Rixos Oteller Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Fettan Tamince Antalya’da bir konferansta yaptığı konuşmada “Tamam biz Müslümanız ama Antalya’ya yılda 10 milyon turist gelir, caddelere bakın bakalım yılbaşı havası var mıdır” mealine gelen bir serzenişte bulundu.
Tam da “hayallah ben de aynısını düşünüyordum” dedirtecek bir açıklama.
Biz de Müslümanız ama Kuzey Lefkoşa’da yılbaşından eser yok.
Geçen akşam Uzun Yola yürüdük arkadaşlarla.
Güney’deki onca ekonomik krize rağmen pahalı Avrupa şehirlerini aratmayacak kadar rengarenk bir ortam vardı.
Gecenin ilerleyen saatine rağmen yılbaşı ışıklarıyla pırıl pırıl bir cadde, her köşe başında sokak şarkıcıları ve alışveriş yapan binlerce insan.
Arasta’ya döner dönmez koyu bir karanlık karşıladı bizi.
Yani yılda 10 milyon turist alan Antalya ile yılda 500 bin turist alan KKTC’nin başkenti Lefkoşa arasında pek bir fark yok bu açıdan.
Oysa yılbaşı demek ekonominin çarklarının daha hızlı ve daha bereketli dönmesi demektir.
***
30 yıl önce Ankara’da, öğrenci evinde kutladığımız bir yılbaşı gecesinin sabahında ev sahibimizle ilk ciddi gerginliği yaşamıştık.
Kendisi Konyalı idi ve hacıydı. Namazında-niyazında ve biz öğrencileri de seven birisiydi.
Yılbaşı gecesi eğlencesinin gürültüsü ilk değildi ve her defasında hoşgörüyle karşılanırdı komşular tarafından.
Hacı Amcamızdan da bir şikayet gelmemişti.
1 Ocak sabahı karşılaştığımızda öfkeli bir ses tonuyla “Dün gece sabaha kadar sizin için dua ettim” diyecekti.
Ben de öfkesine anlam veremeyerek “İnşallah duaların kabul olur Hacı Amca” deyivermiştim de yanıtı hiç de hoş olmayacaktı;
“Gavur adetlerini kutluyorsunuz, başınıza taş yağacak…”
Böylece ilk mahalle baskısıyla yüzleşmiştim.
Sonraki günlerde, Hacı Amca’nın öfkesi dindiğinde “Aslında biz Noel’i kutlamıyoruz, Atatürk’ün kabul ettiği Miladi Takvim’in ilk gününü kutluyoruz” diyerekten Hacı Amca’yı ikna etmeye çalışmıştım ama Atatürk referansı bile etkilememişti onu.
***
Ertesi yılbaşı, 31 Aralık günü bu kez mahalle baskısından öte “hoca baskısına” maruz kalacaktım.
31 Aralık öğleden sonraki ekonomiye giriş dersi aslında saat 16.00 gibi bitmesi gerekirdi. Sınıfın önemli bir bölümü dersin bir an önce bitmesini bekliyordu.
Çünkü herkes yılbaşı gecesi kutlamalarına gidecekti.
Bizim hoca dersi uzattıkça uzattı. Anlat anlat bitirmiyor bir türlü.
İtirazlar başlayınca da bu kez bize takvim dersi vermeye başladı.
Hicri Takvim ile Miladi Takvim arasındaki farklardan bahsedip aslında o gecenin yılbaşı gecesi olmadığını ispat etmeye çalışıyordu.
Hacı Amca’yı anlayışla karşılamıştım da sonuçta bir üniversitenin çatısı altında ve bilimsel bir kürsüde ilk kez bilim dışı şeyler duymanın şokunu yaşamıştım.
O hocamız kimdi biliyor musunuz?
Milliyetçi Hareket Partisi Başkanı Devlet Bahçeli’nin ta kendisi.
***
Antalya’nın hali ve Kuzey Lefkoşa’nın sefaleti üzüntü vericidir.
Kur’an’da adı yüzlerce kez geçen ve peygamber olarak kabul edilen Hz. İsa’nın doğum günü 25 Aralık’tır.
31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece Miladi Takvim’e göre yeni yılın başlangıcıdır.
Ve bilimsel ölçüler içinde zamanı en iyi ölçen Miladi Takvim’dir.
Kim icat etmiş, nasıl icat etmiş önemli değildir (icat edenlere saygı duymak gerekir.) Hristiyanlıkla bir alakası yoktur. Birçok Hristiyan mezhebi de “(İsa’nın doğduğu günü sulandırdığı için) tıpkı bazı Müslümanlar gibi yılbaşı gecesine karşı çıkmaktadırlar.
Üzüntü verici olan Antalya’nın ve Kuzey Lefkoşa’nın içinde bulunduğu gerçekliktir.
Dünyasal ölçütlerden hızla uzaklaştıkları için…
































