Dünyada yığınla yönetim biçimi vardır. Demokratik olanından Faşist olanına, Liberalinden Devletçi olanına kadar…
Türkiye’den Hatta Kıbrıs’taki Rumlardan dolayı bunların bazılarının tanığıyız da..
Bizatihi kendimizden de iyi biliriz: Daha İngiliz döneminde “Kavanin Meclisi” ile tanıştıktı. Siyasi inisiyatif sahibi olduğumuzda “iktidar-muhalefet” ahkâmlarında siyasi partileşmeye bile gittikti..
Mesela toplum lideri olan Rahmetlik Dr. Küçük’ün “Milli Partisi” ile Necati Özkan’ın “Kıbrıs Türk Birliği Partisi” 1944’lerde kuruldulardı.
Her iki liderin de siyasi silahlarından en önemli olanları yayımladıkları gazeteleriydi. Dr. Küçük’ün Halkın Sesi gazetesi o yıllardan günümüze kadar gelenlerindendir. Özkan’ın yayımladığı gazete ise “İstiklal”di.
***
HEDEF AYNİ OLMASINA KARŞIN: Her iki toplum liderinin hedefi Kıbrıs Türk halkının İngiliz sömürge idaresinden kurtulması, tutun ki “anavatan” denilen Türkiye’ye bağlanmasıydı.
(Unutulmamalı ayni tarihlerde hatta çok daha eski yıllardan başlayarak Rum toplumu bünyesinde oluşan siyasi partiler de İngiliz sömürge idaresinden kurtulup adayı Yunanistan’a bağlamak için uğraşıyorlardı! Yani Enosis’i gerçekleştirmek…) ***
KISACA “hedefin ayni ve adadaki Türk nüfusun bir avuç denilecek kadar az olmasına karşın hem “siyasi partilileşme vardı hem de iktidar muhalefet çekişmeleri!
Yani Kıbrıs Türk halkı bir buçuk asrı aşkın süredir ne “partilileşmelerin ne de liderler arası çekişmelerle takışma hatta kavgaların yabancısıdır!
HATTA kulaklarda hoş seda bıraktığı için dilimize pelesenk yaptığımız “cici parlamenter sistemimizi” sonunda seksüel kasetle zenginleştirip anlamlaştırarak bilgisayar çağına adapte edecek kadar da ileri düzeylere taşıdık!.. ***
GEÇMİŞİ UNUTARAK GELECEĞE YÜRÜYEMEZSİNİZ: Çünkü akıl tutulması olur!
“Geçmiş” deneyimler birikimleridir. Büyük ölçüde bugünün sorunlarının çözümünü geçmişin “sorunlarında” da bulursunuz..
Nitekim ta Necati Özkanlar’dan Dr.Küçükler’den beridir bu ülkede halk diline oturmuşluğunca “particilik” vardır. Dolayısıyla liderler arası çekişme takışmalar da vardır..
Olmamalı mı? Aksine olmalı. Nitekim dedelerimizden biliriz. “Barikai hakikat müsademei efkârdan doğar” derlerdi.. ***
FAKAT YOK DA KKTC’DEKİ GİBİ! Ki Rahmetlik Denktaş “parlamenter sistemin” üstüne KKTC gerçeğini adapte ederken ne “sakın dokunmayın, değiştirmeyin” dediydi ne de bu konuda akıl hocalığına soyunduydu..
NİTEKİM Eğer yaşamış olsa ve KKTC’nin bugünkü durumunu görmüş olsaydı kararını çoktan değiştirir, “koalisyonsuz hükümetlerin” kurulamadığı ülkede seçmenleri her yıl seçim sandıklarına sürükleyen bu sistemi lağvederdi..
***
YENİ HÜKÜMETE BU DÜŞÜNCELERLE BAKTIM: “Falan politikacının yerine filan milletvekili Bakan olmuş…” Hemen her yıl zaten öyle olmakta: “Filanların” yerine “falanlar” gelmekte, sonra tekerlek döndüğü için bir yıl sonra “falanlar” gidip “filanlar” gelmekte!
Oysa bir yandan da çok iyi biliyoruz ki “gelip gidenler” sadece siyasi sürecin (nöbet değişimi değil) eğlence kısmıdır! Kaldı ki Türkiye’nin parasal katkıları olmasa siyaseten de olsa bu değişimi bile gerçekleştiremeyecekler çünkü memleketi yönetmeye talip olacak parti bulunamayacak! ***
DOLAYISIYLA ÇOK İYİ BİLİYORUZ ki 1963’lerden beridir Kıbrıs Türk halkı Ankara’nın parasal katkısı oranında hayatiyetini devam ettirmektedir..
