İki-üç gündür keyifsizdi.
Ne şakalarıma aldırıyor, ne sataşmalarıma yüz veriyordu.
Geçer diye düşündüm.
Ara sıra böyle davranıyordu…
Kapris yapmaktan, bana acı çektirmekten büyük zevk alıyordu.
Hiç hoşuma gitmiyordu bu huyu ama alışmıştım aslında.
Ona karşı ilgimde en küçük bir azalma olduğunu hissetti mi ortalığı ayağa kaldırıyordu.
Günlerce yüzüme bakmaz, sanki ben yokmuşum gibi davranırdı.
Alışmış ve bu tür davranışlarını bana olan “aşırı sevgisine” bağlamıştım.
Ve bu yüzden gizli gizli mutlu bile oluyordum.
Ama iki-üç gündür bir başkaydı.
Kaprisleri uzun sürmüştü. (Halbu ki o hiç bu kadar uzatmaz kararında bırakırdı)
Sıcaklardandır deyip aldırmadım.
Şakalarıma karşılık vermiyordu.
Hani odaya girdiğimde kapının sesiyle birlikte arkasını dönmesi ve gücenmiş numarasına yatması.
Gözleri boş boş bakıyordu.
Gözlerindeki yaşam ışığı azalmıştı sanki.
Bu ara işlerim o kadar yoğundu, elimde olmadan ihmal etmiştim.
Ara sıra oluyordu böyle. Ben ihmal ediyordum o kapris yapıyordu.
Fakat uzun sürmüyordu bu durum.
Her seferinde sevgimizi daha da artırıp barışıyorduk.
Ne etrafımda fır döndü, ne telaşla sağa sola gidip geldi.
Öylece baktı yüzüme.
Sanki bana değil de çok uzaktaki boşluğa bakıyordu.
İçim burkuldu.
Bir sorun olduğunu hemen anladım.
En sevimli halimi takınıp, kalpten gelen sevgimi göstermek için ayağına gittim.
Hiçbir fayda etmedi.
Gözlerindeki yaşam ışığı sönmüştü.
Önce kendi etrafında iki kez döndü.
Sonra, baş aşağı yattı suyun üzerinde ve öylece kaldı.
Ölmüştü.
Dehşetle öldüğünü gördüm.
İki damla gözyaşı geldi göz pınarlarıma.
Odadaki misafirlerden utanıp akmadılar.
Ama kalbim kan ağlıyordu.
Bir yoldaşımı kaybettim.
Bir sırdaşımı kaybettim.
Beni sınırsız ve koşulsuz sevdiğine inandığım bir arkadaşımı kaybettim.
Dört duvar arasında öyle kala kaldım.
Ne yapacağımı bilmeden.
Başımı ellerimin arasına alıp ağlamak istiyordum fakat misafirler de bir türlü gitmek bilmiyordu.
Öylece kala kaldım.
Gözlerimi cansız yatan cesede dikip öylece kala kaldım.
* * * *
Başımız sağolsun.
Balığım öldü.
32 yıllık yaşamımda ilk kez, kendi ellerimle besleyip büyüttüğüm, bu günlere getirdiğim, her türlü sırrımı paylaştığım sevgili balığım gözlerimin önünde çırpına çırpına can verdi.
Ne kadar marazlıyım bilemezsiniz.
Ne kadar içim daralıyor.
Halbuki balıkçıya sormuştum “ne kadar yaşar” diye.
“En az beş yıl” demişti.
Biz bir yıldır beraberdik.
Daha dört yılımız vardı.
Dört koca yıl.
Birinci yılın sonunda terk edip gitti beni.
Niye böyle oldu bilemiyorum.
Niye böyle oldu?
Suçlu ben miyim?
İhmal mi ettim.
Üç-dört gün yem vermediğim olurdu.
Ama hiç fark etmezdi onun için.
Her seferinde büyük bir iştahla saldırıyordu attığım yeme.
Kısa sürede tüketip, yenisini istermiş gibi fır dönüyordu kavanozun içinde.
Bu işin uzmanı olan balıkçı “fazla yem verme onun zararına olur” diye ikaz ettiği için, yemlemekten büyük keyif almama rağmen bunu yapmamaya çalışıyordu.
Hazır yiyici kavanoz balıkları öyleymiş.
“Daha fazla yem daha fazla yem” diye çırpınırlar, kanınıza girip sizi ikna ederler, daha fazla yem vermeye başlayınca da hem siz hem de onlar zarar görürlermiş.
Yalnız, son günlerde ihmal ettiğimi düşünerek ve bu hatamı telafi etme psikolojisiyle yemini biraz artırmıştım.
Acaba fazla yemden mi öldü?
Uzmanların sözüne kulak asmayıp, kendi kafama göre davrandığım için mi böyle oldu?
Eğer böyleyse ömür boyu kendimi affetmeyeceğim.
Hep içimde yara olarak kalacak onun ölümü.
Hazır yiyici beslemek de ayrı bir zanaatmış.
Yemini ayarlayacaksın, ilgini sevgini ihmal etmeyeceksin.
Ben bu işi beceremedim.
Beceremediğim için de kendimden utanıyorum.
Bak nasıl memleketteki hazır yiyiciler yıllardır beslenip gidiyorlar.
Ben ise bir balığı dahi besleyemedim.
Şimdi ayıp da olacak onu bana hediye edene.
Geçmişte arkadaşımdı, çok yakın sırdaşım, dostumdu.
Ya duyup da “niye hediyemi öldürdün” diye sorarsa?
Ne yapacağımı bilmez haldeyim.
Tek tesellim kavanozdaki diğer besleme balık.
O, hiçbir şey olmamış gibi neşe içinde dönüyor.
Yunus balıkları gibi yukarıya fırlayıp, en güzel numaralarını yapıyor.
Ne de olsa yemine ortak yok artık.
Hazır yiyicilikte tek başına kaldı.
Marazlıyım.
Balığım öldü, başımız sağolsun.
Bugün okunacak su selasından sonra, defnedeceğim.
Başın sağolsun dilekleri için şimdiden teşekkür ederim…
1999
(18 yıl öncesinin yazısı. Hazır yemeye devam…)
































