Döviz kur artışlarını kabullendik artık. Kabullenmesek ne yapabiliriz? O ayrı bir mesele, fakat en azından konu ile ilgili yazar çizerdik, öneriler yapardık. Türk lirası kullanımdan, Euro kullanımına ve/veya istikrarlı bir muhasebe birimine geçmeyi önerirdik. Artık tamamıyla Covid 19 Virüsüne odaklanıp Döviz kurlarını ve/veya Türk lirası’nın değer kaybını konuşmamaya başladık.
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası‘nın (TCMB) açıkladığı para ve kur politikası sonrası Türk lirası’nın diğer üç para birimine karşı zayıf duruşu devam etti. Özellikle geçen hafta açıklanan enflasyon veriler içinde Türkiye Cumhuriyeti 2021 yıllık enflasyonun %14 olarak gerçekleşeceğini öngördü. Faizler ise dezenflasyonist etki altında %19 civarında hızla artan döviz mevduat yatırımları karşısında kendi vatandaşının bile güvenini kazanamayan Türk lirası nasıl yabancının güvenini kazanacak? Enflasyonun hızla tırmandığı ve 2021 yılı %14 tahminin aşacağı açıkça belli olan bir enflasyonist ortamda Türk lirası getiriye güvenin sağlanması mümkün değil.
Bir önceki para kurulu toplantısında alınan karar gereği faizlerin %19 yükseltilmesine rağmen yine güven sağlamayan Türk Lirası, değerini yükseltemezken diğer taraftan Türkiye’nin kendi çoğrafyasında meydana gelen komşularıyla olan ilişkilerinin bozulmasındaki etkenler ve üretimden kopuk ekonomik gelişmeler Türk lirasının kırılganlığını artırırken Türkiye’nin yurtdışı finansman açığının devam etmesi Türk lirasının zayıf halkalarını yine ön plana çıkarmaktadır.
Yukarıda bahsettiğim durum yaşanırken KKTC Statistik Kurumu Temmuz ayı enflasyon rakamını açıklandı. Temmuz 2021 on iki aylık enflasyon rakamı % 19,00 olarak resmi açıklama yapıldı. Hata sapma oranını ben % 3,00 olarak düşündüğüm için aslında enflasyonumuz % 22’dir. Döviz artışının ekonominin her tarafını sarstığını görüyoruz. Dövizde Ocak – Temmuz 2021 aylarına göre % 18 artış yaşandı. İlk defa altın performansını da vermem gerekiyorsa, altın Temmuz ayı sonuna göre % 6 değer kaybetti. Bu durumda döviz en fazla getiriyi sağlayan yatırım aracı oldu.
Dolar fiyatlanmasının yüksek olduğu zamanlarda başka herhangi bir yatırım aracının doların üzerinde prim yapması mümkün olmuyor. Dolar buna izin vermiyor. Çünkü özellikle yatırımcılar doları çok seviyor.
Dövizdeki artış, döviz borcu olan özel sektörü de negatif yönde etkiledi. KKTC Merkez Bankası verilerine baktığımızda toplam özel kesim borçlarının yarıya yakını döviz borcu, özellikle şirketlerin borçları daha çok döviz cinsinden. Döviz kurunun yükselmesinden dolayı özel kesimin borç geri ödeme kapasitesini zorlarken yükünü de doğal olarak artırıyor. Bilançolar ise kur farkından dolayı zarar yazıyor. Bu durumda özel kesimin öz kaynağı azalıyor. Bu ise şirketlerin sermayelerinin erimesine yol açarken şirketleri batma noktasına getiriyor.
Kur artışı en büyük hasarı borçlu özel sektör şirketlerine veriyor. Bu durum 2020 bilançolarına yansıdı şuan ise 6 aylık bilançolara negatif yönde yansımış bile. Yılsonu bilançolarında bu olumsuzluğu yine göreceğiz.
Temmuz ayı enflasyon rakamlarından da görüleceği gibi kurlarda ki artış enflasyonu da azdırmış durumda. Yılsonu enflasyonu % 22 civarlarına oturmuş bile. İthalata dayalı bir ekonomimiz olduğu için kur artışı bizi negatif yönde çok fazla etkiliyor ve maliyet enflasyonu oluyor. Bu enflasyon yine kur artışıyla ilgili.
Bu yıl yine fakirleştik. Hükümet alması gereken önlemleri almaktan aciz kalmış. Bizim ise yazmaktan ve söylemekten başka yapacak bir şeyimiz yok.
































