Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ANASTASİADİS EN AZ YUNAN CUNTASI KADAR GÜNAHKARDIR…

Anastasadis sonunda lütfen açıkladı, hiçbir şartta yeniden aday olmayacakmış… Geçmiş olsun, Kıbrıs adasına son treni kaçırtması yetmezmiş gibi, bir de altın pasaport skandalından sonra asla  kazanamayacağını bal gibi bilir…

Güney Kıbrıs halkı da bilmelidir ki, bugün korktukları, endişe ettikleri ne varsa, hepsinin tek sorumlusu Anastasiadis’tir…

Annan Planı’ndan sonra ortaya çıkan en net yakınlaşmayı, yeniden seçilmek için elinin tersiyle itmiş, iki devletli politika denilen tezin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ve belki de sonuçta adayı kesinkes bölen olacaktır, bu da ihtimal dahilinde. Bundan sonra seçime girse ne, girmese ne… O günler bir daha kolayında geri gelmez…

Maraş’ta mal bırakanları, TMK’ya başvurudan men etmeye kalkması bir o kadar daha eleştirilmesine sebep oldu.

Maraş konusunda “açılım” denen şeyin ne olduğunu kimse anlamasa da mal sahipleri daha konu netleşmemişken, kendi yönetimlerince aforoz edilmeyi hazmedemediler.

Rum basını da Kıbrıs sorunu ve son olarak da Maraş konusunda gelinen noktanın sorumlusu olarak Anastasiadis’i daha açık bir şekilde suçlamaya başladı.

Cyprus Mail, Christos Panayiotides’in “Hesaplaşma zamanı” başlıklı ve Anastasiadis ve Dışişleri Bakanı’nı derhal istifaya çağıran yorumuna yer verdi.

Sıkıştırılan Anastasiadis, iki gün önce Crans Montana günahını çıkartmaya kalktı. “Crans Montana’daki müzakerelerin kesilme sebebi, tam da Türkiye’nin garantilerde ve askerlerinin sürekli kalmasındaki ısrarıydı” dedi. Yalan dolanla halkını yine kandırmayı umut etti.

Ertesi gün kendi Müzakerecisi Mavroyannis onu bir güzel yalanladı. Crans Montana olayının nedenlerini sıraladı. “Dış politikada veto anlaşmazlığı, Kıbrıslı Türklerin karar almada bir olumlu oyda ısrar etmesi ve üçüncü olarak da dönüşümlü başkanlık”… Öyle Anastasiadis’in dediği gibi askerden, garantiden söz bile etmedi…

Yalanı ortaya çıkan Anastasiadis dün yeniden konuştu ve bu defa da “Türkiye 650 değil 1800 asker olmasında ısrar etti” diye düzeltmeye kalktı. Sözde halklarına karşı kendilerini savunmaya çalıştılar ama söyledikleri birbirini tutmadı. Çünkü anlattıkları, gerçekler değildi.

Tutarsız, iç politikada faşistlere yaranmaya endeksli, ne yaptığını bilmez bir tutumla sonuçta hepimizi bugüne getirdi. Daha da utanmadan siyasi eşitliği inkar etmeye çalışıyor.

Sanki gerçek federasyondan, sulandırılmış federasyona geçenm o değilmiş gibi. Önerdi, Türkiye de üstüne balıklama atladı, bu kadar basit.

Kim ne derse desin, gerçek federasyondan, gevşek federasyona, oradan da iki devletliliğe evrilen politikanın tek sebeplisi, Anastasiadis’tir…

Maraş bugün tek bir diplomatik girişim yapılmadan, sonu belirsiz bir uygulamaya maruz kalıyorsa, bunun da suçlusudur.

Dünya devletlerinin arka arkaya kınamaları, AB’nin ve ABD senatosunun kınama sırasına girme hazırlığı, hiçbir işe yaramaz artık.

15 Temmuz 1974 darbesi ne kadar ahmakçaysa, Anastasiadis’in yaptıkları da aynı derecede ahmakçadır.

Bu adada kalıcı barışın, uzlaşmanın sağlanmasını son dakikada engelleyen adamdır.

Adanın hem Rum hem Türk halkı olarak bu ahmaklığın sonuçlarını hep birlikte çekeceğiz.

