Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DEMEK DAHA ÇOK BEKLEYECEĞİZ!

Kanıksadığımız yada usandığımız için olmalı artık siyasi sorunla ilgili “zirve toplantılarına” bile bigane kalıyoruz!

Oysa geçtiğimiz günlerde bizzat BM’ler Sekreteri Guterres’in makamında bir araya gelerek sorunla ilgili görüşlerini, beklentilerini yada önerilerini ortaya koyan Türk Rum liderlerinin toplantısı Kıbrıs’la ilgili son dönemlerin “en önemli” gelişmelerinden biriydi. ***

Kİ BİLİNMEKTEDİR: Sorunu Cenevre’deki müzakerelere kadar taşıma başarısı göstermiş Guterres için Kıbrıs siyasası, elindeki ötesi dünya siyasi sorunlarına karşın “çözüme en yakın gibi duranıdır!”

Çünkü hem Türk hem Rum tarafına göre çerçevesi çizilmiş, sadece içindeki teferruatın yasal hale getirilerek  mesela geriye, “Kıbrıs Türk ve Rum Federal Devletinin” yeniden oluşumuna yönelik son çalışmalar kalmıştır!

***

YANİ O KADAR KOLAY MI! Zaten sadece Guterres’i değil, bugüne kadar gelip giden tüm BM’ler Sekreterlerini de şaşırtıp saptıran işte bu basit ve yorumlanması kolay gibi görünen sorunun hâlâ çözülememiş olmasıdır!

Çünkü klasik deyişiyle “sorunun kökleri çok derindedir. Ta fi tarihinden beridir Türkiye ile Yunanistan arasında gelişen tarihi ve siyasi manzumeler silsilesinde sürdürülen, amaç olarak da Doğu Akdeniz havzasında oluşturulacak bir “siyasi üstünlük” mücadelesi! TA OSMANLI’dan beridir hâlâ Doğu Akdeniz’de sürüp giden ve iki ülke arasında soğuk savaş haline gelen bölgedeki egemenlik mücadelesi.

***

NE VAR Kİ KIBRIS artık sadece bu mücadelenin bir parçası değildir.. Adaya sahip olacak ülkenin Doğu Akdeniz hükümranlığına da sahiplik koyacağı “fırsatın” ta kendisidir.  Ki şu anda Türkiye ile Yunanistan arasında ellerinden paçalarından çekiştirilirlerken; o sahipliğe ulaşılacak siyasi askeri ve ekonomik ortamlar hazırlıkları yapılmaktadır.

TUTUN ki Doğu Akdeniz’deki “gaz rezervlerine sahiplik uğraşları bu sahipliğine uzanan yolların açılmasını sağlayacaktır!

***

YANİ KIBRIS siyasi sorununu çok iyi anlamak ve çözüm teşhisini ondan sonra koymak gerekir.. ***

NE var ki yıllar geçiyor.. Ki siyasi sorun ortaya çıktığında bugün artık çoğumuzun hatırlamadığı, bilmediği “EOKA” vardı. Türk tarafının TMT’si vardı…

O ulusal mücadele köşelerinin bir tarafında Makarios vardı, ötede Dr. Küçük ile Rauf Denktaş.. ***ŞİMDİ kaçımız için bu isimler “tarihe mal olmuş misyonları içinde Kıbrıs sorununun mihenk taşına vuracak önemdedirler..

Nesiller yeni nesilleri doğurmuş, siyasi mücadele şekli hatta Kıbrıs’ın siyasi konumunu bile değiştirerek “mesela” dediğimizce Doğu Akdeniz’deki gaz rezervleri yatakları yada TC Yunanistan arasında mihenk taşına vuran siyasi hesaplaşmaların odağı olmuş!

***

PEKİ ÇÖZÜM? Dolayısıyla sağlanacak istikrar? Dolayısıyla gençlerimizin çok güvenli olması gereken yarınlarının sağlanması?

Son günlerde ona da bizim Koalisyon hükümetinin “başı” ipotek koydu: Şöyle ki:

***VAAT EDİLEN YARINLAR: Son günlerde açıklanmamış da olsa her halde UBP kodamanları erken seçimlerin hangi tarihte yapılacağının kesin kararına varmış olmalılar; “Başbakan Sn. Saner durup durup, “hedefimiz tek başımıza iktidara yürümektedir” yollarında demeçler vermektedir!

SON zamanlarda “en büyük UBP başka büyük yok” sloganına sarılmış deyişler de Noel hediyeleri gibi toplum katlarına serpiştirilerek yurttaşın gözlerine sokulmaktadırlar!***

OYSA UBP ayni zamanda Başbakanıyla birlikte iktidardadır..

Ve toplum uzun yıllardır ne böyle bir ekonomik daralma görüp yaşadı dolayısıyla ne de böylesi bir pahalılığa tanık oldu!

VE toplum bankalara hiç bu kadar borç takmadıydı Saner Koalisyon Hükümeti döneminde taktığı kadar!

***

NE DİYORDU eski ozanlardan biri: “O mahiler ki derya içredirler deryayı görmezler!…”

Ki yeni öğreniyoruz bu toplumun veresiye yaşadığını. Şöyle ki Kalkınma Bankası itiraf etti: Alınan kredilerin yarısı bile ödenmemiş!”

***

İŞTE Kıbrıs siyasi sorununu bu sosyoekonomik sorunların arasından çekip önce aklayıp paklayıp sonra da çözümün mihenk taşına vuracağız da…

Bir süre önce “belki olumlu bir şeyler çıkar” beklentilerinin tavan yaptığı Guterres’le tarafların gerçekleştirdiği görüşmelerden bir kez daha hiçbir şeycikler çıkmadı!

***

Kİ O TOPLANTI gerçekleşirken artık dünyanın hangi ülkesinde hangi yöresinde olduğunu kimselerin bilmediği modern Evliya Çelebimiz Sn. Tatar hâlâ “iki ayrı devlete dayalı çözüm” demeçleri veriyordu da…

Lafla peynir gemisi yürümez ki! Kaldı ki tüm organlarımızla “devletiz” ama kendimizi bile “olduğumuza” inandıramıyoruz…

Demek ki daha çok yürümemiz gereken yol ve “çekmemiz” gereken çilelerimiz var!