Eğer Türkiye elini üzerimizden çekse yerle yeksan oluruz. Fakat Ankara da çok iyi bilir, öylesi bir gelişme olursa artık Türkiye için bir Kuzey Kıbrıs da olmaz! *** YENİ HÜKÜMETE BU DÜŞÜNCELERLE BAKTIM: (Ki bu yenisi de eskilerin devamıdır..) Nitekim artık hükümetin biri gidip öteki gelirken, bildik isimler münavebe ile Bakan olmaktadırlar… HA şimdilerin Sucuoğlu hükümetinin gidişiyse daha iktidara geldiği ilk gün belli oldu! 9 Ocak’ta erken seçim yapılacakmış.. Şunun şurasındaki hükümetin ömrü (eğer bir zuhurat olmazsa tutun ki hepten bu kadarcık!
***
BÖYLE DEVLET OLMAZ Kİ! Zaten olmadığı zırt pırt hükümet değişikliklerinden, erken seçimlerden ispatlı!
…Çok kısaca uzun yıllardır seçip sandıktan çıkardığımız “milletvekillerinin” asli görevi ne vatana millete hizmettir ne de KKTC’i sosyoekonomik yönden az da olsa belirli bir düzeye getirecek kalkınmayı gerçekleştirmektir..
GÖREVİ seçmenleri seçimlere hazırlamaktadır. Bunu da yaparlarken son yıllarda kantarın topuzunu kaçırarak öyle bir “seçim sistemi” icat ettiler ki Einstein’i yeniden düzeltip düzenlesin diye mezarından çıkarıp getirseler, adam kaçıp yeniden mezarına dönecek! ***
ŞİMDİ DE KARMA OYLARA TAKTILAR! Buraya kadar gelmişken yazayım: Şimdi de “karma oylamanın” peşine düştüler ki geçen seçim listelerinde karma oy kullanmak zaten mümkün değildi! (Affedersiniz öyle bir ettilerdi ki içine yedi düvelin seçim uzmanları gelselerdi içinden çıkamaz çıldırırlardı!)
Nitekim girdiğim kabinde karma oy kullanacağım derken beni afakanlar bastıydı! Galiba yaptığım karma liste de geçersiz sayılmış olmalı!)
BU nedenle ve bu haliyle kalacaksa “varsın kaldırılsın” diyeceğim ama benim gibi müzmin bir “karmacıya” ayıp olacak!
*** ÇÜNKÜ ADAM GİBİ ADAMLAR GİRMELİ MECLİSE: Ki öteden beridir “adam gibi adamları” seçip Meclis’e gönderme yanlılarından biriyim..
Çünkü siyasi partiler “kadro hareketi” oluşturamıyorlar ki mühürü hak etsinler! Adaylar gitgide popülist öngörülerde derleniyorlar!
NİTEKİM uzun süredir öncelikle adları kendilerinden bile önde giden “eskiler” kazanırlarken, araya da bazı “yeniler” serpiştiriliyor ki onlar da bir devreden sonra kaşarlanmış ağabeylerine benziyorlar! ***
…ODUNU GÖSTER SEÇİLSİN! Lafın sahibi rahmetlik Adnan Menderes’ti. “Odunu göstersem seçilir” derdi!
Uzun süre bizde siyasi kadrolar “ulusal mücadele yıllarının koşullarına” göre oluşurdu..
O zaman henüz “yozlaşma” büyümediğinden “tutun ki her şey Kıbrıs Türk troplumu uğruna” icra edilirdi..
Bu oluşuma paralel olarak tutun ki “liderler devri” kapandı “siyasi partiler ve Sivil Toplum Örgütleri” devri başladı..
Fakat sindiremiyor, Yürütemiyorlar! Nitekim başarısızlıklarını kamufle etmek için şimdi de “karma oyları kaldırmaya” çalışıyorlar.. Ve ne teklif ediyorlar seçmene:
Kapatın gözlerinizi basın mühürü! (Bu sorun daha çok tartışılacağa benziyor!)
