Tarihi sorumluluğu ve suçu büyüktür, en az Yunan Cuntası kadar…

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

 

BABANIN MALI MIYDI?:

Elinde liste varmış da, iki devlet isteyenden pasaportunu geri alacakmış… Öneriyi faşist DİKO ve EDEK milletvekilleri sundu, Anastasiadis kabul etmez herhalde derken, bir de baktık daha da ileri gitmiş. Kimden neyi alıyor acaba, babasının malı mıydı? Gasp ettiği devletten kalan haklardır bunlar. Tatar, “kefenimi giydim, alırsa alsın” diyebilir, zaten bu noktadan sonra neden iade etmez onu da anlamam ama Niko’nun bu pasaportlara dokunma hakkı yoktur. Olay onun da boyunu aşar. Biri kendi ülkesinin milletvekillerine “Gidin Rum Meclisi’ne” der, diğeri “Pasaportlarınızı alırım” diye tehdit eder. Yok aslında birbirlerinden farkları.

 

ANAHTAR İNGİLİZ’İN ELİNDE:

İngilizlere de bir şeyler oldu. Gerçekçi dış politika tutumlarını bir kenara bıraktılar, resmen saçmalıyorlar. Anastasiadis’le Tatar birbirlerine mektup yazsınlarmış… Her ikisi de giderek sertleşen iki kişi, görüşerek anlaşamamış, mektupla anlaşacaklarmış da gerilimi azaltacaklarmış. Böyle mantıksız bir öneri. Aslında motivasyon, 3. Garantör ülke olarak kendi ellerinde. Kıbrıs Türk halkına karşı uyguladıkları insanlık dışı direkt uçuş ambargosunu kaldırsınlar bakalım, Rum tarafı uzlaşma için masaya geliyor mu, gelmiyor mu.

 

 

KİM ALACAK?:

Maraş, AİHM kararlarına göre açılacakmış dedi Saner. Nasıl yani? Netlik yok… Düne kadar Vakıf malıydı, şimdi Tatar bunun uluslararası hukuk olmadığını ilan etti, sonuç? İade, takas, tazminat… İade isteyen o viraneye gelip yerleşmeyi kabul etti diyelim. Ya takas ya da tazminat ne olacak? Bunun maliyeti nasıl karşılanacak? Para bulunamadığı için tazmin edilmeyen ve bekleyen yüzlerce açık dosya var. Bu malları kim satın alacak? Şunu netleştirin de herkes anlasın. Hangi para sahibi, hangi sermaye? Kime açacaksınız? Öyle yuvarlak laflarla olmaz.

 

ŞİMDİ SESİNİ ÇIKARMAYANLAR:

Maraş açılımının ne olduğunu, kime hizmet edeceğini ve bize ne fayda sağlayacağını pek anlamasak da zararının faydasından çok olacağını anlamak için müneccim olmaya gerek yok. Kapıların yeniden açılmasıyla çarşıda yaşanan canlılık, Anastasiadis’in yeni yaptırımlarına kurban olursa ne yapacaksınız? Hele o Maraş’la ilgili sesi çıkmayan turizmcilerimizin yarın güneyden gelen turistlerin kuzeye geçmeleri yasaklanınca ne yapacaklarını merak ederim…

 

KEŞKE FABRİKA AÇSAYDINIZ:

Bir internet televizyonu, Türkiye’de vatandaşa “Kıbrıs müjdelerini” soruyor. İnsanlar her şeyin farkında, bir tanesi diyor ki, “Orada da insanlar bizim durumumuzda, saray yapacağınıza fabrika yapsaydınız”… Diğerleri ise, şatafatın gereksizliğinden, böyle bir masrafın yapılmaması gerektiğinden dem vuruyor. Benim ağırıma giden de bu talebin bizden gitmiş gibi anlaşılması. Ne yazık ki bu “müjdeler”, Türkiye ve KKTC halklarının arasını biraz daha açıyor…

 

NAMAZ VASITASIYLA TİCARETİ ÖĞRENDİLER:

O bisikletler var ya, hani çocuklara günde 2 rekat namaz kılmak şartıyla dağıtılan. İşte o bisikletleri alan bazı çocuklar üzerinden bir ay geçmeden, “az kullanılmış, ihtiyaçtan dolayı” ilanıyla satışa çıkardılar. Benim merak ettiğim, o çocuklar hala günde 2 rekat namaz kılıyorlar mı, yoksa o bisikletleri yeni bir gelir kapısı olarak mı görüyorlar. İyi yani, çocuklar namaz vasıtasıyla ticareti öğrenmiş oldular…