Bazı sorunlarımız evladiyeliktir. Dededen nineden evlatlarına, oralardan torunlarına intikal eder. Bazıları KKTC devleti gibidir. Kurulduğundan beri değişmeyen teamüllerde zamansız ve mekânsız, kuralsız insafsız bir süreçte, hükümetler dağılır seçimler yapılır, seçimler yapılır hükümetler kurulur. Ve hemen ardından tekrar tekrar ayni film sahnelenir!
BAZILARI “tarihidir!” Kıbrıs siyasi sorunu gibi olanları mesela! Rumların Türklerle Türklerin Rumlarla bitmez tükenmez dalaşma ve hesaplaşmaları vardır! Şöyle ki yıllar itibarıyla bu didişmeler tırmana dikile çatışmalara kadar varır.. Hatta gün gelir ada iki ayrı devlet kaydında ikiye bölünür.. ***
PEKİ ŞİMDİ HANGİ DEVRİ YAŞIYORUZ? “Hesaplaşma devrini! Ki Barış harekâtından bu yana 47 yıl geçti hâlâ bitmeyen “mal mülk ve paylaşım kavgaları yapıyoruz. Hem Rum tarafıyla hem kendi kendimizle! Kader işte!
Bunlardan (sonuncusu değil, çünkü asla bu adada sorunlar “son” olmadılar) Maraş’tır…
ÖNCE “kapalı” oluşuna taktıydık. 47 yıl neden kapalı tutulup virane haline getirildiğinin tartışmalarını yaptıydık. Bıkıp usanmışlığın son kertesinde de onca yıldır “tellerinden uzanıp içine tükürme hakkımın bile olmadığı Maraş bizim değildir” dediğime nazire, Sn. Tatar “ben açarım” diyerek Maraş’ı açıverdiydi.. Kİ şimdilerde ve sayesinde “Luna Park” gibi açılan bir mahallesinde halk beribado yapıp, Rum’un 1974’de Güney’e kaçarken arkasında bıraktığı evleri, dükkânları sanki bir başka dünyanın dinazorlarıymışlar gibi seyrediyor!
BU olaya da 47 yıl sonra “kapalı Maraş’ı açtık” diyorlar!.Üstelik avkaf mallarının dolayısıyla “bizim” olması gereken bir mahallesini…
***
İŞTE geçtiğimiz hafta her halde Anastasadis’in başına saksı düşmüş olmalı, bu Maraş’la ilgili bir çıkış yaparak, “verin bize Maraş’ı biz de size Mağusa Limanı ile Ercan Hava Alanındaki ambargoyu kaldıralım” deyiverdiydi! Yani Maraş’a karşılık Limanla Havaalanını uluslararası trafiğe açabileceğimiz bir taahhütte bulunduydu..
İŞTE SON günlerde kendi bünyemizde tartışmaya açtığımız konulardan biri de budur.. Bazılarımız “bundan daha büyük fırsat olamaz” diyorlar.. Düşünün “uçak seferlerimiz kendi havaalanımız üzerinden ve yeniden dünyaya açılacak. Limanımıza dünyanın her yanından gemiler gelebilecek.. Bundan büyük fırsat mı olur” diyorlar!
***
HEMEN KONUYA GİREYİM: Olay o kadar basit ve KKTC açısından kârlı değildir. Bir kere ve evvel emirde Türkiye’nin adadaki varlığına ve garantörümüz olmasına karşın, “Güney’deki Rum Kuzey’deki bize” Tüm adanın tanınmış tek devleti ve sahibi olarak ambargo uygular ve Mağusa limanı ile Ercan havaalanına uluslararası yasaklar koyduran bir siyasi pozisyon sergilerken; ayni “sahiplik iktidarını” şimdi de “ben yasakladım ben kaldırırım” tutumunda değiştirerek tüm ada egemenliği iddiasını sürdürmeye devam ediyor!
BUNA KARŞILIK her ne kadar nihai çözüm için elimizde tuttuğumuz siyasi koz olsa da gözlediğimiz o “nihai çözüm aşamasına gelinmeden” Rum tarafı Maraş’ın iadesini istemektedir..
Nitekim bu konuda Rum avukatlara, dolayısıyla “hukuk mercilerine” kadar intikal etmiş davalar söz konusu oluyor. MESELA bunlardan biri olan ve bizdeki medya haberlerinde de yer alan “Rum avukat Ahilleas Dimitriadis, Maraştaki mülkü için davasını savunduğu bir şirket adına Rum yönetimine, Vakıflar idaresiyle ilgili görüş belirtmesi için 15 günlük süre verdiğidir.”
