birlikte.. Önce evlerinin sokak kapısı önündeki toprak yolları süpürdüklerini.. Eğer yaz mevsimiyse otursun diye  toprak.. O yolları suladıklarını… Anlatırlarken hatıralarını, yazabilselerdi.. Yazabilseydim her bir ötesiyle.. TABİ ki “Belediyelerin” olmadığı dönemlerdi. Çok sonraları İngiliz sömürge idaresi çoğunluktaki Rum toplumunun denetim ve yönetiminde  olan Belediyeleri oluşturmuş hatta Türk tarafından üyelerin de seçildiği eşitlikçi bir “Kurumsal sistem” oluşturmuştu.                               Hatırladığımca evlerimizin kapı önlerine, boş yağ tenekeleri yada  “lenger”  dediğimiz kovalardaki çöpleri koyar, belirli günlerde geçen “Belediyenin “zibilcileri” onları arabalarına dökerek alıp giderlerdi.

Yine de insanlar kendi tertip ve temizliklerini büyük oranda kendileri gerçekleştirirlerdi…

NiTEKİM Ne  diyoruz her zaman? Fakirlik dolayısıyla yokluk vardı o yıllarda.. Sadece mesela Mağusa’da, Maraş girişinde “Kozma”nın sabun imalathanesi vardı. Yıkamak için çamaşır sularına katılan vıcık   sıvı sabunlar oradan satın alınırdı.

***

BELEDİYELERLE İLK TANIŞMAMIZ:   1963’den sonra başladı. Rum ve EOKA’nın saldırıları sonucu bir yandan kendi içimize kapanırken, öte yandan  daha güvenli olduğu için kendi bölgelerimizde  toplandıydık..                                                                         O dönemlerdeki  “askeri yönetimlerin” de tavassut ve yardımlarıyla   kendi belediyelerimizi oluşturduktu.                                                                           Doğrusu o yıllarda bile onların da görevi “zibil” dediğimiz çöpleri toplamak, yolları süpürmek, olabildiğince su teminini düzene sokmak gibilerinden rutin işerdi.. Benim önceleri “atamalar” sonraları seçimlerle gelip Mağusa belediyeleriyle maceram da öyle başladıydı!

ŞÖYLE ki gazetedeki “yazılarımla” Mağusa’dan gazetelere gönderdiğim haberlerin çoğunluğu “Belediyelerle” ilgiliydi! Tabi ki hepten  temizlik tertip üzerine kurulmuş, bazıları    insafsızca eleştirilerdi!

Kİ SORUN her zaman “pislik” dolayısıyla toplanamayan çöpler, patlak çatlak yollar, olmayan kaldırımlar, akşamları yanmayan sokak lambalarıyla karanlıklar, kentleşme sancılanmalarında plansızlıkla derbederlik en önemlisi gitgide akmaz olan, bir iki gün aksa sonrasında üç dört gün akmayan su sorunu falandı!

Nitekim rahmetlik Ziya bey… (Ki İngiliz idaresinde  en üst  makamlarda kâtiplik yapmıştı..) Sancaktar ve tabi o yılların yöneticileri kendisini “Belediye Başkanı” tayin etmişlerdi..  Para yok pul yok ne yapacaktı ki? Bense yat kalk Allah gazetede adama yükleniyorum… Derken bir gün beni çağırdı “yahu Eşref bey dedi. Bu yazılarını yazmadan bir de gelip benimle konuşsan ya.. Hem bir de kahvemi içersin” dediydi de  cevabım, “öyle ama Ziya bey eğer sana gelir sorunları konuşur üstelik bir de kahveni içersem o yazdıklarımı artık yazabilir miyim” dedimdi!                                                        Adamcağız sadece gülmekle yetindiydi!

