“Terzi kendi söküğünü dikemez” derler ya aslında bu söz biz gazeteciler için de geçerlidir.
Dikkatinizi çekerim “gazeteciler için” diyorum televizyoncular için değil.
Televizyoncular tam da memleketin alışılagelmiş kültürüne uygun olarak bir hava tutturdular istediklerini alıyorlar.
Hem de fazlasıyla.
Diğer tarafta istihdam tutmak, katma değeriyle birlikte yüzlerce aileye iş yaratabilmek için direnen gazeteler bozuk düzenin sillesini yemeye devam ediyorlar.
Hem de korkunç bir haksız rekabetin girdabında boğuşarak.
Altı yıllık Havadis deneyimi bize bir gerçeği kafamıza çaka çaka yeniden öğretti.
Bu bozuk düzende tamamen yerli iş gücü ve sermaye kullanarak, yüzde yüz yerli üretim yapmaya yeltenenler mutlaka batmaya mahkumdurlar.
Hele de daha çok üretme, daha fazla büyüme hevesinde olanları trajik bir son beklemektedir.
Çünkü bir yanda bütçesi sürekli daralan vatandaş vardır ve “gazete satın almayı” öncelikleri arasından çıkarmıştır, diğer yanda ayakta kalmak için savaşan yerli firmalar vardır ve onlar için de artık reklam vermek lükstür.
Verebilenler de zaten piyasa koşullarına göre iş yapmaya çalışan 3 gazeteyi ayakta tutmaktadırlar.
Fakat nereye kadar?
***
Geçtiğimiz cuma sabahı kahvaltıda bir araya geldiğimiz Türkiye Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile haksız rekabet koşullarını konuştuk.
Ben, isim vererek örnekledim;
Türkiye İş Bankası 90. kuruluş yıl dönümünü kutladı.
Türkiye televizyonlarının neredeyse tümünde, neredeyse her gece dakikalarca süren reklam filmleri yayınlattı.
Türkiye gazetelerinde neredeyse her gün sayfa sayfa reklamları çıktı.
İş Bankası Türkiye’de on milyonlarca dolar reklama ayırdı ama piyasada önemli bir payı elinde tuttuğu KKTC’de bırakınız tek doları, tek kuruş bile harcamadı.
Aynısı Türk Hava Yolları için de geçerlidir.
THY, Kıbrıs Türk Hava Yolları battıktan sonra KKTC’deki piyasanın neredeyse yüzde kırkını ele geçirmiştir.
Türkiye ile kıyaslandığında KKTC’de verdiği reklam devede kulak kalmaktadır.
En dramatik örnek AKSA’dır.
AKSA yılda 75 milyon kilovat saat elektrik üretmekte (ki bu piyasanın yarısına yakındır) bu ürettiğini alım garantisi ile Kıb-Tek’e satmakta ve yılda yaklaşık 250 milyon Türk Lirası’nı cebine atmaktadır.
KKTC ölçülerinde bu büyük paradır.
Bu büyük paradan KKTC’ye ne bir kuruşluk reklam ne de bir kuruşluk sosyal sorunluluk yardımı girmemektedir.
Fakat aynı AKSA Türkiye’de gazetelerin ve televizyonların en çok reklam verenleri arasındadır.
Üstelik Süper Lig’de de 2 takımın sponsorudur.
***
Memlekette hüküm süren bozuk düzen her alanda üretimi tehdit ettiği gibi gazetecilik sektörünü de tehdit etmektedir.
Soru şudur;
Bu bozuk düzene direnecek miyiz yoksa sıcak suya atılan kurbağalar örneğinde olduğu gibi yavaş yavaş yok olmaya rıza mı göstereceğiz?
Bence bu soruya hükümetin yanıt vermesi gerekir.
Eğer bir yanıtı varsa…
































