Dejavu hali mi yoksa sanıldığının aksine tarih tekerrür mü ediyor?
Koskoca Türkiye her 20 yılda bir otoriter bir rejimin girdabına sürükleniyor.
İş sadece otoriterlik veya tek adam sisteminde kalsa amenna.
İç savaş gibi darbeler oluyor, ekonomi tepetakla gidiyor ve halk her defasında müthiş fakirleşiyor.
Şimdilerde galiba öyle bir dönemden geçiliyor.
10 büyükelçinin Türkiye’nin hukuk sistemiyle ilgili yaptıkları ortak açıklama epeyce papara yarattı da kendi insanını cezalandıran, hapse atan sistem bir tamam eskisi gibi devam ediyor.
“Dünyanın en zengin ilk 10 ülkesi arasına gireceğiz” nutukları havalarda uçuşuyor ama 8 milyon nüfusluk ülkeler bile artık Türkiye’yi geçiyor ve en zengin ilk 20 liginden de atılıyor.
***
AKP yönetimi ve onun şimdilerdeki biricik temsilcisi Erdoğan hem hukukta ve demokraside hem de ekonomide süratle geriye doğru yol alıyor.
Türkiye’nin kadim talihi yine vuku buluyor ve dini taassupla soslanmış otoriter düzenin çarkları tüm hızıyla çalışıyor.
Sınır dışı edilmek istenen 10 büyükelçi olayı bunun son kanıtı oldu.
Ve görünen odur ki daha çok kanıtlar göreceğiz.
***
Her ne kadar cümle “Türkiye’de ne varsa Kıbrıs’ta da aynısı olacak” şeklinde revize edildiyse de aslında “Kıbrıs Türkiye’nin laboratuvarıdır” gerçeği de takır takır işliyor.
Ve dolayısı ile bize de her defasında “biz bu filmi görmüştük” demek düşüyor.
Evet, bu otoriterliği ve büyükelçi sınırdışı etme / büyükelçiye giriş yasağı koyma filmini biz daha önceden görmüştük.
Yine otoriter bir dönemdi, Kıbrıs’ta kaynatılan milliyetçilik kazanı Türkiye’de vatandaşı etkiliyordu, milliyetçiliğin bir adım ötesi fetihçi zihniyetle birlikte ayrılıkçılıktı ve Avrupa Birliği dahil 7 düvele karşı mücadele ediliyor propagandası yapılıyordu.
Ve o günlerde Avrupa Birliği’nin Kıbrıs Temsilcisi Büyükelçi Jill Anuill’in Kuzey’e geçmesi yasaklanmıştı.
Aynı gerekçeler ileri sürülmüş aralarında profesörlerin de olduğu hazır kıtalar harekete geçirilmiş ve büyük bir kara propaganda başlatılmıştı.
Düşünün ki Avrupa Birliği Kıbrıslı Türkler ile ilişki kurmak istiyor ama bizim otoriteler tarafından yasaklanıyordu.
Resmen Rum’un kucağına itiliyordu.
Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyetini kullanarak Avrupa Birliği’ne tam üye olmak için büyük çaba harcadığı dönemdi ve kuşkusuz bu yasaklar Kıbrıs Türküne zarar veriyordu.
Zarar verdi de.
Rum şimdi Avrupa Birliği’nin tam üyesidir ve sonrasını da biliyorsunuz…
































