Kendi siyasi irademizin sahibi olmadığımız malumdur!
Bu nedenle 1974’den beridir sürdürüp götürdüğümüz “çözümsüzlüğün” yarattığı olanca sorunları anca Türkiye ile paylaşabiliriz çünkü bir dünya devleti değiliz..
Üstelik hazinesi, hisse senetleri, darphanesi olmayan ülkede, İngiliz sömürge idaresinden kalmış, kur itibarıyla en pahalısı olan sterlin bağımlısı durumundayız.
Resmi paramız Türk lirası da olsa ekonomik ilişkilerde, ticarette sterlin hesaplamaları yaparız..
DOĞRUSU çok da anladığım bir olay değil çünkü bizim gibi orta sınıf memur emeklileri için para dediğiniz “her ay cebimize girenle çıkan miktardır” ki Türk parasıyla ilk tanıştığımızda sterlin değerindeki bir Kıbrıs lirası karşılığı maaşımız, 30 TL’idi! ***
HİÇ MESELE DEĞİL AMA! Çünkü ne devletlerle devletimizin para politikalarından sorumluyuz ne de bu konuda yetkili ve sorumluyuz!…
En kabadayısından becerimiz “TL ile sterlin, dolar” arasındaki kur farklarını öğrenmektir..
Hani deriz ya “gene dolar sterlin yükseldi!” Ki yükseldikçe pahalılık aratmakta, düştükçe, eh biraz da olsa piyasalar cebimizdeki paraya göre denkleşmekte..
Tabi AB ve Rum tarafıyla olagelen ticari ilişkilerde kullandığımız bir de “avromuz” vardır.
Ki Rum için Kuzey’de avroyla alış veriş yapmak bal kaymak bir fırsat!..
***
“ÖYLE GELDİ BÖYLE GİDER:” Bizim sorunumuzla derdimiz de budur. Nitekim gene ve bu kez dünya genelinde dediklerince özellikle dar gelirli insanlarla sabit gelirlileri fena halde sıkıştırıp, dayanamayan bazılarının canlarını çıkartması gerçeklerinde döviz fena halde vuruyor..
“Dünya ekonomisinden kaynaklı pahalılık” deniyor en çok da ekonomisi zayıf olan ülkeleri olumsuz etkiliyor. KIBRIS Türk halkını ise kat katıyla! Çünkü tanınmamış, uluslar arası ilişkiler kuramamış, sadece Ankara’nın parasal himmeti oranında var olabilen bir toplumuz..
Eh, artık ve her halde sormak vacip olmaktadır: “Kıbrıs Türk halkı hep öyle geldi böyle mi gidecek? Tutun ki gidecek de kaç yıl daha?
Bana sorarsanız asıl büyük sorun budur! “Bilinmezlik!” Beyinleri tahta kurdu gibi kemirip oydukça, “yarınlara” verilecek cevap bulunamadıkça bu toplumun bu adada hayır yüzü görmesi mümkün değildir!
Kaldı ki ve zaten görmüyor!
***
KISACA TAKILDIĞIM: (EMİRNAMELER SORUNU!)
Bundan önceki dörtlü Koalisyon hükümetinde hiçbir şey yapılmamışsa tutun ki memlekette ilk kez ve olabildiğince derli toplu bir “İmar İskan ve topraklandırma planlaması” yapıldıydı..
SORUN biliniyordu: Toprağa ait sadece dehşetli bir rant ekonomisi gelişmekle kalmıyordu! Gelişigüzel, plansız programsız, dileyen müteahhidin, kişilerin dilediği yerde hatta ekilip biçilmeye bırakılması gereken topraklarda korunması gereken sahillerde bile çok katlı binalar, konutlar inşa edilebiliniyordu.. Gün günden artan aykırılığı anlatmak için, “bu imar olaylarıyla memleketin her yanını Girne’ye benzettik” diyorduk! Ki adı “çarpık yapılaşmaydı!” ***
“MAĞUSA, Boğaziçi Yeniiskele İmar İskân Planı” bu nedenle önemliydi. Çünkü ekilecek tarlalar, topraklar “imara” açılıyor, sahiller villalarla kapatılıyordu..
SONUÇTA kavgalı tartışmalı olsa da oluşturulan İmar Planlarıyla felaketin önü kesilmişti..
Ne var ki “iştahlar” bir kez kabardı mı doyurmadan dindirip sindirmek mümkün değildİr! Ki son zamanlarda hükümet değişiklikleriyle soğutulan fakat anladığımızca yasaya karşın bir yerlerden delindiği için önü açılan “toprağa tecavüz” olayı yeniden nüksetti..
NİTEKİM şimdilerde Mağusa Yeniiskele imar planlarına “düzeltilecek” kulpu takılarak değiştirilmek yoluna gidilmektedir.
Son tecavüz ilgili Belediyeler marifetiyle gerçekleşmiş.. Palanlarla oynanmış bazı maddeler değiştirilmiş!
Ne demek bu?” Yani imara kapatılan yerler yeniden açılacak demek.. Veya açılması için hazırlıkları yapılacak…
***
ELBET bazı şeyler yanlışsa geçen zaman içinde düzeltilirler. Hatta yasaları da yapılır..
Fakat İmar planları gibi oluşturan yasalar eğer “yanlışların” üzerine oturtulur ve her şey olup bittikten, İmar iskân gerçekleştikten sonra düzeltilsin diye yeniden ele alınırlarsa bir işe yaramazlar! Olan olmuş yapılanlar toplumun yüz karası olarak kalmıştır!
NİTEKİM şimdilerde Mimar Mühendis Odaları Birliği diyor ki Mağusa, Boğaziçi ve İskele İmar planları, ilgili Belediyeler ve Kurullarınca yeniden gözden geçirilmesi bahanesine sığınılarak ve revize edilerek değiştirilmiştir!
Yani anlayacağınızla anlayacağımız “iğfal” edilmiş olmalılar, yine plan kapsamına giren yerler birilerine peşkeş çekilecektir! ***
BU alicengiz oyunlarına hiç yabancı değiliz!
Bu memlekette yıllardır ne kıyı bırakıldı imara iskâna açılmadık ne ekilecek tarla!
Bu kez yapılan ise “artık bu çarpık yapılaşmalar son bulsun” diye çıkan yasalara karşın olagelmektedir!
İnşallah yanılmış olalım, yalancı çıkalım!
