***
NİTEKİM Rum avukat Ahilliadis “şu anda diyor Vakıflar idaresi ile ilgili iki önemli konu vardır. Biri Güney’deki Rum şirketinin Maraş’taki malını AİHM’si aracılığıyla talep etmesi.. Diğeri de Vakıflar İdaresinin bir süre önce prosedürel nedenlerle TMK (Taşınmaz Mal Komisyonunun ) yine Mağusa’da talep edilen bir malla ilgili olarak “taraf” haline gelmesidir…”
Dimitriadis bu mal talebi nedeniyle kuşkularını da ortaya koyuyor ve Türk tarafının “vakıf malları” yönünden ortaya koyduğu önemli tezlerine karşın, Rum tarafının sadece bir sayfadan ibaret sunumunu (basitliğinden ve etkisizliğinden dolayı) kınıyor! ***
ŞU ANDA davaya eklenen Rum tezinde 1960’da İngiliz adayı terk ederken vakıf mallarından feragat edilmesi iddiasının da tekrarlanmasıdır! İddiaya göre İngiliz Vakıf mallarından feragat etmesi karşılığında Türk toplum liderliğine parasal hibede bulunmuştur..(Şu malum hikâye!)
ANCAK diyor Dimitriadis Rum tarafının bu bağışın bu nedenle verildiğini ispat etmesi gerekiyor.. (Ki bildiğimizce İngiliz’in adadan ayrılırken hem Rum hem Türk tarafına yönelik parasal bağışı birer “bahşiş” niteliğindeydi Evkaf mallarıyla ilgili değildi.)
***
ONCA anlatıma neden gerek duydum? Çünkü uğruna siyasi pazarlıklar yapılan, yetmediği yerde siyasi çözümün bile aracı haline gelen “varlıklar” sahipliğinde fakat dışımızda pişirilip kotarılmayı bekleyen sorunlarımıza bile sahip çıkamıyoruz!
NİTEKİM sadece Maraş değil, Mağusa limanıyla Ercan hava alanı da Rum’un siyasi manevralarında gündeme gelirken mesela bizde 47 yıldır onarımlarıyla restorasyonları, çalıştırılmalarıyla rehabiliteleri bile gündeme gelemiyor!
MESELA gene soralım mı? Bundan bir süre önce KKTC’nin gündemine oturan ve didiklenen Mağusa Limanında iki üç kişiden ibaret kalan “şirketin” tasfiyesiyle ilgili ne yapıldı?
Yeni bir sistem arayışına gidildi mi? Dolayısıyla sorun çözüldü mü? Yook!
Kaldı ki O Mağusa limanı dediğinizin bırakın uluslararası hizmete açılmasını, bize bile hizmet edemeyecek kadar derbeder ve viranedir! Kısaca utanç vericidir.. ***
ÖTE YANDAN “havalanı” hâlâ Emrullah Turanlı beyefendiden kurtarılamadı!
Kaldı ki bu adadaki varlığımızı Rum ipoteğinden kurtaracağız! Hadi canım sende!
***
KISACA TAKILDIĞIM: (SUÇLUYU BULDUK!)
Bir süredir “Falyalı olayı” ile yatıp kalkıyoruz. Haksız değiliz. Alışılmadık olaylar yaşadık, daha doğrusu yaşatıldı! Ve anladık ki KKTC dediğiniz ne sanıldığı kadar güvenli asude bir ülkedir ne de günahsızdır!
NE var ki olayları sadece “faillere” yıkıp fakat “olayın neden KKTC’de” yaşandığını cevaplayamazsanız töhmetten kurtulamazsınız!
OYSA biz yanlışın ve saptırmanın dik alasını yaptık: “Tüm suçu Türkiye’ye yükledik ve dedik ki “KKTC çoktan beridir Türkiye’nin arka bahçesi haline geldi…”
Ama iyi ve olumlu taraflarıyla değil! Falyalı olayını tetikleyen olaylar sonucunca gerçekleştirilen suikast gibilerinden mafia işleriyle!
Kumar baronları da TC’den suikast timleri de!
ÖYLE Mİ? Zaten bugüne kadar çok söylendiydi: “Çek elini Türkiye üzerimizden” diye! Hatta çek git bile dedikti..
ŞİMDİ de Türkiye’yi suikastçı ilan ettik! Huzurumuzu bozan ülke konumuna soktuk!
Kİ yıllardır tanınmış devlet olmak için mücadele ediyoruz.. Eee! Tutun ki tanıdılar ve AB’nin bile üyesi olduk! Bu kez de olanca “illegal” olayların sorumlusu ve suçlusu AB mi olacak? Çek elini üzerimizden mi diyeceğiz! ***
YAPMAYIN efendiler hanımlar! Yığınla çözüm yolları, söylenip gerçekleştirilecek tedbirler varken eğer devletin basiretsizliği nedeniyle bu ülkede kanun dışılıklar, vurdulu kırdılı, öldürmeli ölümlü olaylar cereyan ediyorsa tek suçlu KKTC’de yarattığımız bozuk düzendir. Denetimsizliklerdir.. Tutun ki “illegal olaylar içinde yetişmiş TC kökenlilerle işbirliği yapanlardır..
YANİ iğneyi başkasına sokmadan önce kendimize çuvaldızı sokalım ki adalet yerini de bulsun, yerine de gelsin!
































