Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“TÜRK KÖPEK GİBİDİR…”

Avrupa Birliği,  göçmenlerle ilgili Türkiye ile yaptığı pazarlığı  sürpriz bir şekilde olumlu sonuçlandırdı.

Türkiye Başbakan’ı Davutoğlu  müzakerelerin gergin geçtiğini ama “Kayseri usulü pazarlıkla” sonuca ulaştıklarını söyledi.
Kayseri usulü pazarlık ne imiş?
Başbakan bunu da açıklıyor;
Karşı tarafın en çok gerildiği anda hiç beklemediği derecede olumlu bir teklifte bulunmak.  Bir noktada veriyorsunuz ama 4 noktada kazanıyorsunuz. Üstelik anlaşma da sağlanıyor.
Avrupalılar varılan anlaşmadan memnun.
Türkiye de öyle.
Son 50 yılın en büyük dramına dönüşen mülteci sorunu inşallah bu anlaşmayla bir nebze çözülür.
Umut edilen budur.
Fakat Suriye bataklığı orada durdukça yeni mülteciler elbette ortaya çıkacak.
Suriye’deki savaş bitmedikçe Suriyeliler mağdur olmaya devam edecek.
      ***

Avrupa ile Türkiye’nin vardığı anlaşma Avrupa Parlamentosu’nda görüşülmüş.
Avrupalı parlamenterlerin görüşlerini açıkladıkları toplantıda Yunanistan’dan gelen bir milletvekili krize yol açmış.
Altın Şafak Partisi'nden Avrupa Parlamentosu Milletvekili olan  Eleftherios Sinadinos yaptığı konuşmada  “ Türk, köpek gibidir. Vahşi görünür ama bir düşmanla karşılaştığında kaçar" demiş.
Tabii ki parlamentonun büyük bölümü ayağa kalkmış.
Sinadinos’u sert bir şekilde kınamışlar.
Parlamento Başkanı Martin Shultz (ki Havadis’ten sevgili Esra Aygın’a konuştu ve muhtemelen Cuma günü söylediklerini  okuyacaksınız. Bu mülakat işbirliği yaptığımız Filelefteros grubu ile aynı anda yayınlanacak) bu konuşmayı yapan Sinadinos’u toplantıdan kovmuş.
Görüntülerini izledim.
Milletvekilleri Sinadinos’a bağırıp-çağırıyorlar ve alkışlarla protesto ediyorlar.
Doğrusu “işte bu” dedirten bir görüntü.
Irkçı ve küfürbaz birisini aralarından kovan çoğunluk.
Türklere köpek diyerek Türkleri aşağılayabileceğini zanneden,  vahşi ve korkak diyerek üstünlük kurabileceğini sanan pespaye bir ırkçıya Avrupa Parlamentosu’nun geçit vermemesi gönüllere teselli oluyor.
Oluyor mu?
Bence hayır.
Sorulması gereken soru şudur;
“Bu ırkçının Avrupa Parlamentosu’nda ne işi vardır?  Bunun oraya girmesine niye izin verilmiştir?”  
Irkçılık Avrupa’da temel bir suçtur.
Avrupa geçmişinde ırkçılıktan çok çektiği için ırkçılığı temel suçlardan birisi saymıştır.
Öyleyse bu Yunanlı ırkçı ta Avrupa Parlamentosu’na kadar nasıl girebilmiştir?

      ***

Altın Şafak Yunanistan’da yasal bir partidir.
Yaşanan büyük krizden sonra yükselişe geçip hem Yunanistan Parlamentosu’na hem de Avrupa Parlamentosu’na çok sayıda milletvekili sokmuştur.
Avrupa Parlamentosu’nda böylesine ırkçı söylemlerde bulunabilen bir parti acaba Yunanistan’daki seçimlerde nasıl bir söylemle oy toplayabilmiştir?
Meselenin temel özü şudur?
Avrupa’nın ırkçılığa karşı ayağa kalkması değil ırkçıları arasında barındırmaması gerekirdi.
Büyük Avrupa’yı oluşturan temel felsefe bunu gerektiriyor.
Aksi, bu felsefenin kendi kendini inkar etmesi demektir.

      ***

Bize gelince;
Federal Kıbrıs’ı oluşturacak ortak temel felsefenin de her türlü ırkçılığa kapalı olması gerekir.
Çünkü bu topraklar da geçmişte ırkçılıktan çok çekti.
Gelecekte ortak olacaksak hayatımızda ırkçılığa yer vermemiz gerekir.
Oysa herkes biliyor ki Altın Şafak’ın Güney’de de şubesi vardır.
Zaman zaman da Kıbrıslı Türklere saldırarak kendilerini gösteriyorlar.
Bu saldırılar bugüne kadar “başı bozukların işi” olarak değerlendirildi.
Ama gelin görün ki bu başı bozuklar Avrupa Parlamentosu’na kadar gidebildiler.
Bunu hoşgörü ile mi yaklaşacağız?
Yoksa ait olmaları gereken yere mi göndereceğiz?
Bence iki liderin yanıtlanması gereken soru budur?
Hem de acil olarak…