Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BAŞIMIZA SARDIĞIMIZ YENİ SORUNLAR!

Gelip giden koalisyon hükümetlerinin ancak Ankara’nın himmetleriyle iktidarlarını sürdürebildikleri bilinmeyen  gerçek değildir..

En basiti eğer mali katkı sağlanamamış olsa tek bir koalisyon hükümeti  iki aydan fazla iktidarda tutunamaz!

***

BU YALIN GERÇEĞE KARŞIN  gelip giden yönetimlerimizin  kendilerini sürekli başarılı oluş” iddialarında  kanıtlamaya çalışmaları tuhaf bir çabalama” imajı uyandırıyor..                   Çünkü aşiretlerin bile kendi içlerinde yönetsel hiyarerşileri olduğu gerçeğine nazire, halkın oylarıyla görevlendirilmiş olan siyasilerin bu konuda çaba göstermelerine gerek olmamalı, icraatlarının zenginliği ile doğruluklarının   ispatı yeterli olmalı!             Bu düşünceyledir ki son günlerde   “Saner Hükümeti ile Sn. Cumhurbaşkanının  siyasi tasarruflarını” daha bir tedirginlikle izliyorum. Anlatayım:                                                                                             ***

SADECE mevcut koalisyon hükümeti değil, ötesi gelip giden koalisyon hükümetleri de  siyasi konumları itibarıyla (ki sosyoekonomik işlevleri hiç yoktur) tanınmamışlıkları nedeniyle KKTC sınırları aşacak  siyasi tasarruflarda bulunamazlar..                               NE VAR Kİ  bir süre önce aslında Ankara ile birlikte hareket eden Saner Hükümeti ile Sn. Cumhurbaşkanı Tatar çözüm aşamalarında  koz olarak kullanılacak  47 yıldır  kapalı olan Maraş’ın yüzde 3 buçukluk kısmını açarak sadece Güney’deki Rum’u değil; dünyayı da ayağa kaldırma başarısı gösterdiler!                     Ve bu  vesileyle anladık,  Devletler büyüklükleri küçüklükleri yada zenginlikleri yoksullukları veya tanınıp tanınmamışlıklarıyla değil…

“İcraatları ve dünyada yarattıkları etki tepkileriyle” vardırlar! Öyle mi?

Hadi  Maraş açılımına  bir daha bakalım:                             ***

TUTUN  ki KKTC 47 yıl sonra Maraş’ı “iskâna açma kararıyla” rüştünü bir kez daha ispat etme iddiasına soyunuyor!

Kİ dün de bu “açılışın” ve “yaptık yapacağız” iddialarının etki tepkilerini   yazdıydım..                                                Fakat geçen gün Cumhurbaşkanı  ile Hükümet kanadının Maraş’la ilgili  aldıkları  yeni kararlar nedeniyle söz konusu  yorumlarım tutun ki kadük duruma düştü, sayılmaz.

Peki “yeni olan nedir?”                                                                       ***

NE İSTİYORUZ?   Neyin peşindeyiz? Çünkü aradan 47 yıl geçti ve hâlâ toplumca bile kendi içimizde bir siyasi mutabakata varamadık!

Şöyle ki bizden olmayan Annan planına bile bir yarımız “evet” derken bir yarımız “hayır” dediydi!

Kaldı ki bu ülkede hâlâ Rum tarafı ile nasıl bir çözümde buluşmak istediğimizin toplumsal birlikteliğini de sağlayamadık!

Dolayısıyla yarın müzakere masasına otursak Sn. Tatar’ın savunduğu “iki ayrı devlet üzerinde oluşacak bir çözümü mü yoksa federasyona dayalı bir çözümü mü savunacağımızı  bile bilmiyoruz!                         Ki daha 1974’den kalma tartışılacak, karara varılacak onlarca değil, yüzlerce  sorun vardır!

Tutun ki 47 yıl sonra Maraş’ı da açarak o sorunlara yeni bir sorun daha  ekledik!..

***                                   ŞŞÖYLE Kİ   üstesinden gelemeyeceğimiz ve uluslar arası mahkemelere kadar taşınacağı için yıllar yılı sürecek davalarıyla toplumun tüm siyasi açılımlarını dondurup çözümü atıl duruma sokacak   “Evkaf malları” sorununu gündeme getirerek!   Nitekim:

***

EVKAF MALLARI ÜZERİNDEN SİYASET YAPIYORUZ: Tabi eğer  Rum tarafını mandepsiye bastırır da Maraş’ta “iskâna açtık” dediğimiz yüzde üç buçukluk mahalleye Rum mülk sahiplerini getirebilirsek KKTC’i tanımaları koşulunda icrai sanat eylemelerine müsaade edeceğiz..

Fakat o mahalle ayni zamanda “Maraş’taki evkaf mallarımızın yoğun olduğu mahalledir!”

Zaten ne diyoruz? “Bizim olmayan Maraş’ı değil… Sahipliği  Evkafa ait olan mülkleri  nedeniyle bizim olan bölgeyi açtık, amenna..                           ***

YA HÂLÂ elimizde olan ötesi kapalı Maraş ne olacak?                                                               Ki Sn. Erdoğan çoktan bu yüzde 3.5’luk mahalle için TC’deki iş insanlarına gelin yerleşin, satın alın çağrısı yaptı!

Ya Oteller bölgesi, o kilometrelerce uzanan sahil şeridi ne olacak?                  İkincisine gelince:                                                                     ***                                               BİZİM TARAFIN  hesabı tutun ki bizim olamayan Maraş’ta bu kez de  “Evkaf mallarına dayanan  bir sahiplik” iddiası  üzerinde” gelişiyor..  büyük siyaset mi diyelim!

Peki Rum (istese de gelemez çünkü Türk idaresini kabul etmez)  dolayısıyla  gelmeyecekse Maraş  ne olacak? “Çağırdık da gelmediler talihlerine küssünler” mi diyeceğiz?

Yani gelmezlerse iskâna açtığımız bölgede her türlü ekonomik tasarrufta bulunma hakkı mı kazanacağız?

Hemen yanı başındaki Oteller dizisi kilometrelerce uzanan sahil de bizim mi olacak?                                                                                                  ***                                   KKTC’DEN SÖZ ETMİYORUM: 47 yıldır tellerinden uzanıp içine tüküremediğim yasak bölge Maraş’tan söz ediyorum!

Kaldı ki madalyonun öteki yüzünde şu vardır: Eğer Rum mülk sahipleri gelirse kısa süre sonra “biz Türk idaresinde yaşamayız” diyerek isyanı oynayacaklar kimsenin şüphesi olmasın!

BM’lerin anında askerleriyle o bölgede konuşlanacağı da muhakkaktır..

Amerika’nın Rusya’nın, Türk tarafının aleyhine Rum’dan yana beterince alacağı sert  kararları da olacaktır biline…                                                           ***

KISACA “açtığımız  gibi kapatırız da” diyemeyeceğimiz “Maraş açılımı,” başımıza sardığımız yeni bir siyasi sorun oldu!

Bakalım bundan sonra hem Ankara hem tüm bu siyasi gelişmelerin töhmeti boynuna asılı olan bizim gelip geçici yönetimler silsilesinden sonuncusu olan dolayısıyla sorumluluk yüklenip yüklenmese de umurunda olmayan “koalisyon hükümetimiz” ne yapacak?

Her halde görevini bir başka koalisyon hükümetine devrederken kucağındaki nur topu Maraş sorununu da birlikte devredecek!

Yeter ki KKTC’nin burnu … kalkmasın!