YİNE  o  1963’ler sonrasının bir gününde rahmetlik Halil Kaymaklılı boynunda asılı fotoğraf makinesiyle Mağusa’da çalıştığım “Haberler  Merkezine” geldi, “Eşref bey dedi, duydum ki Mağusa’da çöpler yolları tutmuş, gazete için bir iki fotoğraf çekmeye geldim.” (Halkın Sesi gazetesine) VE ekledi: “Ama o kadar gezip dolandığım halde etrafta  dökülmüş saçılmış çöp falan göremedim.  Şimdi ben neyi çekeceğim?”  dedi.                                         “Gel göstereyim” dedim: Haberler Merkezinin dışındaki yolun kenarında büyük bir çöp varili vardı, ayağımla vurdum devrildi, şarrr diye bütün çöpler etrafa yayıldığında, “hadi Kaymaklılı dedim şimdi isteğin gibi çek!”

YANİ “Belediye başkanı” olmak her devrede zor bir görev hamallığı oldu!                                                    Bugün de büyük değişiklik olmadığınca yine öyledir. Nitekim bu “yazıyı” bana yazdıran da  “Belediyelerimizin” 47 yıldır iki yakalarının bir yere gelmediği gerçeklerde hemen tümünün de batıp gitmesine, çalışanlarının  maaşlarını ödeyememe sıkıntılarına karşın,  yine de “başkanlık ve üyelik” seçimlerine hem de onca borç yükü altına girmek pahasına   katılmalarından duyduğum şaşkınlıktır!

***                                                       ÖTE YANDAN: Evet anlıyorum: “Makamlar” hele Devlet kademelerinde belki “kariyer” değildir. .Fakat şu  toplum katlarında “baş olmanın” egoları şişiren ve “itibar” zannedilen duygusu var ya! İşte büyük olan odur!

NE var ki bu “egolarla şişmiş “itibar” bugüne kadar ne gelip giden Belediye Başkanlarına yetti  ne de sayelerinde memleket Belediyeciliği yükselip yüceldi..

NİTEKİM geçtiğimiz günlerde Büyükkonuk belediyesi çalışanları “artık yeter” diyerek medya aracılığıyla “İskele Belediyesine” bağlanmaları çağrısı yaptılardı..

Kİ BİLİYORSUNUZ: Kaç yıldır “Belediyelerin birleştirilmesi” lafları işitilmektedir.. Fakat İskele’nin yamacındaki bir köy belediyesini bile İskele Belediyesine bağlayamadılar! Bir Mağusa belediyesine, yanıbaşındaki Boğaziçi belediyesini bağlayamadıkları gibi.. Yada birbirine bir taş atımlık mesafedeki belediyeleri!                                                                               ***                             SADEDE GELEYİM: En az memleketi yönetme iddiasındaki siyasi parti iktidarları kadar önemli olan “Belediyeler” gözlerden uzak tutulacak kurumlar değillerdir.                                                         Çünkü bu Memleket her yöredeki Belediyelerine karşın hâlâ çevre kirliliği baskınındadır. Hâlâ çer çöp, kir pas içindedir!

“Temizlik tertip dolayısıyla terbiyenin” yani  üç “T”lerin  yaratacağı ve tutun ki memleketi yaşanabilir mamur bir belde yapabilecek  gerçeklere  karşın,  bu memleket her üçünden de tırnak kadar nasip kısmet alamamıştır! KKTC yürekler acısı boyutlarda “pis ve kirlidir!”

ARTI  Belediyeler kentlerdeki çarpık yapılaşmaları önlemek bir yana, artık popülizm kokulu tutumlarda “yapın gitsin” diyecek acizliğe düşmüşlerdir!

Yolların, kaldırımların,  ışıklandırmaların yetersiz olduğu kentlerde Belediyeler çaresiz kalmakta “ranta” arsa spekülasyonlarına  boyun eğmektedirler..

“BELEDİYE Başkanları” mensubu oldukları siyasi partiler dayatmalarında  mevcut çalışanlarına beterince  şişirme kadrolar eklemekte,  “işe göre değil, adama göre işler” uydurularak zaten mali yönden batmışlıklarına  karşın beterince ve çok bqatsınlar diye  yardımcı olmaktadırlar!

VE ARTIK “Belediyeler” bulundukları kent ve yörelerin değil, mensubu oldukları siyasi partilerinin hizmetkârlarıdırlar!

BÖYLESİ Belediye ve belediyeciliğin de KKTC’e ancak zararı vardır!