Türkiye’de 2010 seçimlerinde, dönemin Başbakanı Erdoğan’ın “Artık ustalık dönemimiz başlıyor” dediği, AK Parti’de birçok fikir üretenin “Bundan sonra yolumuza yalnız devam edebiliriz” diye tanımladığı o kırılma yaşanırken, AK Parti’de kısmen, Erdoğan’da ise ciddi anlamda “değişim” yaşanıyordu.
Değişimi tırnak içinde belirtmem elbette kasıtlıdır.
Politika analistleri “AK Parti ve Erdoğan değişti kuruluş ilkelerinden sapmaya başladılar” şeklinde değerlendirme yaparlarken ben ona “fabrika ayarlarına geri döndüler” diyordum.
Yani asıllarına geri döndüler.
Türkiye’de yaşanan geriye dönüşleri bir yana koyalım, Erdoğan’ın 2011 yılında KKTC’ye yaptığı o meşhur ziyaretinde Kıbrıs sorununda da fabrika ayarlarına geri dönüşün ciddi kanıtları vardı.
Askere ve Denktaş’a rağmen ve her türlü darbe ihtimalini göğüsleyip savuşturup uluslararası toplumu ikna eden, Annan Planı’na evet diyen Erdoğan gitmiş yerine sanki de ustası Necmettin Erbakan gelmişti.
Hani her Kıbrıs konusu açıldığında 20 Temmuz Harekatı kararını alan Ecevit’i pısırıklıkla suçlayan ve Kıbrıs’ın tamamının işgal edilmesini isteyen Erbakan, Erdoğan’ın bedeninde buralarda dolaşıyordu.
Annan Planı’na evet demesinin adeta intikamını alıyor, “Güzelyurt artık verilmez, Maraş bizimdir” gibi fetihçi zihniyete gönderme yapıyor ve özel olarak görüştüğü partilere “niye cami yapılmasına karşı çıkıyorsunuz” minvalinde fırçalar çekiyordu.
Sosyalist bir partinin bir yetkilisi “efendim ama bizim sarı taştan inşa edilen geleneksel camilerimiz var” şeklinde itiraz! edince “şimdi de bunlara alışacaksınız” diye yüksek perdeden adeta direktifler veriyordu.
Bize çok sonradan ulaşan Büyükelçilikteki görüşmede şöyle bir diyalog yaşanacaktı.
Özkan Yorgancıoğlu başkanlığındaki CTP heyetiyle görüşmeye Erdoğan şöyle başlamıştı.
Elindeki Havadis Gazetesi’ni masanın üstüne atıp;
– “Sayın başkan nedir bu?” diye sormuş.
Yorgancıoğlu anlam verememiş ve “Nedir Sayın Başbakan?” diye sormuş.
– “Bu rezalet nedir, nasıl böyle bir şey yayımlanır.”
Yorgancıoğlu haberi olmadığını zaten Havadis ile de bir bağlantısı bulunmadığını anlatmaya çalışmış.
Muhtemeldir ki Erdoğan’ın aklı evvel danışmanları ve istihbaratçıları Havadis’in CTP ile bağlantılı olduğu raporunu vermişler.
Erdoğan da Havadis’in hesabını Yorgancıoğlu’ndan sormaya kalkışmış.
Havadis’in o günkü manşetinde müthiş bir gazetecilik ürünü olan bir fotoğraf vardı.
Kıbrıs Türk Hava Yolları binası önünde eylem yapan göstericilere durup dururken polis saldırmış, birçoğunu darp edip tutuklamıştı.
Polisler bir eylemciyi yere yatırmışlar ve postallarıyla başına basmışlardı.
Havadis’te yayımlanan fotoğraf o anı içeriyordu ve yaşanan zulmü çok iyi anlatıyordu.
Belirttiğim gibi Elçilik’te yaşanan bu diyalog çok sonra bilgimize geldi ve Büyükelçi’yi arayıp sordum.
Elbette konuşmalarla ilgili detaylı bilgi vermedi ama o ziyarette yaşanan talihsizlikleri o da teslim etti.
Zaten kendisi Erdoğan’ın KTHY eylem çadırını ziyaret etmesi ve sorunun o gün orada çözülmesi yanlısıydı.
Fakat belli ki “fabrika ayarlarına dönme” kararı alanlar baskın çıkmıştı.
***
O ziyaretten bugüne Erdoğan Kıbrıs sorununda farklı şeyler söylemedi, farklı tavırlar sergilemedi.
Üstelik Akıncı Cumhurbaşkanı seçildiğinde de “ağzından çıkanı kulağı duymuyor” gibi hakaretamiz açıklamalar da yapıp yaşadığı “değişimi” adeta tescilledi.
Şimdi yine bir 20 Temmuz arifesindeyiz ve yine Erdoğan geliyor.
Bu kez Cumhurbaşkanı olarak.
Bu gelişinde ciddi bir fark vardır.
Artık toplumlararası görüşmeler başlamıştır ve tüm dünyayı da heyecanlandıracak şekilde Akıncı ile Anastasiadis ciddi mesafeler aldı.
Peki Erdoğan’ın tavrı ne olacaktır?
Bu konuya yarın devam edelim…
































